Pazartesi, Nisan 25, 2016

KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMAMASI KANUNU


Av. Fikret İLKİZ
25 Nisan 2016
Basit bir soru, kişisel veri nedir?

Kısaca kişiyi doğrudan ve dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm veriler kişisel veridir.

Anayasa Mahkemesinin 09.04.2014 tarihli kararına göre; kişisel veri kavramı, belirli veya kimliği belirlenebilir olmak şartıyla, bir kişiye ilişkin bütün bilgileri ifade eder. İlk adımda bir kişinin adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi bireyin sadece kimliğini ortaya koyan bilgiler kişisel veridir. Ama sadece bu değildir, telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri genetik bilgiler, IP adresi, e-posta adresi, hobiler, tercihler, etkileşimde bulunan kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri gibi kişiyi doğrudan ve dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm veriler kişisel veri kapsamında düşünülmelidir (Esas 2013/122, Karar 2014/74)

Kararı okumaya devam edelim…

Kişisel verilerin korunması hakkının amacı nedir?

Kişinin insan onurunun korunmasını amaçlar. Daha da önemlisi her bireyin kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel bir biçimi olarak, bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi sırasında korumayı amaçlamaktadır. Bir başka deyişle bu hakkın kullanımında kişisel veririn işlenmesi en çok dikkat edilmesi gereken ve hakkı koruyan bir kavramdır.

Artık bilişim teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde eski ve geleneksel yöntemlerle mümkün olmayan hızla ve kolaylıkla çok sayıda verinin toplanabilmesi günümüzde çok basit bir bilişim işlemidir. Bir anlamda çeşitli yerlerde depolanmış, durduğu yerde duran ve daha önce birbirinden ilişiksiz şekilde tutulan pek çok verinin merkezi olarak bir araya getirilebilmesi yani verilerin işlenmesi basittir. Günümüz teknolojileri ile verilerin, veri eşleştirme ve veri madenciliği gibi ileri teknolojik olanaklarla analize tabi tutulmak suretiyle, veriden yeni veriler üretme kapasitesi çok artmıştır. Verilere erişim ve veri transferleri çok kolaylaşmıştır.

Kişisel verilerin ticari işletmeler için kıymetli bir varlığa dönüşmesi ve çok değer kazanması sonucunda özel sektör tarafından ticaret/iş/kâr üçgeninde yaratılan riskler düne göre daha yaygın ve önemli boyutlara ulaşmıştır. Hatta terör ve organize suç örgütlerinin kişisel verileri ele geçirme yönündeki faaliyetlerinin artması endişe verici boyutlardadır. Ortaya çıkan sonuçtan ürkmemek olası değildir. Anayasa Mahkemesi kararında yaptığı bu tespitlerden sonra şu sonucu ulaşıyor; bilişim teknolojilerinin sahip olduğu olanaklar “Günümüzde kişisel verilerin en üst seviyede korunmasını zorunlu kılmaktadır.

AYM’ye göre bu bağlamda Anayasanın 20. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesinde, “Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir” hükmüne yer verilerek kişisel verilerin korunması hakkı anayasal güvenceye bağlanmıştır. Yani, bu şekilde kamu makamlarının keyfi müdahalelerine karşı bireylerin kişisel verileri koruma altına alınmıştır.

Anayasa'nın  “Özel hayatın gizliliği ve korunması” başlıklı 20 maddeye eklenen ek fıkraya göre “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.” (12.9.2010 -5982 sayılı Kanun 2 md.)

Kişisel verilerin “gizliliğinin korunması” Anayasanın teminatı altında değildir ama buna rağmen, kişisel verilerin “korunması” anayasal teminat altına alınmıştır.

Anayasadaki bu düzenlemeye göre acaba Kanun çıkarılmış mıdır?

24.3.2016 kabul tarihli 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, 07.4.2016 tarihli ve 29677 sayılı Resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Kanunun Yürürlük maddesine göre; kişisel verilerin aktarılması, yurt dışına aktarılması, ilgili kişinin hakları gibi bazı düzenlemeler Kanunun yayımı tarihi olan 7.4.2016 tarihinden itibaren altı ay sonra yani 7 Ekim 2016 tarihinde yürürlüğe girecektir.

Kanuna göre bu 6 ay içinde “Kişisel Verileri Koruma Kurulu” kurulacaktır. Kurul, bu Kanunla ve diğer mevzuatla verilen görev ve yetkilerini kendi sorumluluğu altında, bağımsız olarak yerine getirecek ve kullanacak. Görev alanına giren konularla ilgili olarak hiçbir organ, makam, merci veya kişi, Kurula emir ve talimat veremeyecek, tavsiye veya telkinde bulunamayacaktır. Aslında böyle bir düzenleme gereksiz olmuştur Zaten daha başında kuruluşu itibariyle “bağımsızlığı” söz konusu değildir. Çünkü dokuz üyeden oluşacak olan bu Kurulun beş üyesi Türkiye Büyük Millet Meclisi, iki üyesi Cumhurbaşkanı, iki üyesi Bakanlar Kurulu tarafından seçilecektir.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu hükümlerine göre;  kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veri olarak kabul edilmiştir.  Özel nitelikli kişisel verilerin, ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesi yasaktır. Ama bu yasağa getirilen bazı istisnalar çok düşündürücü ve çok sakıncalıdır.  Örneğin Kanunda sayılan sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel veriler, kanunlarda öngörülen hâllerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir.

Sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir. Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde, ayrıca Kurul tarafından belirlenen yeterli önlemlerin alınması şart koşulmuş olmasına rağmen (Madde 6); yeterli önlemin ne olduğu bile yeterince açıklanmamıştır.

Bir başka önemli sorun daha var. İlgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerin işlenmesinde ve korunmasında Kanunun 28 inci maddesinde yer alan “istisnalar” çok düşündürücüdür. Sadece iki örnek vermekle yetinelim…   

Örneğin “Kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini, ekonomik güvenliği, özel hayatın gizliliğini veya kişilik haklarını ihlal etmemek ya da suç teşkil etmemek kaydıyla, sanat, tarih, edebiyat veya bilimsel amaçlarla ya da ifade özgürlüğü kapsamında işlenmesi” mümkündür ve bu Kanun kapsamı dışındadır.

Artık ifade özgürlüğünüz kayıt altındadır.  

Hatta “Kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini veya ekonomik güvenliği sağlamaya yönelik olarak kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbarı faaliyetler kapsamında işlenmesi” de mümkündür.

Milli güvenlik veya savunma, kamu güvenliği, kamu düzeni ve hatta ekonomik güvenlik gerekçeleriyle ilgili kişinin açık rızası aranmadan kişisel verileriniz işlenebilir, transfer edilebilir, yeterli koruması yoktur.

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, insan haklarının korunmasında yaratılan risklerin başında gelen kanuni bir engel ve düzenlemedir.  

Etiketler: , , , , , , , ,

Pazartesi, Eylül 15, 2014

SANSÜRE UYGUN KANUN

Av. Fikret İLKİZ
10 Eylül 2014 kabul tarihli 6552 sayılı “İş Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması İle Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun” Mecliste kabul edildi. 11 Eylül 2014 tarihli Resmî Gazetenin 29116 sayılı (Mükerrer) nüshasında yayımlanarak yürürlüğe girdi. 
Bu Kanunun 126 ve 127 inci maddeleri (yani Tasarının 129 ve 130 uncu maddeleri) 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun değişiklikleri ile ilgilidir ve TBMM’de 8 Eylül 2014 tarihli oturumda görüşüldü. Kuruluş sırasında  “antidemokratik” olarak nitelendirilen Erişim Sağlayıcıları Birliği daha yeni kurulmuş olduğu halde yedi ay önce 6.2.2014 kabul tarihli 6518 sayılı ve 26.02.2014 kabul tarihli 6527 sayılı Kanunla değiştirilmiş olan 5651 sayılı Kanunun 3 üncü ve 8. maddeleri yeniden ve esaslı biçimde değişti.  
08.09.2014 tarihli Meclis oturumunda reddedilen önergelerden sonra tek bir önerge kabul edildi. O da Mustafa Elitaş ve arkadaşlarının önergesidir ve şöyledir: 
"MADDE 129- 4.5.2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "iki bin Yeni Türk Lirasından on bin Yeni Türk Lirasına" ibaresi “iki bin Türk Lirasından elli bin Türk Lirasına" şeklinde ve dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"(4) Trafik bilgisi Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından ilgili işletmecilerden temin edilir ve hâkim tarafından karar verilmesi hâlinde ilgili mercilere verilir."
Plan Ve Bütçe Komisyonu bu değişiklik önergesini takdire bıraktı. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan ise bu önergeye katıldığını ifade etti… 
Bu maddenin gerekçesi aynen şöyledir: “Mevcut durumda internet trafiğine ait bilgiler ancak bir soruşturma ya da kovuşturma olması durumunda mahkeme kararı ile işletmeciden temin edilebilmektedir. Hâlbuki çoğu zaman bir soruşturmaya başlanabilmesi için bu bilgiler gerekmektedir. Ayrıca trafik bilgilerinin farklı işletmecilerden farklı biçim ve düzenlerde gönderilmesi, bu bilgileri talep eden ilgili mercilerde kullanım zorluğu doğurmaktadır.
Mahkeme kararı üzerine ilgili işletmeciye başvurup trafik bilgisinin talep edilmesi ve işletmecinin talep edilen bu ham bilgileri kullanılabilir ve anlamlı hale getirip göndermesi ya da ham olarak gönderilen bilgilerin Başkanlık tarafından kullanılabilir ve anlamlı hale getirilmesi zaman almakta, böylece soruşturma ve kovuşturmaları geciktirmektedir. Terör saldırısı tehdidi gibi acil durumlarda talebe zamanlıca cevap verilmesi imkânı bulunmamaktadır. Diğer taraftan, işletmecilerin talep edilen bu ham bilgileri kullanılabilir ve anlamlı hale getirmesi işlemleri ciddi bir mali külfet oluşturmaktadır. Bu nedenle, fıkra ile işletmecilerin ek mali külfet altına girmesinin önlenmesi de sağlanmış olmaktadır. 
Bu nedenlerle, temin edilecek genel internet trafiğine ilişkin bilgilerin hâkim kararı üzerine ilgili mercilere verilmesi öngörülmektedir.” 
Önerge oylanmış ve kabul edilmiş, kabul edilen önerge doğrultusunda madde oylanmış ve kabul edilmiştir. (6552 sayılı Kanun Madde 126) 
Ardından Tasarının 130’uncu maddesi ile ilgili 4 ayrı önerge gündeme gelmiştir. Önergeler oylanmış ve kabul edilmemiştir. Ardından Tasarısının 130 uncu maddesinde Mustafa Elitaş ve arkadaşları tarafından aşağıdaki değişiklik önerilmiştir:  
"MADDE 130- 5651 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan "yirmi dört saat" ibaresi "dört saat" şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
"(16) Milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi nedenlerinden bir veya bir kaçına bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, erişimin engellenmesi Başkanın talimatı üzerine Başkanlık tarafından yapılır. Erişim sağlayıcıları Başkanlıktan gelen erişimin engellenmesi taleplerini en geç dört saat içinde yerine getirir. Başkan tarafından verilen erişimin engellenmesi kararı, Başkanlık tarafından, yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırk sekiz saat içinde açıklar”.
Plan Ve Bütçe Komisyonu Başkanı önergeyi takdire bırakmış, Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı önergeye katılmıştır. 
Madde gerekçesi: “Milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi nedenlerinden biri veya bir kaçına bağlı olarak internet ortamında vuku bulacak ihlallere yönelik çok kısa sürede koruyucu idari tedbir alınabilmesi hedeflenmiştir. Bu değişiklikle "milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması" ile "suç işlenmesinin önlenmesi" hususlarında, "gecikmesinde sakınca bulunan hal" kapsamında erişimin engellenmesi öngörülmüş ve böylece Anayasadaki düzenlemelere uygunluk sağlanmıştır. Bu kapsamda verilecek idari tedbir kararlarının, yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulması ve hâkimin, kararını kırk sekiz saat içinde açıklaması öngörülmektedir. Önerge oylanmış kabul edilmiş, önerge doğrultusunda madde oylanmış ve değişiklik kabul edilmiştir (6552 sayılı Kanun Madde 127).
Açıkça Hükümete/Yürütmeye bağımlı TİB hâkimiyetine geçen tüm trafik bilgilerinin, herkesin kişisel verilerinin elde edilmesi, internette erişimin 4 saat içinde engellenmesi milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması kavramlarıyla açıklanacak ve internet ortamındaki sınırlandırmalar “kanuni” ama hukuka aykırı olacaktır. 
Kişisel Verilerin Gizliliğinin Korunması Hakkındaki Tasarısının kanunlaşması gün geçtikçe zorlaşmaktadır.  

Sansürün adı; artık kanuni sansürdür. 5651 sayılı Kanunda değişiklik yapan İş Kanunu hakkındaki (!) 6552 sayılı bu “kanuni” değişiklik de sansüre uygundur! 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Pazar, Mart 25, 2012

GAZETECİLER VE KİŞİSEL VERİLER



                           Fikret İLKİZ

Haberlere göre, kişisel verilen korunması ile ilgili olan Kanun tasarısının yeniden Meclis gündemine getirileceği açıklandı. Böylece Anayasa değişikliği ile kabul edilen yeni düzenleme ile Türk Ceza Kanunundaki kişisel verilerle ilgili hükümlerin ardından “kanun” yapılacağı anlaşılıyor. 
Sadece ve sadece bu nedenle yeniden ve yeniden yazarak hatırlatmak gerektiğine inanıyorum. 
Hükümet tarafından, TBMM 23 üncü dönemde 24.04.2008 tarihinde kanun tasarısı olarak Meclise sunulduğu halde her nedense kanunlaşmadığı için eski tasarı artık hükümsüz durumda. Anlaşılan Hükümet, tasarıyı yenilemek suretiyle Meclise yeniden getirecek.  
Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısının özü, kişisel verilerin ne olduğu ve işlenmesinde kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı ile temel hak ve özgürlüklerinin korunması ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin uyacakları esas ve usullerin düzenlenmesi ve bir kurul korunmasını amaçlamaktadır.
Çoğunluğun evet dediği Anayasayı, 5982 sayılı Kanunla (13.05.2010 Resmi Gazete) değiştirerek Anayasa’nın "Özel Hayatın Gizliliği" hakkındaki 20. Maddesine eklenen son bir fıkra ile “kişisel verilerin korunması” anayasada yer aldı. Düzenlemeye göre, artık herkes kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsamaktadır. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller ise kanunla düzenlenecektir. 
Böylece kişisel verilerin “korunması” ve bir kanun yapılması Anayasada yer aldı. 
Görüşüme göre, Anayasa Madde 20 son fıkrası, kişisel verilerin “gizliliğinin korunması” hakkında bir düzenleme içermiyor ve devlete insanların kişisel verilerinin gizliliğinin korunması hakkında bir yükümlülük de getirmiyor. Hatta çıkarılacak olan kanunda yapılacak düzenleme ile “öngörülen hallerde” veya kişinin açık rızası ile kişisel verilen “işlenmesi” kabul ediliyor. Ama tam tersi olmalı ve “kişisel verilerin gizliliğinin korunması” Anayasada ilke olarak yer almalıydı. Böylece Anayasadaki bu yasak nedeniyle gizliliğin ihlaline neden olacak nitelikte kanun çıkarılması da yasaklanmış olacaktı.   
Ne devlet, ne de kişiler, kimsenin kişisel verilerinin gizliliğinin ihlaline neden olacak hukuka aykırı davranış içine girmelidir ne de kanunlar hak ihlaline neden olacak biçimde düzenlenmelidir. Anayasada yer alan düzenleme kişiler verileri koruyor, ama kişisel verilerin gizliliğini korumuyor. Çıkarılacak olan kanunlarla, “öngörülen hallerde” gizliliğin ihlal edilebileceğine dair kanuni düzenleme yapılmasına açık kapı bırakıyor. 
Kişisel veriler hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olarak elde edilmelidir. Kişisel verilerin toplanması, elde edilmesi, kaydedilmesi, düzenlenmesi, saklanması, değiştirilmesi, okunması, sorulması, kullanılması, transfer yoluyla başkalarına verilmesi, yayılması ya da hazır bulundurulması için yapılan her türlü işlem, yani “kişisel verilerin işlenmesi” de hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olmalıdır. 
Kişisel veriler açık ve belirli olan, hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun amaçlar için kaydedilebilir ve kullanılabilir. Kullanmak için amaç aşılmamalıdır. Kişisel veriler doğru ve güncel olmalıdır. Gerektiğinde yenilenmeli ve silinebilmelidir. Bu nedenle bütün bu halleri gerektiren “gereken haller” açık olmalıdır. Kişisel verilerin toplandıkları amaç için gereken sürenin dolması ile kişilerin kimliklerini belirtecek şekilde muhafaza edilmemelidir. 
Daha da önemlisi kişisel veriler sadece açıklanan koşullardan anlaşılan veya kanunla öngörülen amaçlara uygun olarak işlenebilirler. Sadece bu nedenle bile, çıkarılacak olan kanun veya kanunlar çok önemlidir. 
Sonuç olarak kişisel verilerin “gizliliğinin sağlanması ve korunması” temel insan hakkı olarak kabul edilmelidir. Kişisel verilerle ilgili tek bir kanun çıkarılması dahi yeterli değildir. 
108 sayılı Kişisel Verilerin Otomatik İşlenmesine İlişkin Olarak Bireylerin Korunması Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesinde (28 Ocak 1981), “Özellikli veri kategorileri” olarak sayılan “hassas kişisel veriler” “İç hukukta uygun güvenceler sağlanmadıkça, ırk menşeini, politik düşünceleri, dini veya diğer inançları ortaya koyan kişisel nitelikteki verilerle sağlık veya cinsel yaşamla ilgili kişisel nitelikteki veriler ve ceza mahkûmiyetleri otomatik bilgi işlemine tabi tutulamazlar”. 
Yeniden ve başka bir kanun tasarısı hazırlanır mı bilinmez ama eğer eskinin tekrarı yeniden gündeme gelirse, 2008 yılında hazırlamış olan kanun tasarısı herkes ve özellikle "gazeteciler" için bazı sakıncalar içermektedir ve “çok” tehlikelerle doludur. 
Bir kurulumuz daha olacak ve “Kişisel Verileri Koruma Kurulu" kurulacak. Kurulunun üyelerini ve Kurul Başkanını, Bakanlar Kurulu seçecek. 
Gazetecilerin kendi meslek örgütleri tarafından belirlenmiş olan meslek kuralları veya etik ilkeleri artık bu Kurul tarafından belirlenebilecek ya da Kurul kararları ile “uyumlu hale” getirilmesi istenecek gibi gözüküyor.  
Haberler ve köşe yazıları hakkında bu Kurul “geçici önlem” kararları(!) bile alabilecek…
Neyse, geçmişten geleceğe bir kanun tasarı hakkında hatırlatmada bulunmak istedim. 
Gazeteciler böyle bir kanun tasarısıyla ne bu ülke insanları için ne de kendi özgürlükleri, hakları, çalışma koşulları ve meslek ilkeleri için geçmiş yıllarda ilgilenmediler. 
Yeniden gündeme gelecek bu kanun tasarı hakkında kamuoyunu bilgilendirmek, haber vermek, aydınlatmak gibi amaçlarla da ilgilenmeyecekler ve başlarına dert açılmadan da ilgilenecek gibi gözükmüyorlar zaten…

Etiketler: , , , ,

Pazar, Ekim 09, 2011

KİŞİSEL VERİLER VE GAZETECİLER



               Av. Fikret İLKİZ

Yaklaşık bir yıldır arada bir yazdığımız konu yeniden gündeme gelecek.

Avrupa Konseyi'nin 1981’de imzaya açtığı 108 sayılı Otomatik Olarak İşlenen Kişisel Veriler Bakımından Bireylerin Korunması Hakkında Sözleşme Türkiye tarafından imzalanmıştır, ama onaylanamamıştır. Çünkü bu Sözleşme'nin onay kanununu çıkarabilmek için Türkiye’nin iç hukukunda öncelikle bu Sözleşmeye uygun bir “kanun yapma” şartı var.

Türkiye kişisel verilerin gizliliğini koruyacak bir kanunu henüz kabul etmemiştir. Yıllardır Türkiye hakkındaki İlerleme Raporlarında bu “eksiklik” yazılıdır. En son hazırlanan "Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun Tasarısı"  2008 yılından beri gündemdedir.

Hatta bu tasarı kanunlaşmadan “kişisel verilerin korunması”, en son 5982 sayılı Kanunla (13.05.2010 Resmi Gazete) değiştirilen Anayasa’nın "Özel Hayatın Gizliliği" hakkındaki 20. Maddesine eklenen bir fıkra ile anayasal bir hak haline gelmiştir.

Anayasaya göre, artık herkes kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsamaktadır. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller ise kanunla düzenlenecektir.

Bir türlü çıkamayan kişisel veriler hakkındaki kanun çalışmaları hızlandı.

Eski Tasarıda kişisel verilerin işlenmesinde kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı ile temel hak ve özgürlüklerinin korunması ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin uyacakları esas ve usullerin düzenlenmesini amaçlanmıştı.

Yenisi ne olur bilinmez… Ama eğer eskinin tekrarı yeniden gündeme gelirse 2008 yılında hazırlamış olan kanun tasarısı "gazeteciler" için bazı sakıncalar ve tehlikeler içeriyordu. Hak olarak kişisel verilerin korunması Anayasada yer almasına rağmen, geçmiş yasama döneminde kalan Tasarı gizliliği korumuyor, kişisel verilerin kişinin rızası dışında işlenmesini sağlıyordu.

Eski Tasarıda "Kişisel Verileri Koruma Kurulu" kurulması vardı. Eğer yeniden getirilirse; bu Kurula öğretim kurumlarında en az on yıl öğretim üyeliği yapmış veya özel veya kamu hizmetinde en az on yıl fiilen çalışmış olanlar arasından, altı yıl süreyle görev yapmak üzere 7 kişi seçiliyor. Kurulun yetkilerini bağımsız olarak kullanması söz konusuydu. Hatta hiçbir organ, makam, merci ve kişi Kurulun kararını etkilemek amacıyla emir ve talimat veremeyecekti. Kurulunun üyelerini ve Kurul Başkanını, Bakanlar Kurulu seçecekti. Bu durumda eski Tasarıya göre Başbakanlığa ve Bakanlar Kuruluna bağımlılığı olan bir Kurul daha kurulması hedeflenmişti.

Eğer yeni Tasarıda aynı düzenleme korunursa, bağımsız olmak bir yana kurulacak Kurul "yürütmeye" bağımlı olacaktır.
Gerçi günümüzde artık yürütmeye bağımlı olmayan bir Kurul kalmamış olsa bile; en az bağımsız ve özerk kurullar kadar önemli olan bir başka sorun daha kapıdadır. Çok daha sakıncalı olan böyle bir yapılanma bakımından "gazetecilik amacıyla veri işlenmesi” adı altında, gazetecilerin ellerindeki verilerin gazetecilik amacıyla işlenip işlenmediğinin denetimi yolu açılacaktır. Bu amaç kim tarafından ve nasıl belirlenecektir?

Önceki Tasarıda olduğu gibi "kişisel verilerin işlenmesi bakımından mesleki davranış kuralları" eğer kurulacak  "Kurul" tarafından belirlenecek olursa; gazetecilerin kendi meslek örgütleri tarafından belirlenmiş meslek kuralları veya etik ilkeleri artık yürütmeye bağımlı bir Kurul tarafından belirlenecek demektir. En sakıncalı düzenlemelerden birisi de budur.  Gazetecilerden ve onların meslek örgütlerinden, kendi meslek ilkelerini bu Kurul kararları ile “uyumlu hale” getirmeleri istenirse, bu nasıl olacaktır?

Eski Tasarıda yayın yoluyla kişilik hakları ihlal edilenlerin Kurula şikâyet etme hakkı tanınmıştı. Şikâyetçi kişi bakımından telafisi güç veya imkânsız bir zararın doğması ihtimali bulunursa, Kurul'un "geçici önlemler almak" – ne demekse- dâhil, karar verme yetkisi vardı. Kurul nasıl bir "geçici önlem kararı” alacaktır ve karar medyada nasıl uygulanacaktır?

Bütün bu düzenlemeler önceki Tasarıda yer aldığına göre, yeniden gündeme gelecektir.

Yıllardır söylediklerimizi tekrarlarsak, kişisel verilerin gizliliğini korumak adına getirilmesi düşünülen denetimle, gazetecilerin ve kamuoyunun haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkı bir kere daha sınırlandırılacaktır.

Olabilecekleri ve karşılaşılacak sorunları tekrar tekrar yazarak anlatmaya çalıştığımız, sadece gazetecilerin basın özgürlüğünün sınırlandırılacağı ve medya üzerinde bir denetim sistemi daha yaratılacağı endişesi yanında, asıl önemli olan; herkesin kişisel verilerinin gizliliğinin ortadan kalkacağı tehlikesidir.

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Pazar, Temmuz 11, 2010

"GAZETECİLERİN VERİLERİ TEHLİKEDE" - Av. Fikret İLKİZ

Tekrar tekrar yazmak ve anlatmak gerekiyor.

Avrupa Konseyinin 28 Ocak 1981 tarihinde imzaya açtığı 108 sayılı Otomatik Olarak İşlenen Kişisel Veriler Bakımından Bireylerin Korunması Hakkında Sözleşme  Türkiye tarafından imzalanmıştır, ama henüz onaylanamamıştır.  

Sözleşmenin onaylanabilmesi için Sözleşmede öngörülen ilkelere uygun bir  kanun çıkarmamız  zorunludur.  Türkiye kişisel verilerin gizliliğini koruyacak bir kanunu henüz kabul etmemiştir. 

Ama bu arada, Anayasanın bazı maddelerini değiştiren 5982 sayılı Kanunla (13.05.2010 Resmi Gazete) Anayasada yer alan “Özel Hayatın Gizliliği” hakkındaki 20. maddeye fıkra eklenmiştir. Artık herkes kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsamaktadır. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller ise kanunla düzenlenecektir.  

“Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun Tasarısı” bu Anayasa değişikliğinden iki yıl önce Bakanlar Kurulunca 7.4.2008 tarihinde kabul edilerek TBMM  Başkanlığına 22.04.2008 tarihinde gönderilmiştir. 

Tasarı, kişisel verilerin işlenmesinde kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı ile temel hak ve özgürlüklerinin korunması ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin uyacakları esas ve usullerin düzenlenmesini amaçlamaktadır.

2008 yılı Ekim ayı itibariyle bu “Tasarı” TBMM’de Adalet Alt Komisyonunda…

Bu Tasarı “gazeteciler” için tehlikelidir. Son Anayasa değişikliği ile ayrıca hak olarak kabul edilen “bilgi edinme hakkına” sahip olan vatandaşlar içinde öyledir. Çünkü özel yaşamın gizliliğinin korunması esastır ama, bu Tasarı gizliliği korumuyor. Aksine kişisel verilerin kişinin rızası dışında işlenmesini sağlıyor…Gizlilik, bireylere karşı.

Tasarıya göre “Kişisel Verileri Koruma Kurulu” kurulacak. Bu Kurula  öğretim kurumlarında en az on yıl öğretim üyeliği yapmış veya özel veya kamu hizmetinde en az on yıl fiilen çalışmış olanlar arasından, altı yıl süreyle görev yapmak üzere 7 kişi seçilecek. Kurul yetkilerini bağımsız olarak kullanacak. Hiçbir organ, makam, merci ve kişi Kurulun kararını etkilemek amacıyla emir ve talimat veremeyecektir.

Geçmişte kurulan “kurullar” anımsanırsa inanılması güç ama, Tasarıda böyle yazılı. Kurulun üyelerini ve Kurul Başkanını, Bakanlar Kurulu seçecek. O halde Başbakanlığa  ve Bakanlar Kuruluna bağımlılığı olan bir Kurul daha ortaya çıkacaktır.

Bu Kurul bağımsız değil, “yürütmeye” bağımlı olacaktır. 
Tasarıya göre; yayın sahipleri veya temsilcileri ile bunların çalışanları olan gazeteciler tarafından ancak ve sadece “gazetecilik amacıyla” veri işlenmesi hali kabul edilmektedir. Gazetecilerin ellerinde bulunan verilerin gazetecilik amacıyla kullanılması kanun gereği olacaktır. Getirilmesi düşünülen koşul, yani sınırlandırmanın özü; kişisel verilerin gazetecilik amacıyla işlenip işlenmediğinin denetimidir. 

Tasarıda “Kişisel verilerin işlenmesine ilişkin ilkeler” ile “Kişisel verilerin işlenmesine ilişkin tedbirler” açısından getirilen sınırlandırmaya göre, “kişisel verilerin işlenmesi bakımından mesleki davranış kuralları” uygulanacaktır.

Bu mesleki davranış kuralları nedir diye sorarsanız, örneğin Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesinde kabul edilen davranış kuralları olmayacağını hemen söylemek gerekiyor…Çünkü mesleki davranış kurallarını kurulacak olan “Kurul” belirleyecek. Oysa gazeteciler için asıl belirleyici olan kendi meslek örgütleridir ve örneğin Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Sendikasıdır.

Eğer gazeteciler ve yayıncılar, verilen enformasyon gereksinimlerinin karşılanması için “düşünceyi açıklama ve yayma” hakkına uygun davrandıkları takdirde kişisel verileri işlemeleri ile yaratacakları haberler veya yazılar, ancak bu “takdirde” hukuka uygun sayılacaktır. Demek ki, “davranışın takdiri” gibi bir sorun ortaya çıkacaktır. 

Meslek kuruluşları  bu Tasarının kanunlaşması halinde kendi meslek kurallarını bu kanunla uyumlu hale getirmekle görevlidir. Bu nasıl olacaktır? Demek ki, kanuna göre kurulacak Kurul’un belirleyeceği “mesleki davranış kuralları” ile meslek kuruluşlarının kendi etik ilkeleri veya doğru davranış kuralları arasında “çelişki” ve “uyumsuzluk” çıkacaktır. 

Kurula, kişilik haklan ihlal edilenlerin başvuruları hakkında karar verme yetkisi tanınmıştır. İlgili kişi bakımından telafisi güç veya imkansız bir zararın doğması ihtimalinin bulunması halinde Kurul’un “geçici önlemler almak” yetkisi vardır.

Devam eden bir yazı dizisi ile ilgili şikayet üzerine Kurul acaba nasıl bir “geçici önlem” kararı verecektir? Ya da yayınlanmış bir yazı için verilecek “geçici önlem” kararı ne olacaktır ve nasıl uygulanacaktır?

Tasarıda ilgili madde gerekçesinde “geçici önlemlerin” neler olduğu açıklanmamış. Ama düşününce yasalarda olmayan bu yeni “geçici önlem”in pek de iyi bir şey olmadığı anlaşılıyor… Ne olduğu ve nasıl uygulanacağı bilinmiyor ama Kurulun  “yargısal” ve infaza yönelik bir yetkiye sahip olacağı çok açık.

Eğer Tasarıda yer aldığı gibi mutlaka “Kurul” oluşturulacaksa, bu kurulun bağımsızlığının ve özerkliğinin kişilerin özel yaşamlarının gizliliğinin korunması açısından hayati önem taşıdığını kabul etmeliyiz. Bunu gazeteciler, kamu oyuna anlatmalı. Kendi başlarına gelecek olanların ve ellerinde bulunan “kişisel verilerin” başına geleceklerinin farkına varmalı.  

Kişisel verilerin gizliliğini korumak adına getirilecek olan yeni “kanuni” sınırlandırmalarla gazetecilerin ve kamuoyunun haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkı tehlikededir…

Etiketler: , , , ,

Perşembe, Mayıs 20, 2010

ÖZEL YAŞAMIN İHLALİ VE CEZADA ZENGİN OLMAK - Av. Fikret İLKİZ

Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlâl eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlâl edilmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri ifşa eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Fiilin basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, ceza yarı oranında artırılır. (TCK Madde 134)

Türk Ceza Kanunda, özel yaşamın ihlalini suç sayan 134. maddenin gerekçesi “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz” şeklindeki Anayasanın 20. maddesine dayalıdır.

Kişinin gizli yaşam alanına girerek ve/veya başka suretle başkaları tarafından görülmesi mümkün olmayan bir özel yaşamı ile ilgili olayının saptanması ve kaydedilmesi suçtur.  Kişinin özel yaşamına ilişkin görüntü veya seslerin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi ayrı bir suç olarak kabul edilmiştir.

Uygulamada “ifşanın” basın yayın yoluyla yapılması halinde “hukuka aykırı” olup olmadığının saptanması “haber” veya “eleştiri/yorum” yazılarının yayınında önem kazanır. Özellikle, bu suç bakımından her olay kendi içinde ve oluşma koşullarının özelliğine göre değerlendirilmelidir. .

Suçun ağırlaştırılmış şekli ise; kişinin gizli yaşam alanına girerek elde edilen saptama ve kayıtlardan herhangi bir suretle yarar sağlanması veya bunların başkalarına verilmesi veya diğer kimselerin bilgi edinmelerinin temini veya basın ve yayın yoluyla açıklanmasıdır ve verilecek ceza yarı oranında artırılır.

Gazeteler, radyo ve televizyonlar veya internet ortamında basın yayın yoluyla yapılan yayınlarla bu suç işlenirse cezası yarı oranında artırılarak birbuçuk yıl ile dörtbuçuk yıl arasında hapis cezası verilebilir.

Sözleşmenin (AİHS) 8.maddesine göre, her şahıs özel ve aile yaşamına, konutuna ve muhaberatına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

Bu hakların kullanılmasına resmi bir makamın müdahalesi demokratik bir toplumda ancak milli güvenlik, kamu huzuru, ülkenin iktisadi refahı, düzenin korunması için zorunlu ölçüde, kanunun izin vermesi şartıyla gerçekleşebilir. Kanunla öngörülmemişse veya demokratik bir toplumda zorunluluk yoksa kişinin özel yaşamının ihlali demek temel insan hak ve özgürlüğünün ihlalidir.

AİHS’nin 8 inci maddesinde garanti altına alınan “mahremiyet hakkı”  insanları sadece kamu otoritelerinin müdahalelerine karşı değil, fakat aynı zamanda kişilerin müdahalelerine karşı da korur. Özellikle basın yayın yoluyla ve kitle iletişim araçları ile yapılan müdahalelere karşı da kişilerin özel yaşamlarının korunması zorunlu ve gereklidir. Tüm devletler kendi iç hukuklarında bu korumayı garanti edecek ulusal kanunlar kabul etmelidir.

Mahremiyet, gizli olan herkese söylenmeyen ve herkesçe bilinmemesi gereken olarak anlaşılmaktadır.
Mahremiyet hakkı, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi tarafından 428 (1970) sayılı kararı ile kabul edilen Kitlesel İletişim Araçları ve İnsan Hakları Bildirisi’nde “bir kişinin hayatını minimum müdahaleyle yaşama hakkı” olarak tanımlanmıştır.
Bildiriye göre kişinin “mahremiyet hakkı, hayatını en az müdahale ile sürdürmekten ibarettir.

Bu hak özel hayat, aile ve ev hayatı ile kişinin fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü, onur ve itibarını, kişiyi olduğundan farklı göstermekten kaçınmayı, gereksiz ve utandırıcı şeylerin açıklamasını, özel fotoğrafların izin alınmadan yayınlanmamasını, casusluğa karşı korumayı ve haklı görülemez ve kabul edilemez yerli yersiz konuşmayı, özel iletişimin kötüye kullanılmasına karşı korumayı, kişi tarafından gizli olarak iletilmiş ve elde edilmiş bilgilerin ifşa edilmesine karşı korumayı da içerir.

Kamuya mal olmuş kimseler özel hayatlarına saygı konusunda diğer insanlarla aynı haklara sahiptirler.

Sözünü ettiğimiz 428(1970) sayılı Deklarasyon da belirtildiği gibi; “Kamusal hayata karışmış olan kimsenin özel hayatına saygı özel bir problem ortaya koyar. ‘Nerede kamusal hayat başlarsa, orada özel hayat biter’ demek bu problemi çözmek için yeterli değildir. Kamusal hayatta bir rol oynayan kişi, özel hayatının korunması hakkına sahiptir; şu şartla ki, özel hayatı kamusal hayatı üzerinde etkili olmasın. Bir kişinin gündemde olması onu mahremiyet hakkından yoksun kılmaz”

Ortak kanı şudur; özel hayat, özel bir haktan daha fazladır, o bir özgürlüktür ve bu bağlamda ifade özgürlüğü ile aynı seviyede korunması, sadece insanların değil, aynı zamanda toplumun da üzerinde olan bir yüktür, bir görevdir.

Temel insan hakkı olan özel hayatın gizliliği kabul edilmelidir. Özel yaşam gizlidir. Kişilerin özel hayatlarını  gizli tutma hakkına saygı gösterilmelidir. Herkes bu kuralı korumalı, ayrıcalıklara dayalı hukuka aykırılıkları özgürlük gibi savunmamalıdır.

Özel yaşamın ihlali ile ilgili suçun cezası artırılmamalıdır. Suçun cezasını artırmak suretiyle kişilerin özel yaşamlarının ihlalinin önlenebileceğini düşünenlerin paniğine kapılmak doğru olmaz.

Yaşanan her olayda ortaya çıkan sorunların çözümü için cezaları artırmak suretiyle kanun değiştirmek yolu seçilirse, toplumsal sorunları çoğaltmış olursunuz. Yeniden “panik mevzuatı”na dönülür ve her adli olay toplumda travmalar üretmeye devam eder.

Böyle bir yaklaşımla çağımızın gereklerine uygun bir ceza adalet sistemi kuramazsınız ve Türkiye’yi her olayda yeni bir “suç üreten” ve sürekli çok cezalandırmayı esas alarak böylece “caydırıcı” olduğunu düşünen, “suç ve ceza zengini” bir ülkeye dönüştürmüş oluruz.

Etiketler: , ,

Pazar, Nisan 04, 2010

KİŞİSEL VERİLER

Fikret İLKİZ

Kişisel verilerin korunması hakkı Anayasa’da yer alacak. Anayasa teklifinin en önemli ve çok olumlu teklif maddelerinden birisi de budur.

Kişisel veriler hakkında kısa bir anımsatma…

Avrupa Konseyinin 28 Ocak 1981 tarihinde imzaya açtığı 108 sayılı Otomatik Olarak İşlenen Kişisel Veriler Bakımından Bireylerin Korunması Hakkında Sözleşme 1985 yılında yürürlüğe girmiştir ve 1999 yılında bazı değişiklikler yapılmıştır.

Türkiye bu sözleşmeyi imzalanmıştır. Ancak onaylanmamıştır. Bir başka deyişle “onay” kanununu çıkaramamıştır. Çünkü bu Sözleşmenin Türkiye tarafından onaylanabilmesi için Sözleşmeyi imzalayan devletin bu Sözleşmede öngörülen ilkelere uygun olan bir kanun çıkarması zorunludur.

Ama Türkiye kişisel veriler ve bireylerin korunması hakkında herhangi bir kanunu henüz kabul etmemiş durumdadır.

Resmi Gazetede yayımlanan Bakanlar Kurulunun “Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı” ile “Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar”ı içinde “Kişisel Veriler” ile ilgili düzenleme vardır. (31.12.2008 tarihli ve 5.Mükerrer 27097 sayılı R.G)

Yasalarda yapılacak değişiklikler ve kişisel veriler hakkındaki düzenleme nedendir bilinmez ama Türkiye 3.Ulusal Programın “Siyasi Kriterler / 3.Yargının işlevselliği ve Verimliliği” bölümünde şöyle yer alıyor:

“Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun” çıkarılacaktır.

Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun ise; Siyasi Kriterler bölümünde ve “Fasıl 23 Yargı Ve Temel Haklar”da, “Öncelik 23.1 Yargının verimliliği, etkinliği ve işlevselliğinin arttırılması” başlığı altında yazılıdır.

Tasarıdan sorumlu Bakanlık Adalet Bakanlığıdır ve Mevzuat Uyum Takvimi bakımından ise Tasarının kabulü ile Kanunlaşmasının yayım tarihi 2009 yılı olarak gösterilmiştir.

Uyum mevzuatı çerçevesinde Adalet Bakanlığı tarafından kişisel verilerin korunması ile ilgili bir kanun tasarısı hazırlanmıştır. “Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun Tasarısı” Bakanlar Kurulunca 7.4.2008 tarihinde kabul edilerek TBMM Başkanlığına 22.04.2008 tarihinde gönderilmiştir. 2008 yılı Ekim ayı itibariyle “Tasarı” TBMM’de Adalet Alt Komisyonunda incelenmektedir.

2009 yılı içinde Kişisel Verilerin Gizliliğinin Korunması hakkındaki kanun yasalaşmamıştır.

Bu Tasarının kısa hikâyesi budur.

Şimdi bu hikâyeye Anayasa Teklifi eklenmiştir. Çünkü Anayasa Teklifinde kişisel verilerle ilgili düzenleme getirilmiştir. Böyle bir düzenlemenin Anayasa Teklifinde yer alması çok olumdur. Hatta bilgi edinme hakkının Anayasa’da yer alması da çok yararlıdır. Kim akıl etmişse aklına sağlık…


AKP tarafından hazırlanmış olan Anayasa değişiklik teklifinde çok az olumlu maddeler arasında yer alan 2. Madde değişikliği “Özel yaşam” alanı ile ilgilidir.

Anayasanın 20. Maddesine ek düzenleme getiriliyor. Böylece “kişisel veriler” Anayasal düzenlemeye kavuşmaktadır.

Teklife göre özel yaşamın düzenlendiği Anayasanın 20. Maddesine ek madde geliyor. Ek madde şöyle: “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla islenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

Böyle bir düzenleme neden önemlidir?

Anayasanın 19. Maddesinin başlığı “Kişi hürriyeti ve güvenliği” dir. Maddeye göre, herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Anayasanın 20. Maddesinde “Özel hayatın gizliliği ve korunması” düzenlenmiştir. Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Bu temel hakkın sınırlandırma nedenleri de maddede gösterilmiştir.
Yeni Türk Ceza Kanununun 132 inci maddesi ile 140 ıncı maddeleri arasında, eski Türk Ceza Kanunda olmayan “Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar” düzenlenmiştir.

1 Haziran 2005’de yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu ile kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmeyi, başkasına vermeyi suç olarak kabul eden bir ülkeyiz. Buna karşılık kişisel verilerin gizliliğinin korunması hakkındaki kanun tasarısını 2008 yılından beri bir türlü kanunlaştırmadık. 2010 yılında ise, çok olumlu bir düşünceyle kişisel verilerin gizliliğini Anayasa Teklifi içinde “anayasal bir hak” olarak düzenlemek istiyoruz ve bu maddeyi “referandum”a götürmek isteyen bir ülkeyiz.

Ne diyelim? Halkın deyimiyle, şaşkın ördek suya tersten dalarmış!...

Etiketler: , , ,

Pazar, Ağustos 23, 2009

AĞIR CEZALIK SUÇLAR VE HABEAS DATA

Fikret İLKİZ

AIDP (Association Internationale de Droit Penal/Uluslararası Ceza Hukuku Derneği) çatısı altında, 20-27 Eylül 2009 tarihleri arasında İstanbul’da yapılacak olan XVIII. Uluslararası Ceza Hukuku Kongresi’nin üçüncü bölümü terör suçları, organize suçlar ve ağır cezayı gerektiren suçların soruşturulması ve kovuşturulmasında “Özel Yargılama Tedbirleri ve İnsan Haklarının Korunması” hakkındadır.

Profesör John VERVAELE tarafından 17 ülkenin; (ABD, Arjantin, Avusturya, Belçika, Birleşik Krallık (İngiltere, Galler), Brezilya, Finlandiya, Hırvatistan, Hollanda, İspanya, İtalya, Kolombiya, Macaristan, Polonya, Romanya, Türkiye) “Ulusal Rapor”larının analiziyle “Genel Rapor” hazırlandı.

İki detaylı özel rapor ve kamusal kurumların ve STK’ların pek çok öneri, ilke, açıklama ve görüşleri dikkate alınmak suretiyle hazırlanan Genel Rapor’da yararlanılan “görüş” ve “kararlar” arasında terörle mücadele açısından kabul edilen bir çok uluslararası sözleşme ve belgeler var.(18.Uluslararası Ceza Hukuku. Kongresi. TCHD Yayınları.2009)
BM Genel Kurulu’nun İnsan Hakları ve Terörizm Hakkında 22 Aralık 1995 Tarih ve 50/186 sayılı kararı; İnsan Hakları Komisyonu’nun İnsan Hakları ve Terörizm Hakkında 23 Nisan 2003 Tarih ve 2003/37 sayılı kararı; Amerikan İnsan Hakları Komisyonu’nun Terörizm ve İnsan Hakları Raporu 2002; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 19 Eylül 2001 Tarihinde kabul ettiği ve Rec(2001) 11 sayılı, üye devletlerin organize suçlarla mücadele sırasında gözetmesi gereken temel prensiplere dair Tavsiye Kararı; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 20 Nisan 2005 Tarihinde kabul ettiği ve Rec(1005) 9 sayılı, tanıkların ve yargılamaya katılanların korunmasına dair Tavsiye Kararı; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 20 Nisan 2005 Tarihinde kabul ettiği ve Rec(2005) 10 sayılı, terörist faaliyet dahil olmak üzere ağır suçlarla ilgili “özel soruşturma tekniklerine” dair Tavsiye Kararı; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 11 Temmuz 2002 Tarihinde ve 804. Müsteşarlar toplantısında kabul ettiği İnsan Hakları ve Terörle mücadele hakkında Kılavuz Kuralları; Avrupa Hakimleri Danışma Konseyi’nin (CCJE), Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne hitaben yazdığı, hukukun üstünlüğü ve terörle mücadele ortamında insan haklarının korunması bakımından hakimin rolü üzerine 8-10 Kasım 2006 Tarihli ve 8 (2006) sayılı görüşü…
Bunların yanı sıra, yararlanılan sözleşme ve görüşlerin aşağıdaki listesi Raporda yazılı…
Anti-Terrörizm ve İnsan Hakları Hakkında Ottawa Sözleşmesi 2006 , İnsan Haklarının Geliştirilmesi ve Terörle Mücadelede Hukukun Üstünlüğü üzerine Uluslararası Hukukçular Komisyonu Berlin Açıklaması Ağustos 2004, Ulusal Güvenlik, İfade Özgürlüğü ve Haber Alma Özgürlüğüne Dair Johannesburg Prensipleri Madde 19- Kasım 1996 ve Siracusa Prensipleri, Olağanüstü Hallerde İnsan Haklarına dair Asgari Paris Standartları 1984, AB Uluslararası Temel Hak ve Özgürlükler Uzmanları Ağı, Terörist Tehlikelere karşı AB ve Üye Devletlerin Tepkisinde Özgürlük ve Güvenlik arasındaki Denge Mart 2003 , Helsinki Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu Terörle Mücadele Tedbirleri, Güvenlik ve İnsan Haklarına dair Rapor, Nisan 2003….

Genel Raporun amacı; ülkelere ait ulusal raporların analizini yapmak veya özetlemek değil.. Asıl hedef ulusal raporların karşılaştırmalı analizi aracılığıyla, özel usuli tedbirleri ve insan hakları korumasını tanımlamak, incelemek ve her ülkenin yerel ceza hukuku sistemlerinin temel değişim sürecine ulaşabilmek.

Cevaplanması gereken temel soru, ceza hukuku sistemlerinin, özellikle de ceza yargılamasının, organize suç ve terörizm paradigması nedeniyle değişime uğrayıp uğramadığı, uğradıysa ne şekilde değiştiği ve değişim sürecinde kendi temel kurallarından, usullerinden, ilkelerinden ve uygulanan insan hakları standartlarından ne şekilde uzaklaştığıdır.

Ağır cezalık suçlar karşısında “kişinin özel yaşamının gizliliği” en sorunlu alanlardan birisidir. Ulusal Raporlar üzerinde yapılan analizlere göre; “ağır cezayı gerektiren” suçlar söz konusu olduğunda, “Habeas Data” hakkı, yani kişisel verilerin ve özel hayatın gizliliği nasıl korunmalıdır?
Sorunun bir diğer yönü ise; ağır cezayı gerektiren suçlar karşısında kişinin özel yaşamı ve kişisel verileri nasıl sınırlandırılmalıdır?
Rapor sunan ülkeler Habeas Data’ya; özel hayatın gizliliği, yargılama usullerinin içsel ve dışsal aleniliği gibi farklı perspektiflerden yaklaşmışlar. Ancak, ülkeler; -habeas data- özel hayatın gizliliğinin korunması kavramlarının “klasik tanımlarından” ayrılmışlardır. Çünkü; kolluk kuvvetlerinin ya da istihbarat birimlerinin ağır cezaları gerektiren bu suçlarda uyguladığı soruşturmalar karşısında klasik tanımlar artık yetersiz kalmaktadır.
Örneğin Alman Anayasa Mahkemesi, her bireyin özel hayatına ilişkin iletişim özgürlüğünü ve Habeas Data niteliğindeki verilerin kullanılmasını temel bir anayasal hak olarak kabul ediyor. 2008’de, Anayasa Mahkemesi bir kararında (BVerfG, 1 BVR 370/07 of 27.02.2008, Absatz-Nr. (1-333) İstihbarat ve Devlet Güvenliğinin Korunması Hakkında North-Rhine Westphalia Kanunu’nun bazı bölümlerinin; istihbarat teşkilatları tarafından internet üzerinden yapılan ve organize suçlara ilişkin bazı denetlemelerin ve soruşturmaların belirli olmayan öncül suçların önlenmesine ilişkin oldukları, ancak bu suçları engellemek için en elverişli ve etkin yöntem olmadıkları, ayrıca mahkemece verilen bir izin olmadan da “denetim” gerçekleştirilebildikleri için, bu yasayı Anayasa’ya aykırı bulmuştur.
2007’de Alman Yüksek Federal Mahkemesi (Bundesgerichtshof, Beschluss of 31.01.2007, StB 18/06), bir terör örgütünün kurulmuş olduğu şüphesinin bulunduğu bir olaya ilişkin, mahkemece verilen ve internet üzerinden (şüpheliye bir bilgisayar programı satılması ve bunun bilgisayarına kurulması yoluyla) yapılacak gizli bir arama iznini; bu kişinin huzurunda verilmemiş olması, sonrasında kişinin bu durumdan haberdar edilmemesi ve kendisine mevcut hukuki yolların sunulmamış olması gerekçesiyle iptal etmiştir. Mahkeme, şüphelinin başvurulabileceği hukuki yolları barındıran bir araştırmadan ziyade, kişisel verilere gizlice ve izinsiz ulaşılmasını hak ihlali olarak değerlendirmiştir.
Almanya’da gelişen içtihatlar, bilişim ve internet gibi bu yeni tekniklerin yalnızca son çare olarak başvurulabilecek nitelikte oldukları ve özel hayatın kilit noktaları üzerinde etki doğurmadıkları sürece uygulanabilecekleri yönündedir.
Genel Raporun tespitine göre; kamusal alan çerçevesinde, özel hayatın gizliliğine dair klasik tanımların yerine yeni bir korunmanın oluşturulması gereklidir.

Etiketler: , ,

Pazar, Nisan 26, 2009

"KİŞİSEL VERİLERİ KORUMA KURULU"- Av. Fikret İLKİZ

TBMM Adalet Alt Komisyonundaki “Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun Tasarısı”, kanunlaşmayı beklerken bir yılını doldurmuş durumda.

Bu Tasarı 31.12.2008 tarihli, (5.Mükerrer) 27097 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Bakanlar Kurulunun “Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı” ile “Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar”da yer alan kanun tasarısıdır.

Türkiye Ulusal Programı’nın “Giriş”inde; “Cumhuriyetin dayandığı temel ilkelere ve Atatürk milliyetçiliğine bağlı, ulusal bütünlük içinde, bilgi çağını yakalamış, güçlü ve refah içinde yaşayan, insan haklarına saygılı, çağdaş, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olmanın” geçmiş ve gelecek kuşaklara karşı tarihi ve ebedi bir sorumluluk olduğu vurgulanmıştır.

Avrupa Birliği, halkımızın desteklediği ulusal bir hedef olarak gösterilmektedir.

Sivil toplumun AB’ye katılım sürecine katkısının büyük önem taşıdığına değinilen bu bölümde; sivil toplum örgütlerinin, “Müzakere”lerle ilgili tarama toplantılarının sonuçları hakkında bilgilendirildiği ve müzakereye açılacak fasıllara yönelik çalışmalar sırasında sivil toplum örgütlerinin de görüşlerine başvurulduğu belirtilmiştir.

Ulusal Programın “Siyasi Kriterler” bölümünde, kapsamlı anayasal ve yasal reformlar gerçekleştirmiş bir ülke olduğumuz ve bu reformları uygulamaya geçirmek üzere gerekli adımları süratle attığımıza vurgu yapılmaktadır.

Ulusal Rapor’un “Siyasi Kriterler / 3.Yargının işlevselliği ve Verimliliği” bölümünde yasalarda yapılacak değişikler sayılmıştır. “Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun” Siyasi Kriterler bölümünde ve “Fasıl 23 Yargı Ve Temel Haklar”da, “Öncelik 23.1 Yargının verimliliği, etkinliği ve işlevselliğinin arttırılması” başlığı altında yer almıştır.

Yine Ulusal Program’da konuyla ilgili yürürlükteki AB Mevzuatı olarak “Kişisel Verilerin Elektronik Ortamda İşlenmesi Bağlamında Bireylerin Korunmasına Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” ile 95/46 sayılı Direktif gösterilmiştir.

Bu Tasarıdan sorumlu Bakanlık Adalet Bakanlığı’dır. “Mevzuat Uyum Takvimi”ne göre Tasarının kabulü ile Kanunlaşmasının yayım tarihi 2009 yılı olarak gösterilmiştir.

Tasarının bir yıl içinde kanunlaşmasından da sorumlu olan Adalet Bakanlığı 31.12.2008 tarihinden itibaren 31.12.2009 tarihine kadar bu Tasarıyı TBMM’den geçirecek ve Tasarı kanunlaşacaktır.

Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun Tasarısı” Bakanlar Kurulunca 7.4.2008 tarihinde kabul edilmiş ve 22.04.2008’de TBMM Başkanlığına gönderilmiş olup (Esas Sayısı 1/576) TBMM’de Adalet Alt Komisyonundadır.

Acaba Tasarıda yer alan Kişisel Verileri Koruma Kurulu nedir?

Tasarının Dördüncü Kısmındaki düzenlemeye göre; bu kanunla verilen görevleri yapmak üzere, “Kişisel Verileri Koruma Kurulu” kurulacaktır (Madde 26).

Maddenin gerekçesinde bazı Avrupa birliği üyesi ülkelerin oluşturduğu verilerin korunması hakkındaki ilkelerin uygulanmasını izleyen ve yönlendiren bağımsız kuruluşlar olarak Almanya’daki Federal Verileri Koruma Görevlisi, Avusturya’da Verilerin Korunması Komisyonu, Fransa’da Enformatik ve Özgürlükler Milli Komitesi, İngiltere’de Veri Koruma Komisyonu gibi kuruluşlar örnek olarak gösterilmiştir.

Kurul, yetkilerini bağımsız olarak kullanacak, hiçbir organ, makam, merci ve kişi Kurulun kararını etkilemek amacıyla emir ve talimat veremeyecektir. Kurul görevleri ile ilgili konularda tüm kamu kurum ve kuruluşların gerçek ve tüzel kişilerinden her türlü bilgi ve belgeyi isteme hakkına sahiptir. Kurulun isteğini kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişiler yerine getirmekle ve gereken kolaylığı göstermekle yükümlüdürler.

Kurul nasıl seçilecek ve kimlerden oluşacaktır?

Altı yıl süreyle görev yapacak olan ve en az on yıl öğretim üyeliği yapmış olan bilim insanları arasından seçilmek üzere 7 üyeden oluşacak olan bu Kurulun üyelerini ve Kurul Başkanını Bakanlar Kurulu seçecektir.

Bu seçim biçimi ve oluşum Kurulun bağımsız değil, bağımlı olduğunu gösterir. Kaldı ki; Kurul bağımsız ve özerk bir kuruluş olarak tanımlanmamaktadır. Salt bu düzenleme nedeniyle; bu Kurulun “bağımsız” olması/olabileceği düşünülemez bile….

Örneğin Kurula, kişilik haklan ihlal edilenlerin başvuruları hakkında karar verme yetkisi tanınmıştır. İlgili kişi bakımından telafisi güç veya imkansız bir zararın doğması ihtimalinin bulunması halinde Kurul tarafından “geçici önlemler almak” Kurulun yetkisindedir. Fakat “geçici önlemlerin” neler olduğu belirsizdir. Sadece örnek olması açısından değindiğimiz bu yetkinin yanında Kurulun görev alanı çok daha geniştir.

Böyle bir idari Kurula bir çeşit “yargı görevi” verilmesi doğru mudur? Bu kurulun yetkilerini kullanmakta bağımsız; ama fiilen Bakanlar Kurulu tarafından seçilmiş üyelerden oluşması, yürütme ve yargı organı karşısında yetki karmaşasına ve uygulamada bir çok sorunun doğmasına da yol açacaktır.

Sonuçta, yasal görünüm olarak Başbakanlığa/Bakanlar Kuruluna bağlı olmayan, ama fiilen bağlı olacağı anlaşılan ve Bakanlar Kurulu tarafından seçilmiş öğretim üyelerinden oluşan Kişisel Verileri Koruma Kurulu adında bir Kurul’un ortaya çıkacağı anlaşılmaktadır.

O halde kısa dönemde gözüken odur ki; hepimizi ilgilendiren böyle bir Tasarı ile herkesin ve özellikle gazetecilerin kendi kişisel verileri ile gazetecilerin ellerindeki verilerin denetimi için “yürütmeye” bağımlı bir Kurul oluşturulmak istenmektedir.

İsterseniz, herkesin kişisel hallerinin kimlerin eline geçeceğini ve hatta nasıl kullanılacağını düşünün ve değerlendirin…Her şey “yasal” ve yasalara uygun olacak(!?)…

Etiketler: , ,

Pazar, Nisan 05, 2009

"GAZETECİLER VE KİŞİSEL VERİLER"

Av. Fikret İLKİZ


Avrupa Konseyinin 28 Ocak 1981 tarihinde imzaya açtığı 108 sayılı Otomatik Olarak İşlenen Kişisel Veriler Bakımından Bireylerin Korunması Hakkında Sözleşme 1985 yılında yürürlüğe girdi ve 1999 yılında üzerinde bazı değişiklikler yapıldı. Türkiye, Sözleşmeyi imzalamış olmasına rağmen onaylayabilmesi için Sözleşmeyle getirilen koşula göre; bu Sözleşmede öngörülen ilkelere uygun olan bir kanunu çıkararak iç hukuk mevzuatına kazandırmak zorunda. Ancak Türkiye’de henüz kişisel verilerin korunması hakkında herhangi bir kanun yok…

Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan “Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun Tasarısı”, Bakanlar Kurulunca 7.4.2008 tarihinde kabul edilerek, 22.04.2008’de TBMM Başkanlığına gönderilmiştir. Tasarı (Esas Sayısı 1/576) TBMM’de Adalet Alt Komisyonundadır.

Tasarıyla, kişisel verilerin işlenmesinde kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı ile temel hak ve özgürlüklerinin korunması ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin uyacakları esas ve usullerin düzenlenmesi amaçlanmaktadır. (Madde 1) Maddenin gerekçesine göre, Anayasanın 17 inci maddesindeki kişinin dokunulmazlığı esas alınarak düzenleme yapılmış, kişinin maddi ve manevi varlığı ile temel hak ve özgürlüklerinin korunmasının hedeflendiği ifade edilmiştir. Ama Tasarının tamamı incelendiğinde bu gerekçe tek başına yeterli değildir. Çünkü, “kişinin dokunulmazlığı” temel hak ve özgürlüklerin kapsamı içindedir. Kişisel verilerin korunması hakkı açıkça temel bir hak olarak düzenlenmelidir. Böylece bireyin kişisel verilerinin sınırsız ve hukuka aykırı olarak toplanması ve işlenmesi halinde kişinin temel hak ve özgürlükleri güvence altına alınabilir.

Kanun Tasarısı hem gerçek kişilerin ve hem de tüzel kişilerin tüm bilgilerini kişisel veri kabul etmektedir. “Kişisel Verilerin İşlenmesi” ise; “ Kişisel verilerin otomatik olan veya olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, değiştirilmesi, silinmesi veya yok edilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması veya başka bir şekilde elde edilebilir hale getirilmesi, üçüncü kişilere aktarılması, kullanılmasının sınırlandırılması amacıyla işaretlenmesi veya tasniflenmesi veya kullanılmasının engellenmesi gibi bu veriler üzerinde gerçekleştirilen bir işlem ya da işlemler bütününü”dür. (Tasarı Madde 3)

Tasarının 5 inci maddesinde kişisel verilerin işlenmesine ilişkin ilkeler belirlenmiş ve birinci fıkranın (a) bendine göre kişisel verilerin “hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olarak işlenmesi” kuraldır. Ancak çok daha önemli olan; sadece “işlenme” değil, kişisel veriler “hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olarak elde edilmeli”dir. Maddenin (b) bendindeki düzenlemede ise, kişisel verilerin “belirli, açık ve meşru amaçlar için toplanması ve bu amaçlara aykırı olarak yeniden işlenmemesi” şeklinde, biraz net olmayan bir düzenleme yapılmıştır. Belki de kişisel verilerin işlenmesindeki ilkenin; “Belirli, açık, hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun amaçlar için kaydedilmeli, kullanılmalı ve bu amaç aşılmamalıdır” şeklinde düzenlenmesi daha doğru olabilir.. 5. maddenin (ç) bendinde kişisel verilerin “doğru olması ve gerektiğinde güncellenmesi” kabul edilmiştir. (d) bendinde ise; “(d) İlgili kişilerin kimliklerini belirtecek biçimde ve kaydedildikleri veya yeniden işlenecekleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilmesi,” düzenlenmiştir. 5 inci maddenin 2. fıkrasına göre; kişisel veriler, ilgili mevzuatta yeniden işlenme amacına yönelik yeterli koruma tedbirleri getiren düzenlemenin bulunması veya kişisel verileri kontrol eden tarafından bu yönde gerekli tedbirlerin alınması şartıyla tarihi, istatistiki veya bilimsel amaçlarla yeniden işlenebilir veya birinci fıkranın (d) bendinde öngörülenden daha uzun bir süre saklanabilir.

Sadece bu düzenlemeler bile dikkatlice incelendiğinde; “kişisel verilerin” toplanması, işlenmesi ve başkalarına gönderilmesi gibi düzenlemeler uygulamada bir çok sorun yaratacak düzenlemelerdir. Tasarı çok önemlidir. Tartışılmadan kanunlaşmamalıdır.

Tasarının 23 üncü maddesinin başlığı şöyledir: “Gazetecilik amacıyla kişisel verilerin işlenmesi”…

Bu maddeye göre, yayın sahipleri veya temsilcileri ile bunların çalışanları tarafından sadece gazetecilik amacıyla veri işlenmesi halinde bu kanunun 5. inci, 15 inci ve 24 üncü maddeleri uygulanacaktır. Yani yayın sahipleri veya temsilcileri ile çalışanları olan “gazeteciler” tarafından, ancak ve ancak sadece ve sadece; “gazetecilik amacıyla” veri işlenmesi kabul edilmektedir. Bu düzenleme acaba nasıl bir denetim getirecektir?..

Bu durumda Tasarının yukarıda kısaca bilgisini verdiğimiz 5 inci maddesinde yer alan “Kişisel verilerin işlenmesine ilişkin ilkeler”, 15 inci maddesinde yer alan “Kişisel verilerin işlenmesine ilişkin tedbirler” ve Tasarının 24 üncü maddesinde yazılı “kişisel verilerin işlenmesi bakımından mesleki davranış kuralları” uygulanacaktır. Acaba bu maddeler bir bütün içinde düşünüldüğünde, mesleki davranış kuralları nasıl uygulanacak?

Aslında, Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesine göre; gazeteci kamuya mal olmuş bir kişi bile olsa, halkın haber alma, bilgilenme hakkıyla doğrudan bağlantılı olmayan hiçbir amaç için, izin verilmedikçe özel yaşamın gizilliği ilkesini ihlal edemez. Gazeteci kendisine güvenilerek verilen bilgilerin, belgelerin kaynaklarını kendileri izin vermedikleri sürece ve mesleğinin gizlilik ilkesi uyarınca hiçbir şekilde bu bilgileri açıklayamaz. Basın Kanununun süreli yayın sahiplerine, gazetecilere, eser sahiplerine ve sorumlu müdürlere tanıdığı hakka göre; bilgi ve belge dahil her türlü haber kaynaklarını açıklamaya ve bu konuda tanıklık yapmaya zorlanamaz.

Gazetecilere, yayıncılara verilen enformasyon gereksinimlerinin karşılanması için “düşünceyi açıklama ve yayma” hakkı çerçevesinde davrandıkları takdirde kişisel verileri işlemeleri hukuka uygun sayılacaktır. ( Madde 23/2. Aslında zaten 5187 sayılı Basın Yasasının 3 üncü maddesinde basın özgürlüğü bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını da içerir. Dolayısıyla gazetecilerin kişisel verileri işlemesi hali bu hakkın gereğidir. Ama bu düzenlemeye göre, gazetecilerin davranış kurallarının basın özgürlüğüne uygun olup olmadığı ayrıca denetlenecektir…

Yeni bir Kurulumuz olacak... Kişisel Verileri Koruma Kurulu. Üyelerini Bakanlar Kurulu seçecek... Şimdi düşünelim; kişisel verilerinizin korunması için görev yapacak olan ve başkanı Başbakan olan Bakanlar Kurulunun seçtiği Kurul’dan sizi kim koruyacak acaba? Tasarı bu haliyle kanunlaşırsa bu hakkın nasıl korunacağı uygulamada sorun yaratacaktır.

Gazeteciler... Biliniz ki gazetecilik mesleğine kişisel verilerin işlenmesi gibi bir düzenlemeyle getirilmeye çalışılan sınırlandırma göründüğü kadar basit ve masum değildir. Gazetecilerin de bunu anlamayacak kadar saf olmaması gerekiyor… Çünkü, gazetecilerin “verileri” ile kişilerin “kişisel verilerinin” korunması gibi kanuni düzenlemeler derken, herkesin “şahsi hâllerinin” başına çorap örülmek üzeredir…

Etiketler: , , ,