Cumartesi, Kasım 09, 2019

DEĞERLİ TUNCER ÜNEY'İN GİDİŞİNİN 14. YILI...

TUNCER ÜNEY'E SAYGIYLA...

Atatürk'ten sonra bu ülkenin güzel ve aydınlık insanları nedense hep Kasım ayında gidiyorlar...

Bu 10 Kasım'da değerli Tuncer Üney'in aramızdan ayrılışının üzerinden 14 yıl geçmiş olacak... Internet ve Hukuk Platformu'nun Koordinatörü, Türkiye Bilişim Vakfı'nın Projeler Koordinatörü, Matematikçi ve bilişim dünyasının alçakgönüllü, fakat büyük emekçisi, Türkiye Bilişim Ansiklopedisi'nin baş editörlerinden Tuncer Üney 2005 yılının 10 Kasım'ında elim bir trafik kazası sonucu aramızdan ayrılmıştı. 
O'nu ve onun gibi kişilikleri özleyenler için şurada kendisiyle Açık Radyo'da yaptığımız söyleşilerden birinin tam metni var:
https://bilgicagininhukuku.blogspot.com/search?q=Tuncer+Üney

Şurada da Füsun Sarp Nebil'in 2005'deki bir yazısı: 
"Bir Bilişim Savaşcısının – Tuncer Üney’in Arkasından"
https://turk-internet.com/bir-bilisim-savascisinin-tuncer-uney-in-arkasindan/

Etiketler: , , , , ,

Çarşamba, Ocak 07, 2015

KAMU DÜZENİ NE ZAMAN BOZULUR?

Fikret İlkiz – 5 Ocak 2015

Kamu düzeninin kanunla bozulması olası mıdır? Bazen, evet!

Kanunlar basit, anlaşılır, sade olmalıdır. Hangi amaçla yapılmışsa o amacın gerçekleşmesine aracı olmalıdır. Tek konu için, tek kanun yapılmalıdır, torbalarla kanun yapılmaz. Ben yaptım oldu, kanun yapmak değildir. Yasa koyucunun iradesi, temel hak ve özgürlüklerle sınırlıdır.  

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunda 6552 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle “yürütmenin durdurulması” kararları hakkındaki düzenleme hak ihlaline neden olmamalıdır, ama oldu. İdari işlemin uygulanmasıyla telafisi güç veya imkânsız zararların doğacağı durumlarda, yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi, kişilerin hak arama özgürlüklerini etkili biçimde kullanılabilmelerini sağlayan önemli bir hukuki imkândır. Bu imkânı, bu yargısal yolu ortadan kaldıran veya etkisiz hale getiren kanuni bir düzenleme Anayasanın 36. Maddesinde yer alan hak arama özgürlüğüne aykırılık teşkil eder. 6552 sayılı Kanun değişikliğinde karşımıza çıktı ve Anayasa Mahkemesinden geri döndü. Anayasa Mahkemesi yapılan kanun değişikliği sonucunda bireylerin hak arama özgürlüklerini daha etkili biçimde kullanılabilmelerini sağlayan yürütmeyi durdurma kurumundan Anayasaya aykırı olarak yoksun bırakıldıkları sonucuna vardı (02.10.2014 tarihli ve E. 2014/149, K. 2014/151 sayılı AYM iptal kararı).Anayasa Mahkemesi anılan bu kararı ile yine 6552 sayılı Kanunun internet yayınlarıyla ilgili düzenlemesini de iptal etmiştir.

4 Mayıs 2007 kabul tarihli 5651 sayılı Kanun İnternet ortamında yapılan yayınlarla ilgili ana kanundur. Yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı kez değişikliğe uğratılmıştır. Son değişiklikler 2014 yılı içinde üç ayrı kanunla yapılmıştır. Sonuncusu 6552 sayılı torba kanundur.

Resmi Gazetenin 01.01.2015 tarihli 29223 sayılı nüshasında gerekçesi yayımlanan Anayasa Mahkemesi’nin 02.10.2014 tarihli ve E. 2014/149, K. 2014/151 sayılı kararı ile 6552 sayılı Kanunla yapılan internet yayınları hakkındaki değişiklikler iptal edildi. Karşı oyları da ilginç olan bu iptal kararının gerekçelerine yakından balım.

Önce üç torba kanunla 5651 sayılı Kanunda yapılan değişiklikleri adları ile sıralayalım.

İlki 6.2.2014 kabul tarihli 6518 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’dur. İkincisi 26.02.2014 kabul tarihli 6527 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ve (şimdilik) en son üçüncüsü 10 Eylül 2014 kabul tarihli 6552 sayılı İş Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun’dur.  Böylece 2014 yılı Şubat ayında yirmi gün arayla iki kez ve son değişiklikten yedi ay sonra değiştirilmek suretiyle aynı yıl içinde üç kez değiştirilen Kanun, 5651 sayılı İnternet yayınlarıyla ilgili kanundur.
Kanunda yapılan değişiklik nedenlerinin “ihtiyaçtan” değil, siyasetten kaynaklandığı ve İnterneti yüksek dereceli siyasetçilerin hiç sevmedikleri bilinmektedir.

En son 10 Eylül 2014 tarihli 6552 sayılı Kanunla 5651 sayılı Kanunun Bilgilendirme Yükümlülüğü hakkındaki 3. Maddede yer alan para cezaları artırılmış ve “(4) Trafik bilgisi Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından ilgili işletmecilerden temin edilir ve hâkim tarafından karar verilmesi hâlinde ilgili mercilere verilir.” şeklinde bir fıkra eklenmişti.

3. Maddedeki (4) fıkra düzenlemesi Anayasa Mahkemesi’nin 02.10.2014 tarihli (E. 2014/149, K. 2014/151) kararı ile iptal edildi. AYM gerekçesinde trafik bilgilerinin kişisel veri olduğunu ve böyle bir düzenlemenin bu verilere ulaşılabilirlik sağlayacağından dolayı “kişilerin tercihleri, düşünceleri ve davranışları hakkında fikir verebileceğinden kişilerin özel hayatlarına müdahale edilme riski” içerdiğini belirtti.  Bu verileri, herhangi bir amaç veya konu sınırlaması olmaksızın TİB herhangi bir gerekçe veya neden göstermeksizin temin edebileceğinden; böyle bir yetki, Anayasanın 20. Maddesinde yer alan kişisel verilerin korunması hakkının ihlali demektir. AYM gerekçesinde şöyle dedi: “Trafik bilgisi adı altında temin edilecek olan bilgiler Anayasa ile teminat altına alınan iletişimin gizliliği, düşünce ve ifadeyi yayma özgürlüğü, haberleşme özgürlüğü, kişisel verilerin korunması gibi birçok temel hakla doğrudan ilgili olup bu bilgilerin TİB tarafından herhangi bir kurala ve sınırlamaya tabi olmaksızın istenildiği zaman ve şekilde elde edilebilir olması temel hak ve özgürlüklerin doğrudan ihlaline sebebiyet vermektedir.”

Gerekçeye göre Anayasanın 13. ve 20, maddelerinde yer alan güvencelere rağmen Kanunun 3. Maddesine eklenen (4) fıkra düzenlemesi karşısında kişiler, bilgi toplama, saklama, işleme ve değiştirme yetkisi olan idareye yani TİB’e ve diğer kişilere karşı korumasız bırakılmıştır. Anayasa Mahkemesi veri toplamanın amaç, gerekçe, kapsam ve sınırlarına ise yasal düzenlemede yer verilmemiş olduğundan dava konusu bu düzenlemeyi Anayasaya aykırı görerek iptal etmiştir.  

6552 sayılı Kanunla 5651 sayılı Kanunun erişimin engellenmesiyle ve yerine getirilmesiyle ilgili 8 inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “(5) Erişimin engellenmesi kararının gereği, derhal ve en geç kararın bildirilmesi anından itibaren yirmi dört saat içinde yerine getirilir”  düzenlemesinde yer alanyirmidört saat içinde” ibaresi “ dört saat içinde”  şeklinde değiştirilmiştir. AYM bu düzenlemede Anayasaya aykırılık görmemiştir.  Gerekçesi ise şöyledir: “ Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında belirtildiği üzere, yasamanın genelliği ve asliliği ilkesi uyarınca Anayasa’da bir konuda emredici ya da yasaklayıcı bir kural konulmamışsa, bu konunun düzenlenmesi anayasal ilkeler içinde kanun koyucunun takdirindedir.”

Anayasa Mahkemesi 6552 sayılı Kanunla 5651 sayılı Kanun 8. Maddeye getirilen “(16) Millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi nedenlerinden bir veya bir kaçına bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, erişimin engellenmesi Başkanın talimatı üzerine Başkanlık tarafından yapılır. Erişim sağlayıcıları Başkanlıktan gelen erişimin engellenmesi taleplerini en geç dört saat içinde yerine getirir. Başkan tarafından verilen erişimin engellenmesi kararı, Başkanlık tarafından, yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırk sekiz saat içinde açıklar.” şeklindeki ek fıkra düzenlemesini ise Anayasaya aykırı görerek iptal etmiştir.

Gerekçesinde yasama ve yürütme organına İnternet konusunda neden “hassas” davranılması gerektiğine yer veren AYM’ ye göre; “ İnternet, modern demokrasilerde başta ifade özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin kullanılması bakımından önemli bir değere sahip bulunmaktadır. İnternetin sağladığı zemin, bilgiye ulaşma, kişilerin bilgi ve düşünceleri ini açıklama, karşılıklı paylaşma ve yaymaları için vazgeçilmez niteliktedir. Bu nedenle sadece düşünceyi açıklamanın değil, aynı zamanda bilginin elde edilmesi açısından günümüzde en etkili ve yaygın yöntemlerden biri haline gelen internet konusunda yapılacak düzenleme ve değerlendirme yapma ve uygulamalarda devletin ve idari makamların çok hassas davranmaları gerektiği açıktır.

AYM gerekçesinde “milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi” ibarelerine dayanılarak temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması sonucunu doğuran erişimin engellenmesi yetkisinin TİB Başkanına verilmesini ve bu kadar önemli konularda belirtilen hallerin varlığına ilişkin değerlendirme yapma ve karar verme yetkisinin TİB’e bırakılmasını doğru bulmamaktadır. Bu konuda karar vermeye yetkili diğer kurumların değerlendirme ve karar verme yetkileri gözetilmeksizin; tek başına değerlendirme yapacak konumda bulunmadığı halde TİB’e yani “idareye çok geniş bir müdahale imkânı” tanınmak suretiyle erişimin engellenmesi yetkisinin herhangi bir sınırlandırma veya kademelendirme yapılamadan verilmesini Anayasaya aykırı bulmuştur.

5651 sayılı Kanun değişiklikleriyle ilgili AYM iptal kararı gerekçeleri böyle özetlenebilir.

Sonuç olarak kanun yapılırken hukuk dışlanmaz, yargıya etkin başvuru yolları tıkanmaz. Kamu düzenini bozacak kanun yapılmaz. 10 Eylül 2014 kabul tarihli 6552 sayılı torba kanunla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununda yapılan bazı değişiklikleri de Anayasaya aykırı bularak iptal eden Anayasa Mahkemesinin kararında yer alan şu gerekçe çok daha değerli ve ilginç:  

“Kamu düzeni, hukukun dışlandığı, yargının etkisiz kaldığı yerde daha çok bozulur.”  

Etiketler: , , , , , ,

Pazar, Haziran 29, 2014

GERÇEKLERİ SAKLAMAK ESAS MIDIR?

Av. Fikret İLKİZ

Bilgi edinme hakkı temel insan hakkı mıdır? Evet, öyledir ve bu hakka işlerlik kazandırmak için 2003 yılında 4982 sayılı "Bilgi Edinme Hakkı Kanunu" kabul edilmiştir.

Amacı, "demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin" esas ve usullerin düzenlenmesidir. Bu Kanuna göre; herkes bilgi edinme hakkına sahiptir.

Ama bu Kanun Türkiye’de bilgi edinme hakkını sağlamadı. Sadece bilgi edinmeme hakkının düzenlenmesine yarayan bir kanun oldu.  

Kanun vardı ama bilgi edinme hakkı Anayasada yoktu. 12 Eylül Referandumu ile 2010 yılında  "hak" olarak Anayasada tuhaf bir biçimde yer aldı.  Anayasanın "Dilekçe Hakkı" başlıklı 74. maddesi "VII. Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı" olarak değiştirildi. 74. maddenin üçüncü fıkrası yürürlükten kalktı ve yerine "Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir” şeklinde yeni bir fıkra eklendi:

Böylece 2003 yılında kabul edilmiş olan Bilgi Edinme Hakkı Kanununda yer alan "Herkes, bilgi edinme... hakkına sahiptir" cümlesi Anayasaya taşındı.  

Anayasa yapılan bu tuhaf aktarmanın, yani bilgi edinme hakkının gerekçesi çok kısadır:
"Bireylerin, kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen iş ve işlemlerle ilgili olarak bilgi edinebilmesi, kamu yönetiminde şeffaflığın sağlanması bakımından büyük öneme sahiptir. Bilgi edinme hakkı, bu konuda çıkartılan özel bir kanunla düzenlenmiş bulunmasına rağmen, Anayasada bu hakkı doğrudan düzenleyen açık bir hüküm yer almamaktadır. Günümüz toplumunda büyük öneme haiz olan bu hakkın garanti altına alınmasının ileri bir adım olacağı düşünüldüğünden, madde de yapılan değişiklikle bilgi edinme hakkı Anayasada açıkça düzenlenmektedir."

Brezilya'da 1988'de, Kolombiya'da 1991'de, Paraguay'da 1992'de ve Arjantin'de 1994'de Anayasa değişiklikleri sırasında "halkın gerçekleri öğrenme ve bilgi edinme hakkı" kabul edilmişti. Türkiye’de ise 2010 yılında Anayasada “bilgi edinme hakkı” olarak yer aldı.

Soran olursa eğere; Anayasa da bilgi edinme hakkı var mı? Var!
Peki, uygulamaya baktığımızda bu hak Türkiye’de var mı? Hayır yok!
Bu hak sadece kanunlarda yazılıdır, bizim ülkemizde halkın bilgi edinme hakkı yoktur. Gerçekleri öğrenme hakkı ise hiç yoktur.
Gerçeğe çıkan tüm yollar, devletin “sır” alanları ile kanunen kapatılmıştır.
Sadece varlığı kanunlarda “yazılı” olan temel haklar vardır ve aslında yoktur. Halkın gerçekleri öğrenme hakkının önünde yasaklar, bilgi edinme hakkının önünde ise türlü çeşitli kanuni engeller ve sınırlandırmalar vardır. İşin özeti budur, örneği çoktur.   
Örneğin sınırlı sayıda yayın organına tebliğ edildiğini varsaydığım, medyada sadece yayın yasağı olarak “haber” olan ve bu şekilde medyaya duyurulan ama tebliğ edilmeyen ve tipik olarak halkın bilgi edinme ve gerçekleri öğrenme hakkının önünde sansür yaratan Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi kararıdır.
Ankara C. Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunun “Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğunda bulunan ve İŞİD terör örgütü tarafından bilinmeyen bir yere götürülen Türk vatandaşlarının güvenliklerinin sağlanması için CMK 157 ve 5187 sayılı Basın Kanunun 3. Maddesine göre olay ve soruşturma konusunda yayın yasağı konulması” talep edilmiş. Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesi 15.06.2014 tarih ve 2014/377 D.İş sayılı kararı ile bu talebi reddetmiştir. Bunun üzerine Başsavcılık 16.06.2014 tarihli 2014/84425 soruşturma sayılı yazısı ile bu karara itiraz etmiştir.
İtirazı inceleyen Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi kararında; “ Ankara C. Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunun; mağdur edilen Başkonsolos ve görevlilerin yaşamsal güvenliklerinin sağlanması ve bu konuda gereksiz gerçeğe aykırı ve devletin zafiyetini ortaya koyacak şekilde yayınlar yapılması nedeniyle…”  yürütülen 2014/84425 soruşturmasına ilişkin olarak soruşturma konusunun “gerçek bir olaya” dayandığının anlaşıldığı belirtilmiştir.
Bu nedenlerle “ kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, milli güvenlik hususları” nazara alınarak Başsavcılık itirazı kabul edilmiş ve Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesinin kararı kaldırılmıştır.
Mahkeme Hâkimi bu soruşturma dosyası ile ilgili olarak “…her türlü yazılı, görsel basın ve internette soruşturma tamamlanıncaya kadar CMK 157 ve 5187 sayılı Basın Kanunun 3 ve Anayasanın 26/2 maddesi gereğince YAYIN YASAĞIKONULMASINA…” karar verilmiştir.
Demek ki “soruşturma tamamlanana kadar” yayın yasağı sürecektir. Olaydan anlaşıldığına göre açılan bu Soruşturmada sürerken suç failleri İŞİD militanları yakalanıp haklarında Türkiye’de dava açılana kadar yayın yapmak yasaktır. Varsayımsal olarak ve “muhtemelen”; soruşturma devam ederken yayın yapılırsa eğer; bu yayın “gereksiz” ve “gerçeğe aykırı” ve “devletin zafiyetini ortaya koyacak şekilde” yapılmış “yayın” olarak kabul edileceğinden; kamu güvenliği, toprak bütünlüğü ve milli güvenlik ihlal edilmiş sayılacaktır.
Bu bir mahkeme kararıdır. Yayın yasağıdır. Kanuni dayanağı vardır ama ifade özgürlüğü bakımından kabul edilemez bir karardır. Hukuka, anayasaya ve kanunlara aykırıdır.  Halkın bilgi edinme ve gerçekleri öğrenme hakkının ihlalidir. Yayın yasağı açıkça sansürdür. Soruşturmanın konusu olan bu olayda asıl olan; olup bitenlerin bilinmesi ve gerçeklerin öğrenilmesi esastır. Çünkü bu olay bakımdan şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkelerine bağlı bir yönetimin, hukuk devletinde halkından gizleyeceği bir şey olmamalıdır.
Öte yandan halkın bilgi edinme, gerçekleri öğrenme hakkını sağlaması gereken ve halkın gözü, kulağı olan medya organlarının, bu tür hukuka aykırılıklarla, yayın yasakları ve sansür kararlarıyla ilgili haber yapması, yasağa rağmen yayın yapması, yasağı tanımaması gibi ilkesel tavrı veya bu tür sorunları da kalmamıştır.
Yayın yasağı var mıdır? Vardır. Kararı kim vermiştir? Mahkeme vermiştir. O halde ortada bir mahkeme kararı bulunduğuna göre ona uymak gerekir. Yasak, yasaktır. Artık mahkemenin yayın yasağı koyduğu konu hakkında yayın yapılamaz. Bu durum normaldir!
İzlenen yol budur ve yayın yasakları artık kimsenin umurunda değildir.
Halkın gerçekleri öğrenme ve bilgi edinme hakkı;  her şeye rağmen ve özellikle yayın yasaklarının getirdiği “bilgisiz bırakılma” ve “gerçeği saklama” alışkanlıklarına dayalı devletin “sır” alanlarını sürekli genişlettiği ileri demokrasiye rağmen “vardır”.

Etiketler: , , , , , , , ,

Pazar, Aralık 16, 2012

HABER KAYNAĞININ GİZLİLİĞİ VE SANOMA KARARI (I)


Av. Fikret İLKİZ

Gazetecilerin haber kaynaklarının gizliliği konusunda AİHM Büyük Dairenin 14.9.2010 tarihli “Sanoma-Hollanda” kararı çok önemlidir.  Başvurucu şirket Sanoma Uitgevers B.V. Hollanda Krallığı’na karşı yaptığı başvuruda (no. 38224/03) özellikle gazetecilerin haber kaynaklarının ortaya çıkmasına neden olacak bir bilgiyi teslim etmeye zorlanmış olmalarının bir sonucu olarak Sözleşme’nin 10. maddesindeki haklarının ihlal edilmiş olduğunu iddia etmiştir. AİHM Üçüncü Daire 2006 yılında üçe karşı dört oyla Sözleşme’nin 10. Maddesinin ihlal edilmiş olduğuna karar vermiştir. Konu büyük Daire önüne gelmiştir. 14 Eylül 2010 tarihinde Büyük Daire Sanoma Uıtgevers B.V. – Hollanda (Başvuru no. 38224/03) hakkındaki kararına göre ifade özgürlüğü ihlal edilmiştir.

Karara göre, gazetecilerin “haber kaynaklarını açıklamama hakkını” usul bakımından sağlayan ve tarafsız bir organ tarafından “denetim” yoluyla güvence altına alan yasal düzenleme yoksa eğer; Sözleşmenin 10. maddesindeki ifade özgürlüğü ihlal edilmiş demektir.   

Türkiye’de gazetecilerin haber kaynaklarının korunması hakkında Basın Kanunun 12. maddesinde düzenleme vardır. Süreli yayın sahibi, sorumlu müdür ve eser sahibi, bilgi ve belge dâhil her türlü haber kaynaklarını açıklamaya ve bu konuda tanıklık yapmaya zorlanamaz. Yasada yazılı olan ilke budur. Bu düzenleme nasıl hayata geçecektir?

Basın Kanunu 12. maddesi usul hükümleri bakımından gerekli “korumayı” sağlamaya yeterli midir?  Türkiye’de gazetecilerin haber kaynaklarına, bilgilerine, belgelerine el koyma hali karşısında yeterli yasal koruma ya da güvence veya yasal düzenleme var mıdır?

Bir başka soralım; ceza soruşturmaları başlamadan önce veya başladığında veya yargılama sırasında; gazetecilerin haber, belge ve bilgileri ile haber kaynaklarının gizliliğinin korunmasını güvence altına alan yargısal denetim yolu veya yasal düzenleme var mıdır?

Hayır yoktur. Eğer yasal düzenleme yoksa basın özgürlüğü ihlal edilmiştir. Türkiye’deki durum budur.

AİHM’si Büyük Daire kararına dönelim. Bu önemli kararın çıkmasına neden olan olaylara bakalım. Bu karar gazetecilerin haber kaynakları konusunda verilen en önemli kararlardan birisidir.  Davanın önceki aşamaları nedir?

Başvurucu şirket, otomobille ilgilenen okuyucular için Autoweek adlı haftalık bir dergi yayınlamaktadır. Hoorn kasabası civarındaki sanayi bölgesinde, 12 Ocak 2002 tarihinde yasadışı bir sokak yarışı yapılmıştır. Autoweek’in muhabirleri yarışı organize edenlerin davet etmesi üzerine bu yarışta hazır bulunmuşlar, organizatörlerinin dergi ile yapmış olduğu anlaşmaya göre, sokak yarışının, katılan otomobillerin ve şahısların fotoğraflarının çekilmesine, katılımcıların kimliklerinin açığa çıkarılmaması koşul ve güvencesiyle izin verilmiştir. Sokak yarışı, orada bulunan ve daha sonra gelen polislerin müdahalesiyle sona ermiştir. Hiç kimse gözaltına alınmamıştır. Bu yarış nedeniyle soruşturma yoktur.

Autoweek Dergisi 6 Şubat 2002 tarihli 7/2002 nolu sayısında yasadışı otomobil yarışları hakkında bir makale yayınlamayı istemiştir. Bu makale yayını ile birlikte 12 Şubat 2002 tarihinde yapılan sokak yarışından çekilen fotoğraflarda yer alacaktır. Ancak fotoğraflar, yarışa katılan araçları ve katılımcıların kimliklerini açığa çıkarılmayacak şekilde yayımlanmıştır. Özgün
fotoğraflar başvurucu şirket tarafından bir CD–ROM’a depolanmış ve başvurucu şirketin farklı dergilerinin yayınlandığı yazı işleri bürosunda (Autoweek değil) saklanmıştır.


Polis ve soruşturma makamları, daha sonra sokak yarışına katılan araçlardan birinin 1 Şubat 2001 tarihli bir soygunda ram raid yoluyla (yani çalıntı bir aracın herhangi bir mağazanın vitrinine içindeki malların çalınması amacıyla çarptırılması şeklinde tanımlanan bir hırsızlık türü) kullanıldığından şüphelenmiştir.  1 Şubat 2002’de telefonla Autoweek’in yazı işleri bürosunu bir polis memuru telefonla arar. 12 Ocak 2002 tarihli sokak yarışına ilişkin bütün fotoğrafların polise teslimini ister. Polisin telefonda görüştüğü başyazar (chef reportage), yarışa katılanların kimliklerinin gizli kalması şartıyla fotoğraf çekilmesine izin verildiği gerekçesiyle, bu talebinin karşılanamayacağını polise bildirir. Başyazar ayrıca, basının makul olarak bu tür eylemlere karşı korunduğunu düşündüğünü söylemiştir ve yazılı olarak yazı işleri müdürlüğüyle iletişime geçmesini salık vermiştir.

İki polis dedektifi Autoweek yazı işleri bürosuna gelmişler, fotoğrafları isteyip teslimini sağlayamayınca, Autoweek’in genel yayın yönetmenine Ceza Muhakemesi Kanunun 96a maddesine göre verilmiş bir kararı tebliğ etmişlerdir. Bu karar Amsterdam Savcısı tarafından verilmiştir. Bu kararda, ismi belirlenememiş kişilere karşı Ceza Kanunun 310-312. maddelerinde düzenlenen suçlarla ilgili açılmış soruşturma bağlamında, 12 Ocak 2002 tarihinde Horn’daki yasadışı otomobil yarışı sırasında çekilmiş fotoğrafların ve ilgili bütün belgelerin teslim edilmesi emredilmiştir. Autoweek’in genel yayın yönetmeni sokak yarışına katılanların kimliklerinin gizli kalması için muhabirler tarafından verilmiş sözlere aykırı olacağını düşünerek, fotoğrafların teslimini reddetmiştir. Bunun üzerine savcılık Bölge Mahkemesi nöbetçi soruşturma yargıcına başvurmuştur. Soruşturma yargıcı, ceza soruşturması yapma gereğinin başvurucu şirketin gazetecilik ayrıcalıklarına göre daha ağır bastığını ve aslında bu meselede yetkili olmadığını kabul etmekle birlikte, böyle bir yetkisi bulunsaydı, bu yönde bir karar vereceğini ve hatta büronun aranması emrini de vereceğini söylemiştir. Karar üzerine şirket, 2 Şubat 2002 günü ihtirazı kayıtlarıyla birlikte, fotoğrafların bulunduğu CD–ROM’u savcıya teslim etmişler ve savcı da CD–ROM’a el koymuştur.

Başvurucu şirket elkoyma kararına itiraz etmiştir. Bölge Mahkemesi el koymanın hukuki olduğuna hükmetmiştir. Bu olayda bir yayıncı/gazetecinin, delil açıklamama ayrıcalığından yararlanamayacağını ve ceza soruşturması yapılmasındaki menfaatlerin, serbestçe haber toplama hakkından daha ağır bastığına; haber kaynaklarını koruma yükümlülüğü bağlamında, söz konusu soruşturmanın yasadışı sokak yarışlarıyla değil, başka ağır suçlarla ilgilenen bir soruşturma olduğu tespitinde bulunmuştur. Bölge Mahkemesi her ne kadar örneğinin alınmasından ve içeriğin elde edilmesinden sonra elkoyma kararını kaldırmış ve CD’lerin iadesine karar vermişse de, bu olayda gazetecilerin haber kaynaklarının korunmasının mümkün olmadığını, çünkü ağır basan yarar bakımından yapılan soruşturmanın genel kamu menfaatlerine daha uygun olduğu görüşündedir.  

Başvurucu şirket Yüksek Mahkemeye temyiz talebinde bulunmuştur. Yüksek Mahkeme Bölge Mahkemesinin el koymanın kaldırılması ve CD–ROM’un iadesine karar verdiği için başvurucu şirketin artık bu karara karşı başvurmakta bir menfaati kalmağı görüşüyle kabuledilemezlik kararı vermiştir.

Dava, AİHM’sine taşınmıştır. (Sürecek)

Etiketler: , , , , , , ,

Pazar, Ekim 09, 2011

KİŞİSEL VERİLER VE GAZETECİLER



               Av. Fikret İLKİZ

Yaklaşık bir yıldır arada bir yazdığımız konu yeniden gündeme gelecek.

Avrupa Konseyi'nin 1981’de imzaya açtığı 108 sayılı Otomatik Olarak İşlenen Kişisel Veriler Bakımından Bireylerin Korunması Hakkında Sözleşme Türkiye tarafından imzalanmıştır, ama onaylanamamıştır. Çünkü bu Sözleşme'nin onay kanununu çıkarabilmek için Türkiye’nin iç hukukunda öncelikle bu Sözleşmeye uygun bir “kanun yapma” şartı var.

Türkiye kişisel verilerin gizliliğini koruyacak bir kanunu henüz kabul etmemiştir. Yıllardır Türkiye hakkındaki İlerleme Raporlarında bu “eksiklik” yazılıdır. En son hazırlanan "Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun Tasarısı"  2008 yılından beri gündemdedir.

Hatta bu tasarı kanunlaşmadan “kişisel verilerin korunması”, en son 5982 sayılı Kanunla (13.05.2010 Resmi Gazete) değiştirilen Anayasa’nın "Özel Hayatın Gizliliği" hakkındaki 20. Maddesine eklenen bir fıkra ile anayasal bir hak haline gelmiştir.

Anayasaya göre, artık herkes kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsamaktadır. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller ise kanunla düzenlenecektir.

Bir türlü çıkamayan kişisel veriler hakkındaki kanun çalışmaları hızlandı.

Eski Tasarıda kişisel verilerin işlenmesinde kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı ile temel hak ve özgürlüklerinin korunması ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin uyacakları esas ve usullerin düzenlenmesini amaçlanmıştı.

Yenisi ne olur bilinmez… Ama eğer eskinin tekrarı yeniden gündeme gelirse 2008 yılında hazırlamış olan kanun tasarısı "gazeteciler" için bazı sakıncalar ve tehlikeler içeriyordu. Hak olarak kişisel verilerin korunması Anayasada yer almasına rağmen, geçmiş yasama döneminde kalan Tasarı gizliliği korumuyor, kişisel verilerin kişinin rızası dışında işlenmesini sağlıyordu.

Eski Tasarıda "Kişisel Verileri Koruma Kurulu" kurulması vardı. Eğer yeniden getirilirse; bu Kurula öğretim kurumlarında en az on yıl öğretim üyeliği yapmış veya özel veya kamu hizmetinde en az on yıl fiilen çalışmış olanlar arasından, altı yıl süreyle görev yapmak üzere 7 kişi seçiliyor. Kurulun yetkilerini bağımsız olarak kullanması söz konusuydu. Hatta hiçbir organ, makam, merci ve kişi Kurulun kararını etkilemek amacıyla emir ve talimat veremeyecekti. Kurulunun üyelerini ve Kurul Başkanını, Bakanlar Kurulu seçecekti. Bu durumda eski Tasarıya göre Başbakanlığa ve Bakanlar Kuruluna bağımlılığı olan bir Kurul daha kurulması hedeflenmişti.

Eğer yeni Tasarıda aynı düzenleme korunursa, bağımsız olmak bir yana kurulacak Kurul "yürütmeye" bağımlı olacaktır.
Gerçi günümüzde artık yürütmeye bağımlı olmayan bir Kurul kalmamış olsa bile; en az bağımsız ve özerk kurullar kadar önemli olan bir başka sorun daha kapıdadır. Çok daha sakıncalı olan böyle bir yapılanma bakımından "gazetecilik amacıyla veri işlenmesi” adı altında, gazetecilerin ellerindeki verilerin gazetecilik amacıyla işlenip işlenmediğinin denetimi yolu açılacaktır. Bu amaç kim tarafından ve nasıl belirlenecektir?

Önceki Tasarıda olduğu gibi "kişisel verilerin işlenmesi bakımından mesleki davranış kuralları" eğer kurulacak  "Kurul" tarafından belirlenecek olursa; gazetecilerin kendi meslek örgütleri tarafından belirlenmiş meslek kuralları veya etik ilkeleri artık yürütmeye bağımlı bir Kurul tarafından belirlenecek demektir. En sakıncalı düzenlemelerden birisi de budur.  Gazetecilerden ve onların meslek örgütlerinden, kendi meslek ilkelerini bu Kurul kararları ile “uyumlu hale” getirmeleri istenirse, bu nasıl olacaktır?

Eski Tasarıda yayın yoluyla kişilik hakları ihlal edilenlerin Kurula şikâyet etme hakkı tanınmıştı. Şikâyetçi kişi bakımından telafisi güç veya imkânsız bir zararın doğması ihtimali bulunursa, Kurul'un "geçici önlemler almak" – ne demekse- dâhil, karar verme yetkisi vardı. Kurul nasıl bir "geçici önlem kararı” alacaktır ve karar medyada nasıl uygulanacaktır?

Bütün bu düzenlemeler önceki Tasarıda yer aldığına göre, yeniden gündeme gelecektir.

Yıllardır söylediklerimizi tekrarlarsak, kişisel verilerin gizliliğini korumak adına getirilmesi düşünülen denetimle, gazetecilerin ve kamuoyunun haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkı bir kere daha sınırlandırılacaktır.

Olabilecekleri ve karşılaşılacak sorunları tekrar tekrar yazarak anlatmaya çalıştığımız, sadece gazetecilerin basın özgürlüğünün sınırlandırılacağı ve medya üzerinde bir denetim sistemi daha yaratılacağı endişesi yanında, asıl önemli olan; herkesin kişisel verilerinin gizliliğinin ortadan kalkacağı tehlikesidir.

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Salı, Şubat 26, 2008

HIZIROĞLU'NDAN "FİKRİ MÜLKİYET DİASPORASI"

Bilgi Çağı Dergisi'nin son (Şubat 2008) sayısında, Bilgi Çağının Hukuku köşesinde Av. Ömer Hızıroğlu (LL.M, JD), "Fikri Mülkiyet Diasporası" başlıklı bir yazı yazmış.

Hararetle tavsiye edilir!

(Henüz son sayı çevrimiçi içeriğe eklenmemiş, yakında eklerler herhalde, hemen okumak isteyenler, derginin 0212 236 2310 telefonundan ya da www.konakmedya.com üzerinden dergiyi nasıl edinebileceklerini sorabilir...)

Etiketler: ,

Cumartesi, Aralık 15, 2007

5651 SAYILI KANUNLA İLGİLİ TOPLANTI

İstanbul Barosu, Turk.internet.com ve İnternet ve Hukuk Platformu işbirliğiyle düzenlenen “Telefon Dinlemeleri ve 5651 sayılı kanunla İnternet üzerinden yapılan yayınların düzenlenmesi” konulu toplantı, 14 Aralık Cuma günü İstanbul Barosu Orhan Apaydın Konferans Salonu'nda yapıldı. Superonline tarafından tamamı canlı olarak Internet üzerinden yayınlanan Toplantıya gerek katılım gerekse Internet üzerinden izlenme açısından yoğun ilgi gösterildi.
Son derece yoğun bir içeriğin son derece geniş kapsamlı bir konuşmacı profili tarafından ele alınıp tartışıldığı toplantıyı benzerlerinden ayırdedici özellik, akademik çevreler dahil, bu kanunun ilgili tüm taraflarının yetkili biçimde temsil edilmekte oluşuydu:

Açılış Konuşmaları
- Füsun Sarp Nebil – Turk.internet.com / Internet & Hukuk Platformu
- Fethi Şimşek – TK – Telekom İletişim Başkanı
- Kazım Kolcuoğlu - İstanbul Barosu Başkanı
(Özetler için bkz. İstanbul Barosu web sitesindeki içerik )

PANEL: CMK 135’de düzenlenen İletişimin tespiti ve izlenmesinde hukuki sorunlar
Yönetici: Av.Muammer Aydın – İstanbul Barosu Yön.Kur. Üyesi
- Fethi Şimşek – TK – 5397 sayılı yasa ile kurulu Telekomünikasyon İletişim Dairesi Başkanı
- Faruk Kurtoğlu - İstanbul Müracaat Savcısı
- Av. Turgay Demirci - İstanbul Barosu
- Prof. Dr. Köksal Bayraktar - Galatasaray Üniv. Hukuk Fakültesi
(Özetler için İstanbul Barosu web sitesindeki içerik burada)

PANEL: 5651 Sayılı Yasanın öyküsü ve genel olarak değerlendirilmesi
- Doç. Dr. Yılmaz Yazıcıoğlu - Marmara Üniv. Hukuk Fakültesi
- Av. Fikret İlkiz - İnternet ve Hukuk Platformu
(Özet için Bkz: Turk.Internet.Com)

Panel: Internet Toplu Kullanım Sağlayıcıların 5651 sayılı Yasa ve Yönetmeliklerine Yaklaşımı
Yönetici : Av.M.Ali Köksal (TBD Yön. Kur. Üyesi)
- Metin Baltaoğlu - İst. İnt. Kafeciler Odası Üyesi - İnternet Kafe Sahibi
- Üniversite Networkleri adına Ulakbim temsilcisi
- Av. Mete Tevetoğlu – İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Merkezi

Panel: Yer ve Erişim Sağlayıcıları ile İçerik Sağlayıcıların, 5651 sayılı Yasa ve Yönetmeliklerine Yaklaşımı
Yönetici: Av. Ali Osman Özdilek
- İbrahim Sarıoğlu - Türk İnternet Derneği
- Avukat Ali Suat Güzeloğlu- Yer Sağlayıcı Firma Avukatı
- Avukat Ahmet Büter - Türk Telekom
- Avukat Başak Purut – Ekşi Sözlük
- Turkcell Temsilcisi - İçerik Sağlayıcı

Panel: Uygulamanın Uç Noktasındaki Adli Mercilerin 5651 sayılı Yasa ve Yönetmeliklerine Yaklaşımı
Yönetici : Av. Taner Sevim – İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Merkezi
- Dinçer Ay - Başkomiser, İstanbul Emn. Md.lüğü, Asayiş Şube Bilişim Suçları Amiri
- Cavit Marancı - İstanbul Sulh Ceza Hakimi
- İsmail Onaran – İstanbul Basın Savcısı
- Av. M.Gökhan Ahi – İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Merkezi

Panel: Düzenleyici Kurumların 5651 sayılı Yasa ve Yönetmeliklerine Yaklaşımı
Yönetici : Füsun Nebil - Turk.internet.com
- Osman Nihat Şen - TK TİB – 5651 sayılı yasa ile kurulu İnternet Dairesi Başkanı
- Cengiz Tanrıkulu - Hakim - Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Daire Başkanlığı
- Prof.Dr.İzzet Özgenç - Gazi Üniv. Hukuk Fakültesi - 5651'in Hazırlanmasında Komisyon Üyesi
17:30 - 18:00 Sorular - Kapanış

Toplantının düzenlenmesine öncülük eden IvHP kurucusu ve Yürütme Kurulu Üyesi Füsun Sarp Nebil, bu konudaki gelişme ve belgeleri Turk.Internet.Com'da açtığı "5661 Sayılı Kanun ile ilgili Dosya"da topluyor. Dolayısıyla ayrıntıları oradan ve topluca izleyebilirsiniz.

Salondaki Superonline temsilcisi "webcasting" operasyonunun sağlıklı sürüp sürmediğini böyle denetledi... Bu yayın 18 Aralık 2007, Salı gününden itibaren Turk.Internet.Com'un şuradaki sayfasında banttan da izlenebilecek! Ayrıca salt bu konu ile ilgili olanların çalışması veya gelişmeleri izlemesi için bir Google Grubu da oluşturuldu...

Ben de birazdan bu toplantıda aldığım notlardan süzeceğim kimi anekdotları Bilgi Çağının Hukuku web günlüğüne gireceğim... 18 Aralık Pazartesi sabahı da 10.30-11.00 saatleri arasında arasında Açık Radyo'da aynı başlıklı programda ve canlı yayında İstanbul Barosu Başkanı Kazım Kolcuoğlu, F.S. Nebil ve Av. Gökhan Ahi konuğumuz olacaklar ve bu toplantıyı bir de orada değerlendirecekler...
Fusun'u, Gökhan Ahi'yi bu etkinliğe emek veren tüm İvHP'li arkadaşları içten kutlamak gerek. Zor bir işi gerçekleştirdiler. İşlevsel de olması dileğiyle. / A. TANSUĞ

Etiketler: , ,