Pazartesi, Nisan 25, 2016

KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMAMASI KANUNU


Av. Fikret İLKİZ
25 Nisan 2016
Basit bir soru, kişisel veri nedir?

Kısaca kişiyi doğrudan ve dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm veriler kişisel veridir.

Anayasa Mahkemesinin 09.04.2014 tarihli kararına göre; kişisel veri kavramı, belirli veya kimliği belirlenebilir olmak şartıyla, bir kişiye ilişkin bütün bilgileri ifade eder. İlk adımda bir kişinin adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi bireyin sadece kimliğini ortaya koyan bilgiler kişisel veridir. Ama sadece bu değildir, telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri genetik bilgiler, IP adresi, e-posta adresi, hobiler, tercihler, etkileşimde bulunan kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri gibi kişiyi doğrudan ve dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm veriler kişisel veri kapsamında düşünülmelidir (Esas 2013/122, Karar 2014/74)

Kararı okumaya devam edelim…

Kişisel verilerin korunması hakkının amacı nedir?

Kişinin insan onurunun korunmasını amaçlar. Daha da önemlisi her bireyin kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel bir biçimi olarak, bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi sırasında korumayı amaçlamaktadır. Bir başka deyişle bu hakkın kullanımında kişisel veririn işlenmesi en çok dikkat edilmesi gereken ve hakkı koruyan bir kavramdır.

Artık bilişim teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde eski ve geleneksel yöntemlerle mümkün olmayan hızla ve kolaylıkla çok sayıda verinin toplanabilmesi günümüzde çok basit bir bilişim işlemidir. Bir anlamda çeşitli yerlerde depolanmış, durduğu yerde duran ve daha önce birbirinden ilişiksiz şekilde tutulan pek çok verinin merkezi olarak bir araya getirilebilmesi yani verilerin işlenmesi basittir. Günümüz teknolojileri ile verilerin, veri eşleştirme ve veri madenciliği gibi ileri teknolojik olanaklarla analize tabi tutulmak suretiyle, veriden yeni veriler üretme kapasitesi çok artmıştır. Verilere erişim ve veri transferleri çok kolaylaşmıştır.

Kişisel verilerin ticari işletmeler için kıymetli bir varlığa dönüşmesi ve çok değer kazanması sonucunda özel sektör tarafından ticaret/iş/kâr üçgeninde yaratılan riskler düne göre daha yaygın ve önemli boyutlara ulaşmıştır. Hatta terör ve organize suç örgütlerinin kişisel verileri ele geçirme yönündeki faaliyetlerinin artması endişe verici boyutlardadır. Ortaya çıkan sonuçtan ürkmemek olası değildir. Anayasa Mahkemesi kararında yaptığı bu tespitlerden sonra şu sonucu ulaşıyor; bilişim teknolojilerinin sahip olduğu olanaklar “Günümüzde kişisel verilerin en üst seviyede korunmasını zorunlu kılmaktadır.

AYM’ye göre bu bağlamda Anayasanın 20. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesinde, “Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir” hükmüne yer verilerek kişisel verilerin korunması hakkı anayasal güvenceye bağlanmıştır. Yani, bu şekilde kamu makamlarının keyfi müdahalelerine karşı bireylerin kişisel verileri koruma altına alınmıştır.

Anayasa'nın  “Özel hayatın gizliliği ve korunması” başlıklı 20 maddeye eklenen ek fıkraya göre “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.” (12.9.2010 -5982 sayılı Kanun 2 md.)

Kişisel verilerin “gizliliğinin korunması” Anayasanın teminatı altında değildir ama buna rağmen, kişisel verilerin “korunması” anayasal teminat altına alınmıştır.

Anayasadaki bu düzenlemeye göre acaba Kanun çıkarılmış mıdır?

24.3.2016 kabul tarihli 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, 07.4.2016 tarihli ve 29677 sayılı Resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Kanunun Yürürlük maddesine göre; kişisel verilerin aktarılması, yurt dışına aktarılması, ilgili kişinin hakları gibi bazı düzenlemeler Kanunun yayımı tarihi olan 7.4.2016 tarihinden itibaren altı ay sonra yani 7 Ekim 2016 tarihinde yürürlüğe girecektir.

Kanuna göre bu 6 ay içinde “Kişisel Verileri Koruma Kurulu” kurulacaktır. Kurul, bu Kanunla ve diğer mevzuatla verilen görev ve yetkilerini kendi sorumluluğu altında, bağımsız olarak yerine getirecek ve kullanacak. Görev alanına giren konularla ilgili olarak hiçbir organ, makam, merci veya kişi, Kurula emir ve talimat veremeyecek, tavsiye veya telkinde bulunamayacaktır. Aslında böyle bir düzenleme gereksiz olmuştur Zaten daha başında kuruluşu itibariyle “bağımsızlığı” söz konusu değildir. Çünkü dokuz üyeden oluşacak olan bu Kurulun beş üyesi Türkiye Büyük Millet Meclisi, iki üyesi Cumhurbaşkanı, iki üyesi Bakanlar Kurulu tarafından seçilecektir.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu hükümlerine göre;  kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veri olarak kabul edilmiştir.  Özel nitelikli kişisel verilerin, ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesi yasaktır. Ama bu yasağa getirilen bazı istisnalar çok düşündürücü ve çok sakıncalıdır.  Örneğin Kanunda sayılan sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel veriler, kanunlarda öngörülen hâllerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir.

Sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir. Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde, ayrıca Kurul tarafından belirlenen yeterli önlemlerin alınması şart koşulmuş olmasına rağmen (Madde 6); yeterli önlemin ne olduğu bile yeterince açıklanmamıştır.

Bir başka önemli sorun daha var. İlgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerin işlenmesinde ve korunmasında Kanunun 28 inci maddesinde yer alan “istisnalar” çok düşündürücüdür. Sadece iki örnek vermekle yetinelim…   

Örneğin “Kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini, ekonomik güvenliği, özel hayatın gizliliğini veya kişilik haklarını ihlal etmemek ya da suç teşkil etmemek kaydıyla, sanat, tarih, edebiyat veya bilimsel amaçlarla ya da ifade özgürlüğü kapsamında işlenmesi” mümkündür ve bu Kanun kapsamı dışındadır.

Artık ifade özgürlüğünüz kayıt altındadır.  

Hatta “Kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini veya ekonomik güvenliği sağlamaya yönelik olarak kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbarı faaliyetler kapsamında işlenmesi” de mümkündür.

Milli güvenlik veya savunma, kamu güvenliği, kamu düzeni ve hatta ekonomik güvenlik gerekçeleriyle ilgili kişinin açık rızası aranmadan kişisel verileriniz işlenebilir, transfer edilebilir, yeterli koruması yoktur.

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, insan haklarının korunmasında yaratılan risklerin başında gelen kanuni bir engel ve düzenlemedir.  

Etiketler: , , , , , , , ,

Pazar, Mart 25, 2012

GAZETECİLER VE KİŞİSEL VERİLER



                           Fikret İLKİZ

Haberlere göre, kişisel verilen korunması ile ilgili olan Kanun tasarısının yeniden Meclis gündemine getirileceği açıklandı. Böylece Anayasa değişikliği ile kabul edilen yeni düzenleme ile Türk Ceza Kanunundaki kişisel verilerle ilgili hükümlerin ardından “kanun” yapılacağı anlaşılıyor. 
Sadece ve sadece bu nedenle yeniden ve yeniden yazarak hatırlatmak gerektiğine inanıyorum. 
Hükümet tarafından, TBMM 23 üncü dönemde 24.04.2008 tarihinde kanun tasarısı olarak Meclise sunulduğu halde her nedense kanunlaşmadığı için eski tasarı artık hükümsüz durumda. Anlaşılan Hükümet, tasarıyı yenilemek suretiyle Meclise yeniden getirecek.  
Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısının özü, kişisel verilerin ne olduğu ve işlenmesinde kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı ile temel hak ve özgürlüklerinin korunması ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin uyacakları esas ve usullerin düzenlenmesi ve bir kurul korunmasını amaçlamaktadır.
Çoğunluğun evet dediği Anayasayı, 5982 sayılı Kanunla (13.05.2010 Resmi Gazete) değiştirerek Anayasa’nın "Özel Hayatın Gizliliği" hakkındaki 20. Maddesine eklenen son bir fıkra ile “kişisel verilerin korunması” anayasada yer aldı. Düzenlemeye göre, artık herkes kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsamaktadır. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller ise kanunla düzenlenecektir. 
Böylece kişisel verilerin “korunması” ve bir kanun yapılması Anayasada yer aldı. 
Görüşüme göre, Anayasa Madde 20 son fıkrası, kişisel verilerin “gizliliğinin korunması” hakkında bir düzenleme içermiyor ve devlete insanların kişisel verilerinin gizliliğinin korunması hakkında bir yükümlülük de getirmiyor. Hatta çıkarılacak olan kanunda yapılacak düzenleme ile “öngörülen hallerde” veya kişinin açık rızası ile kişisel verilen “işlenmesi” kabul ediliyor. Ama tam tersi olmalı ve “kişisel verilerin gizliliğinin korunması” Anayasada ilke olarak yer almalıydı. Böylece Anayasadaki bu yasak nedeniyle gizliliğin ihlaline neden olacak nitelikte kanun çıkarılması da yasaklanmış olacaktı.   
Ne devlet, ne de kişiler, kimsenin kişisel verilerinin gizliliğinin ihlaline neden olacak hukuka aykırı davranış içine girmelidir ne de kanunlar hak ihlaline neden olacak biçimde düzenlenmelidir. Anayasada yer alan düzenleme kişiler verileri koruyor, ama kişisel verilerin gizliliğini korumuyor. Çıkarılacak olan kanunlarla, “öngörülen hallerde” gizliliğin ihlal edilebileceğine dair kanuni düzenleme yapılmasına açık kapı bırakıyor. 
Kişisel veriler hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olarak elde edilmelidir. Kişisel verilerin toplanması, elde edilmesi, kaydedilmesi, düzenlenmesi, saklanması, değiştirilmesi, okunması, sorulması, kullanılması, transfer yoluyla başkalarına verilmesi, yayılması ya da hazır bulundurulması için yapılan her türlü işlem, yani “kişisel verilerin işlenmesi” de hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olmalıdır. 
Kişisel veriler açık ve belirli olan, hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun amaçlar için kaydedilebilir ve kullanılabilir. Kullanmak için amaç aşılmamalıdır. Kişisel veriler doğru ve güncel olmalıdır. Gerektiğinde yenilenmeli ve silinebilmelidir. Bu nedenle bütün bu halleri gerektiren “gereken haller” açık olmalıdır. Kişisel verilerin toplandıkları amaç için gereken sürenin dolması ile kişilerin kimliklerini belirtecek şekilde muhafaza edilmemelidir. 
Daha da önemlisi kişisel veriler sadece açıklanan koşullardan anlaşılan veya kanunla öngörülen amaçlara uygun olarak işlenebilirler. Sadece bu nedenle bile, çıkarılacak olan kanun veya kanunlar çok önemlidir. 
Sonuç olarak kişisel verilerin “gizliliğinin sağlanması ve korunması” temel insan hakkı olarak kabul edilmelidir. Kişisel verilerle ilgili tek bir kanun çıkarılması dahi yeterli değildir. 
108 sayılı Kişisel Verilerin Otomatik İşlenmesine İlişkin Olarak Bireylerin Korunması Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesinde (28 Ocak 1981), “Özellikli veri kategorileri” olarak sayılan “hassas kişisel veriler” “İç hukukta uygun güvenceler sağlanmadıkça, ırk menşeini, politik düşünceleri, dini veya diğer inançları ortaya koyan kişisel nitelikteki verilerle sağlık veya cinsel yaşamla ilgili kişisel nitelikteki veriler ve ceza mahkûmiyetleri otomatik bilgi işlemine tabi tutulamazlar”. 
Yeniden ve başka bir kanun tasarısı hazırlanır mı bilinmez ama eğer eskinin tekrarı yeniden gündeme gelirse, 2008 yılında hazırlamış olan kanun tasarısı herkes ve özellikle "gazeteciler" için bazı sakıncalar içermektedir ve “çok” tehlikelerle doludur. 
Bir kurulumuz daha olacak ve “Kişisel Verileri Koruma Kurulu" kurulacak. Kurulunun üyelerini ve Kurul Başkanını, Bakanlar Kurulu seçecek. 
Gazetecilerin kendi meslek örgütleri tarafından belirlenmiş olan meslek kuralları veya etik ilkeleri artık bu Kurul tarafından belirlenebilecek ya da Kurul kararları ile “uyumlu hale” getirilmesi istenecek gibi gözüküyor.  
Haberler ve köşe yazıları hakkında bu Kurul “geçici önlem” kararları(!) bile alabilecek…
Neyse, geçmişten geleceğe bir kanun tasarı hakkında hatırlatmada bulunmak istedim. 
Gazeteciler böyle bir kanun tasarısıyla ne bu ülke insanları için ne de kendi özgürlükleri, hakları, çalışma koşulları ve meslek ilkeleri için geçmiş yıllarda ilgilenmediler. 
Yeniden gündeme gelecek bu kanun tasarı hakkında kamuoyunu bilgilendirmek, haber vermek, aydınlatmak gibi amaçlarla da ilgilenmeyecekler ve başlarına dert açılmadan da ilgilenecek gibi gözükmüyorlar zaten…

Etiketler: , , , ,

Pazar, Ekim 09, 2011

KİŞİSEL VERİLER VE GAZETECİLER



               Av. Fikret İLKİZ

Yaklaşık bir yıldır arada bir yazdığımız konu yeniden gündeme gelecek.

Avrupa Konseyi'nin 1981’de imzaya açtığı 108 sayılı Otomatik Olarak İşlenen Kişisel Veriler Bakımından Bireylerin Korunması Hakkında Sözleşme Türkiye tarafından imzalanmıştır, ama onaylanamamıştır. Çünkü bu Sözleşme'nin onay kanununu çıkarabilmek için Türkiye’nin iç hukukunda öncelikle bu Sözleşmeye uygun bir “kanun yapma” şartı var.

Türkiye kişisel verilerin gizliliğini koruyacak bir kanunu henüz kabul etmemiştir. Yıllardır Türkiye hakkındaki İlerleme Raporlarında bu “eksiklik” yazılıdır. En son hazırlanan "Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun Tasarısı"  2008 yılından beri gündemdedir.

Hatta bu tasarı kanunlaşmadan “kişisel verilerin korunması”, en son 5982 sayılı Kanunla (13.05.2010 Resmi Gazete) değiştirilen Anayasa’nın "Özel Hayatın Gizliliği" hakkındaki 20. Maddesine eklenen bir fıkra ile anayasal bir hak haline gelmiştir.

Anayasaya göre, artık herkes kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsamaktadır. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller ise kanunla düzenlenecektir.

Bir türlü çıkamayan kişisel veriler hakkındaki kanun çalışmaları hızlandı.

Eski Tasarıda kişisel verilerin işlenmesinde kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı ile temel hak ve özgürlüklerinin korunması ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin uyacakları esas ve usullerin düzenlenmesini amaçlanmıştı.

Yenisi ne olur bilinmez… Ama eğer eskinin tekrarı yeniden gündeme gelirse 2008 yılında hazırlamış olan kanun tasarısı "gazeteciler" için bazı sakıncalar ve tehlikeler içeriyordu. Hak olarak kişisel verilerin korunması Anayasada yer almasına rağmen, geçmiş yasama döneminde kalan Tasarı gizliliği korumuyor, kişisel verilerin kişinin rızası dışında işlenmesini sağlıyordu.

Eski Tasarıda "Kişisel Verileri Koruma Kurulu" kurulması vardı. Eğer yeniden getirilirse; bu Kurula öğretim kurumlarında en az on yıl öğretim üyeliği yapmış veya özel veya kamu hizmetinde en az on yıl fiilen çalışmış olanlar arasından, altı yıl süreyle görev yapmak üzere 7 kişi seçiliyor. Kurulun yetkilerini bağımsız olarak kullanması söz konusuydu. Hatta hiçbir organ, makam, merci ve kişi Kurulun kararını etkilemek amacıyla emir ve talimat veremeyecekti. Kurulunun üyelerini ve Kurul Başkanını, Bakanlar Kurulu seçecekti. Bu durumda eski Tasarıya göre Başbakanlığa ve Bakanlar Kuruluna bağımlılığı olan bir Kurul daha kurulması hedeflenmişti.

Eğer yeni Tasarıda aynı düzenleme korunursa, bağımsız olmak bir yana kurulacak Kurul "yürütmeye" bağımlı olacaktır.
Gerçi günümüzde artık yürütmeye bağımlı olmayan bir Kurul kalmamış olsa bile; en az bağımsız ve özerk kurullar kadar önemli olan bir başka sorun daha kapıdadır. Çok daha sakıncalı olan böyle bir yapılanma bakımından "gazetecilik amacıyla veri işlenmesi” adı altında, gazetecilerin ellerindeki verilerin gazetecilik amacıyla işlenip işlenmediğinin denetimi yolu açılacaktır. Bu amaç kim tarafından ve nasıl belirlenecektir?

Önceki Tasarıda olduğu gibi "kişisel verilerin işlenmesi bakımından mesleki davranış kuralları" eğer kurulacak  "Kurul" tarafından belirlenecek olursa; gazetecilerin kendi meslek örgütleri tarafından belirlenmiş meslek kuralları veya etik ilkeleri artık yürütmeye bağımlı bir Kurul tarafından belirlenecek demektir. En sakıncalı düzenlemelerden birisi de budur.  Gazetecilerden ve onların meslek örgütlerinden, kendi meslek ilkelerini bu Kurul kararları ile “uyumlu hale” getirmeleri istenirse, bu nasıl olacaktır?

Eski Tasarıda yayın yoluyla kişilik hakları ihlal edilenlerin Kurula şikâyet etme hakkı tanınmıştı. Şikâyetçi kişi bakımından telafisi güç veya imkânsız bir zararın doğması ihtimali bulunursa, Kurul'un "geçici önlemler almak" – ne demekse- dâhil, karar verme yetkisi vardı. Kurul nasıl bir "geçici önlem kararı” alacaktır ve karar medyada nasıl uygulanacaktır?

Bütün bu düzenlemeler önceki Tasarıda yer aldığına göre, yeniden gündeme gelecektir.

Yıllardır söylediklerimizi tekrarlarsak, kişisel verilerin gizliliğini korumak adına getirilmesi düşünülen denetimle, gazetecilerin ve kamuoyunun haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkı bir kere daha sınırlandırılacaktır.

Olabilecekleri ve karşılaşılacak sorunları tekrar tekrar yazarak anlatmaya çalıştığımız, sadece gazetecilerin basın özgürlüğünün sınırlandırılacağı ve medya üzerinde bir denetim sistemi daha yaratılacağı endişesi yanında, asıl önemli olan; herkesin kişisel verilerinin gizliliğinin ortadan kalkacağı tehlikesidir.

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Pazar, Nisan 04, 2010

KİŞİSEL VERİLER

Fikret İLKİZ

Kişisel verilerin korunması hakkı Anayasa’da yer alacak. Anayasa teklifinin en önemli ve çok olumlu teklif maddelerinden birisi de budur.

Kişisel veriler hakkında kısa bir anımsatma…

Avrupa Konseyinin 28 Ocak 1981 tarihinde imzaya açtığı 108 sayılı Otomatik Olarak İşlenen Kişisel Veriler Bakımından Bireylerin Korunması Hakkında Sözleşme 1985 yılında yürürlüğe girmiştir ve 1999 yılında bazı değişiklikler yapılmıştır.

Türkiye bu sözleşmeyi imzalanmıştır. Ancak onaylanmamıştır. Bir başka deyişle “onay” kanununu çıkaramamıştır. Çünkü bu Sözleşmenin Türkiye tarafından onaylanabilmesi için Sözleşmeyi imzalayan devletin bu Sözleşmede öngörülen ilkelere uygun olan bir kanun çıkarması zorunludur.

Ama Türkiye kişisel veriler ve bireylerin korunması hakkında herhangi bir kanunu henüz kabul etmemiş durumdadır.

Resmi Gazetede yayımlanan Bakanlar Kurulunun “Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı” ile “Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar”ı içinde “Kişisel Veriler” ile ilgili düzenleme vardır. (31.12.2008 tarihli ve 5.Mükerrer 27097 sayılı R.G)

Yasalarda yapılacak değişiklikler ve kişisel veriler hakkındaki düzenleme nedendir bilinmez ama Türkiye 3.Ulusal Programın “Siyasi Kriterler / 3.Yargının işlevselliği ve Verimliliği” bölümünde şöyle yer alıyor:

“Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun” çıkarılacaktır.

Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun ise; Siyasi Kriterler bölümünde ve “Fasıl 23 Yargı Ve Temel Haklar”da, “Öncelik 23.1 Yargının verimliliği, etkinliği ve işlevselliğinin arttırılması” başlığı altında yazılıdır.

Tasarıdan sorumlu Bakanlık Adalet Bakanlığıdır ve Mevzuat Uyum Takvimi bakımından ise Tasarının kabulü ile Kanunlaşmasının yayım tarihi 2009 yılı olarak gösterilmiştir.

Uyum mevzuatı çerçevesinde Adalet Bakanlığı tarafından kişisel verilerin korunması ile ilgili bir kanun tasarısı hazırlanmıştır. “Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun Tasarısı” Bakanlar Kurulunca 7.4.2008 tarihinde kabul edilerek TBMM Başkanlığına 22.04.2008 tarihinde gönderilmiştir. 2008 yılı Ekim ayı itibariyle “Tasarı” TBMM’de Adalet Alt Komisyonunda incelenmektedir.

2009 yılı içinde Kişisel Verilerin Gizliliğinin Korunması hakkındaki kanun yasalaşmamıştır.

Bu Tasarının kısa hikâyesi budur.

Şimdi bu hikâyeye Anayasa Teklifi eklenmiştir. Çünkü Anayasa Teklifinde kişisel verilerle ilgili düzenleme getirilmiştir. Böyle bir düzenlemenin Anayasa Teklifinde yer alması çok olumdur. Hatta bilgi edinme hakkının Anayasa’da yer alması da çok yararlıdır. Kim akıl etmişse aklına sağlık…


AKP tarafından hazırlanmış olan Anayasa değişiklik teklifinde çok az olumlu maddeler arasında yer alan 2. Madde değişikliği “Özel yaşam” alanı ile ilgilidir.

Anayasanın 20. Maddesine ek düzenleme getiriliyor. Böylece “kişisel veriler” Anayasal düzenlemeye kavuşmaktadır.

Teklife göre özel yaşamın düzenlendiği Anayasanın 20. Maddesine ek madde geliyor. Ek madde şöyle: “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla islenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

Böyle bir düzenleme neden önemlidir?

Anayasanın 19. Maddesinin başlığı “Kişi hürriyeti ve güvenliği” dir. Maddeye göre, herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Anayasanın 20. Maddesinde “Özel hayatın gizliliği ve korunması” düzenlenmiştir. Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Bu temel hakkın sınırlandırma nedenleri de maddede gösterilmiştir.
Yeni Türk Ceza Kanununun 132 inci maddesi ile 140 ıncı maddeleri arasında, eski Türk Ceza Kanunda olmayan “Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar” düzenlenmiştir.

1 Haziran 2005’de yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu ile kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmeyi, başkasına vermeyi suç olarak kabul eden bir ülkeyiz. Buna karşılık kişisel verilerin gizliliğinin korunması hakkındaki kanun tasarısını 2008 yılından beri bir türlü kanunlaştırmadık. 2010 yılında ise, çok olumlu bir düşünceyle kişisel verilerin gizliliğini Anayasa Teklifi içinde “anayasal bir hak” olarak düzenlemek istiyoruz ve bu maddeyi “referandum”a götürmek isteyen bir ülkeyiz.

Ne diyelim? Halkın deyimiyle, şaşkın ördek suya tersten dalarmış!...

Etiketler: , , ,

Pazar, Kasım 15, 2009

DEVLET, DEVLETİ DİNLEMİŞ…

Av. Fikret İLKİZ

Türkiye’deki genel kanı şudur: Herkes dinleniyor. Türkiye’de herkesin telefonları dinlenmekte, konuşmaları tespit edilmekte, kaydedilmekte ve “birileri” tarafından “depo”da tutulmaktadır. “Depoda tutulmaktadır” dememin temel nedeni, kaydedilmiş olan iletişim tespit tutanakları aylar, yıllar sonra ortaya çıkmakta, hatta çıkarılmaktadır. Ortaya çıkınca, haber olduğunuzda öğreniyorsunuz…

TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Adalet Bakanı olduğu dönemde 5 Nisan 2008 ve 5 Eylül 2008 tarihli taleple hakim ve savcıların dinlenmesine olanak sağlayan “soruşturma izni” vermiş. Sonrasında istenen “dinleme” taleplerini mahkemeler kabul etmiş. Olanlar olmuş, 2008 yılından beri yargıçlar ve savcıları da dinlemişler. Bu “dinlemeler” yasal (mış) (?!)...

Sadece gazete haberi olarak kalmasın ve çoğalsın diye düşündüğüm için “Yüksek Yargı Mensupları”nın konu hakkında söylediklerinin yüksek dereceli ciddiyet ve öneme sahip olduğuna inandığımdan dolayı söylediklerinden alıntı yapıyorum…

İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, İstanbul’da yürütülen tüm soruşturmalardan bilgisi olan ve kamu adına 32 yıldır çalışan adalet görevlisi. Adalet Bakanlığı Başmüfettişi M.A’nın başvurusu üzerine telefonlarının mahkeme kararı ile dinlendiği için meslek hayatımın en üzüntülü günlerini yaşadığını söyleyen Başsavcı Engin “Adalet Bakanlığı müfettişinin başvurusu üzerine bir mahkemenin benim iş, ev ve cep telefonlarımın dinlenmesi için karar verebileceğini hiç beklemezdim. Mahkeme kararı ile dinlenebileceğim aklımdan bile geçmezdi. Çok üzgünüm, çok kırgınım. Tabii ki ben de yasal yönden hakkımı arayacağım. Telefonlarımın dinlendiğine ilişkin karar olduğunu ben de televizyonlardan öğrendim. Buna niçin gerek duyulduğunu öğrenmek için Adalet Bakanlığı’na başvurup gerekli belgeleri istedim. Bunları inceleyeceğim ve yasal haklarımı kullanacağım”  dedi. (14.11.2009 Hürriyet)

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker yargıç ve savcıların dinlenmesi üzerine “Olayın bu boyuta gelmesi yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı açısından üzüntü verici. Bizi rencide ediyorlar” demiş… Gerçeker’e göre; “Bu gün yargının hedef tahtası, savunma konumunda olması kabul edilebilir, hazmedilebilir bir konu değildir. Dolayısıyla böyle bir sistem içinde yargı bağımsızlığından ve kuvvetler ayrılığından bahsetmek mümkün değildir.” Yargıtay Başkanı’na göre 12 Eylül en ağır hasarı yargı üzerinde yaratmıştır. Yargı bağımsızlığını yok etmiştir. Gerçeker’e göre bu gün toplumda “dinlenme paranoyası” oluşmuştur…(14.11.2009 Hürriyet. 15.11.2009 Radikal)

Danıştay Başkanı Mustafa Birden; “Yargı mensuplarının dinlenmesi, fiziki takibe alınması, yazılı ve görsel basında haber ve görüntülerine sıklıkla yer verilmesi yargıyı kontrol etme ve üzerinde etkili olma gayesinden başka bir şey değildir. İnsan hak ve özgürlüklerine yönelik ihlallerin engellenmesinde çok önemli konumları bulunan yargıç ve savcıların aynı neviden hak ihlallerine muhatap olmaları, yargı bağımsızlığı veya yargıç güvencesini zedelediği gibi bu durumu insan haklarına saygılı, demokratik ülke kavramlarıyla bağdaştırma olanağı da bulunmamaktadır. Haberleşme özgürlüğü ve özel hayatın gizliliğine ilişkin Anayasal temel hak ve özgürlüklerde ciddi bir aşınma ve ihlalin varlığı söz konusu. Gelinen noktada sadece yüksek yargı mensupları değil, hakim ve savcılarla ilgili değil, tüm dinleme kararlarında gerekli özen ve hassasiyetin gösterilmediği görülüyor. “Bende dinleniyor muyum?” yolundaki endişe ve korkular toplumda ciddi bir güven bunalımı yaratmıştır. İnternette, haber ve yayın organlarında her gün yeni bir ses ve görüntü kaydı yer alıyor. Bu, mahkeme kararlarıyla yapılan teknik takip ve dinlemeler dışında gayri hukuki dinleme yol ve yöntemleriyle sıkça başvurulduğu konusunda kamuoyunda yaygın bir kanının oluşmasına sebebiyet vermiştir. Toplumda oluşturulan güven bunalımı en kısa sürede telafi edilmeli, en etkili ağızlardan kamuoyuna tatmin edici açıklamalar yapılmalıdır.” diyor. (14 Kasım 2009.Hürriyet.A.A)   

Bu coğrafya üzerinde yaratılan “iletişimin dinlenmesi ve tespiti” ile “korku devleti” yaratılmıştır. Toplum, “dinlenme” paranoyası içindedir.

Eğer gazeteciler olmasaydı, televizyonlarda Başsavcının bile telefonlarının dinlendiği “haber” olmasaydı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının telefonlarının dinlendiğinden haberi bile olmayacaktı…  Acaba şimdi bunu haberleştiren ve kamuoyunu ve dinlenen hakim ve savcıları bilgilendiren gazeteciler için “soruşturmanın gizliliğinin ihlali” nedeniyle soruşturma  açılır mı? Ya da yüksek dereceli yargı mensuplarının böyle bir olay nedeniyle söyledikleri, görüşlerini açıklamış olmaları hem onlar için ve hem de bunları haber haline getiren gazeteciler için “yargıyı etkilemeye teşebbüs” suçu mudur?

Hakim ve savcıların telefonlarının dinlenmesi ile ortaya çıkan yalın gerçek şudur: Devlet, devleti dinlemiştir.

Çünkü "Devlet" kavramının, "idarenin" yanı sıra, ayrı bir erk olarak "Yargı" organını da kapsadığı ve Anayasa hükümlerinin, idare makamlarıyla birlikte yargı  yerlerini de bağlayan kurallar olduğu dikkate alındığında, Anayasanın 40. maddesinde belirtilen yükümlülüklerin yargı organları  bakımından da  geçerli olduğu konusunda  duraksama bulunmamaktadır.  (Danıştay 10.Dairesinin Esas No: 2009/5891,  Karar No: 2009/7313 ve 01.07.2009 Tarihli kararından)

O halde suç şüphesi altında tutularak, özel yaşamlarının ihlali ile telefonları dinlenerek mağdur edilen ve “devlet mensubu” olan hakim ve savcılar; devletten davacı olmalıdırlar. Çünkü Anayasanın 40 ıncı maddesine göre; Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makamlara geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir. Bu nedenle hakim ve savcıların uğradıkları mağduriyetten dolayı, onların özel yaşamlarının ihlaline neden olan savcı ve hakimlerden ve Adalet Bakanlığı müfettişlerinden davacı olma hakları vardır ve bunu istemeleri onların Anayasal hakkıdır.

Dün gazetecileri soruşturanların, dava açanların ve yargılayanların yolları, bu gün ihlal edilen haklarını ve mağduriyetlerini kamuoyuna gazetecilerin haberleriyle duyurma yolu olmuşsa, bunun tek bir nedeni vardır: Bu ülkenin gazetecileri demokrasiye ve insan haklarına inanmaktadır. Gazeteciler basın özgürlüğünü halkın doğru haber alma ve bilgi edinme hakkı adına hala dürüstçe kullanmaya devam etmektedirler. Bu amaçla her türlü sansürle mücadele ederler.

Gazeteciler; kim olursa olsun,  hukuka aykırı davranmanın mazereti olamayacağı inancı ile kamuoyunun gözü, kulağı ve bekçi köpeğidirler.

Etiketler: , ,

Pazar, Nisan 26, 2009

"KİŞİSEL VERİLERİ KORUMA KURULU"- Av. Fikret İLKİZ

TBMM Adalet Alt Komisyonundaki “Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun Tasarısı”, kanunlaşmayı beklerken bir yılını doldurmuş durumda.

Bu Tasarı 31.12.2008 tarihli, (5.Mükerrer) 27097 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Bakanlar Kurulunun “Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı” ile “Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar”da yer alan kanun tasarısıdır.

Türkiye Ulusal Programı’nın “Giriş”inde; “Cumhuriyetin dayandığı temel ilkelere ve Atatürk milliyetçiliğine bağlı, ulusal bütünlük içinde, bilgi çağını yakalamış, güçlü ve refah içinde yaşayan, insan haklarına saygılı, çağdaş, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olmanın” geçmiş ve gelecek kuşaklara karşı tarihi ve ebedi bir sorumluluk olduğu vurgulanmıştır.

Avrupa Birliği, halkımızın desteklediği ulusal bir hedef olarak gösterilmektedir.

Sivil toplumun AB’ye katılım sürecine katkısının büyük önem taşıdığına değinilen bu bölümde; sivil toplum örgütlerinin, “Müzakere”lerle ilgili tarama toplantılarının sonuçları hakkında bilgilendirildiği ve müzakereye açılacak fasıllara yönelik çalışmalar sırasında sivil toplum örgütlerinin de görüşlerine başvurulduğu belirtilmiştir.

Ulusal Programın “Siyasi Kriterler” bölümünde, kapsamlı anayasal ve yasal reformlar gerçekleştirmiş bir ülke olduğumuz ve bu reformları uygulamaya geçirmek üzere gerekli adımları süratle attığımıza vurgu yapılmaktadır.

Ulusal Rapor’un “Siyasi Kriterler / 3.Yargının işlevselliği ve Verimliliği” bölümünde yasalarda yapılacak değişikler sayılmıştır. “Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun” Siyasi Kriterler bölümünde ve “Fasıl 23 Yargı Ve Temel Haklar”da, “Öncelik 23.1 Yargının verimliliği, etkinliği ve işlevselliğinin arttırılması” başlığı altında yer almıştır.

Yine Ulusal Program’da konuyla ilgili yürürlükteki AB Mevzuatı olarak “Kişisel Verilerin Elektronik Ortamda İşlenmesi Bağlamında Bireylerin Korunmasına Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” ile 95/46 sayılı Direktif gösterilmiştir.

Bu Tasarıdan sorumlu Bakanlık Adalet Bakanlığı’dır. “Mevzuat Uyum Takvimi”ne göre Tasarının kabulü ile Kanunlaşmasının yayım tarihi 2009 yılı olarak gösterilmiştir.

Tasarının bir yıl içinde kanunlaşmasından da sorumlu olan Adalet Bakanlığı 31.12.2008 tarihinden itibaren 31.12.2009 tarihine kadar bu Tasarıyı TBMM’den geçirecek ve Tasarı kanunlaşacaktır.

Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun Tasarısı” Bakanlar Kurulunca 7.4.2008 tarihinde kabul edilmiş ve 22.04.2008’de TBMM Başkanlığına gönderilmiş olup (Esas Sayısı 1/576) TBMM’de Adalet Alt Komisyonundadır.

Acaba Tasarıda yer alan Kişisel Verileri Koruma Kurulu nedir?

Tasarının Dördüncü Kısmındaki düzenlemeye göre; bu kanunla verilen görevleri yapmak üzere, “Kişisel Verileri Koruma Kurulu” kurulacaktır (Madde 26).

Maddenin gerekçesinde bazı Avrupa birliği üyesi ülkelerin oluşturduğu verilerin korunması hakkındaki ilkelerin uygulanmasını izleyen ve yönlendiren bağımsız kuruluşlar olarak Almanya’daki Federal Verileri Koruma Görevlisi, Avusturya’da Verilerin Korunması Komisyonu, Fransa’da Enformatik ve Özgürlükler Milli Komitesi, İngiltere’de Veri Koruma Komisyonu gibi kuruluşlar örnek olarak gösterilmiştir.

Kurul, yetkilerini bağımsız olarak kullanacak, hiçbir organ, makam, merci ve kişi Kurulun kararını etkilemek amacıyla emir ve talimat veremeyecektir. Kurul görevleri ile ilgili konularda tüm kamu kurum ve kuruluşların gerçek ve tüzel kişilerinden her türlü bilgi ve belgeyi isteme hakkına sahiptir. Kurulun isteğini kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişiler yerine getirmekle ve gereken kolaylığı göstermekle yükümlüdürler.

Kurul nasıl seçilecek ve kimlerden oluşacaktır?

Altı yıl süreyle görev yapacak olan ve en az on yıl öğretim üyeliği yapmış olan bilim insanları arasından seçilmek üzere 7 üyeden oluşacak olan bu Kurulun üyelerini ve Kurul Başkanını Bakanlar Kurulu seçecektir.

Bu seçim biçimi ve oluşum Kurulun bağımsız değil, bağımlı olduğunu gösterir. Kaldı ki; Kurul bağımsız ve özerk bir kuruluş olarak tanımlanmamaktadır. Salt bu düzenleme nedeniyle; bu Kurulun “bağımsız” olması/olabileceği düşünülemez bile….

Örneğin Kurula, kişilik haklan ihlal edilenlerin başvuruları hakkında karar verme yetkisi tanınmıştır. İlgili kişi bakımından telafisi güç veya imkansız bir zararın doğması ihtimalinin bulunması halinde Kurul tarafından “geçici önlemler almak” Kurulun yetkisindedir. Fakat “geçici önlemlerin” neler olduğu belirsizdir. Sadece örnek olması açısından değindiğimiz bu yetkinin yanında Kurulun görev alanı çok daha geniştir.

Böyle bir idari Kurula bir çeşit “yargı görevi” verilmesi doğru mudur? Bu kurulun yetkilerini kullanmakta bağımsız; ama fiilen Bakanlar Kurulu tarafından seçilmiş üyelerden oluşması, yürütme ve yargı organı karşısında yetki karmaşasına ve uygulamada bir çok sorunun doğmasına da yol açacaktır.

Sonuçta, yasal görünüm olarak Başbakanlığa/Bakanlar Kuruluna bağlı olmayan, ama fiilen bağlı olacağı anlaşılan ve Bakanlar Kurulu tarafından seçilmiş öğretim üyelerinden oluşan Kişisel Verileri Koruma Kurulu adında bir Kurul’un ortaya çıkacağı anlaşılmaktadır.

O halde kısa dönemde gözüken odur ki; hepimizi ilgilendiren böyle bir Tasarı ile herkesin ve özellikle gazetecilerin kendi kişisel verileri ile gazetecilerin ellerindeki verilerin denetimi için “yürütmeye” bağımlı bir Kurul oluşturulmak istenmektedir.

İsterseniz, herkesin kişisel hallerinin kimlerin eline geçeceğini ve hatta nasıl kullanılacağını düşünün ve değerlendirin…Her şey “yasal” ve yasalara uygun olacak(!?)…

Etiketler: , ,

Pazar, Nisan 05, 2009

"GAZETECİLER VE KİŞİSEL VERİLER"

Av. Fikret İLKİZ


Avrupa Konseyinin 28 Ocak 1981 tarihinde imzaya açtığı 108 sayılı Otomatik Olarak İşlenen Kişisel Veriler Bakımından Bireylerin Korunması Hakkında Sözleşme 1985 yılında yürürlüğe girdi ve 1999 yılında üzerinde bazı değişiklikler yapıldı. Türkiye, Sözleşmeyi imzalamış olmasına rağmen onaylayabilmesi için Sözleşmeyle getirilen koşula göre; bu Sözleşmede öngörülen ilkelere uygun olan bir kanunu çıkararak iç hukuk mevzuatına kazandırmak zorunda. Ancak Türkiye’de henüz kişisel verilerin korunması hakkında herhangi bir kanun yok…

Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan “Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun Tasarısı”, Bakanlar Kurulunca 7.4.2008 tarihinde kabul edilerek, 22.04.2008’de TBMM Başkanlığına gönderilmiştir. Tasarı (Esas Sayısı 1/576) TBMM’de Adalet Alt Komisyonundadır.

Tasarıyla, kişisel verilerin işlenmesinde kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı ile temel hak ve özgürlüklerinin korunması ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin uyacakları esas ve usullerin düzenlenmesi amaçlanmaktadır. (Madde 1) Maddenin gerekçesine göre, Anayasanın 17 inci maddesindeki kişinin dokunulmazlığı esas alınarak düzenleme yapılmış, kişinin maddi ve manevi varlığı ile temel hak ve özgürlüklerinin korunmasının hedeflendiği ifade edilmiştir. Ama Tasarının tamamı incelendiğinde bu gerekçe tek başına yeterli değildir. Çünkü, “kişinin dokunulmazlığı” temel hak ve özgürlüklerin kapsamı içindedir. Kişisel verilerin korunması hakkı açıkça temel bir hak olarak düzenlenmelidir. Böylece bireyin kişisel verilerinin sınırsız ve hukuka aykırı olarak toplanması ve işlenmesi halinde kişinin temel hak ve özgürlükleri güvence altına alınabilir.

Kanun Tasarısı hem gerçek kişilerin ve hem de tüzel kişilerin tüm bilgilerini kişisel veri kabul etmektedir. “Kişisel Verilerin İşlenmesi” ise; “ Kişisel verilerin otomatik olan veya olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, değiştirilmesi, silinmesi veya yok edilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması veya başka bir şekilde elde edilebilir hale getirilmesi, üçüncü kişilere aktarılması, kullanılmasının sınırlandırılması amacıyla işaretlenmesi veya tasniflenmesi veya kullanılmasının engellenmesi gibi bu veriler üzerinde gerçekleştirilen bir işlem ya da işlemler bütününü”dür. (Tasarı Madde 3)

Tasarının 5 inci maddesinde kişisel verilerin işlenmesine ilişkin ilkeler belirlenmiş ve birinci fıkranın (a) bendine göre kişisel verilerin “hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olarak işlenmesi” kuraldır. Ancak çok daha önemli olan; sadece “işlenme” değil, kişisel veriler “hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olarak elde edilmeli”dir. Maddenin (b) bendindeki düzenlemede ise, kişisel verilerin “belirli, açık ve meşru amaçlar için toplanması ve bu amaçlara aykırı olarak yeniden işlenmemesi” şeklinde, biraz net olmayan bir düzenleme yapılmıştır. Belki de kişisel verilerin işlenmesindeki ilkenin; “Belirli, açık, hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun amaçlar için kaydedilmeli, kullanılmalı ve bu amaç aşılmamalıdır” şeklinde düzenlenmesi daha doğru olabilir.. 5. maddenin (ç) bendinde kişisel verilerin “doğru olması ve gerektiğinde güncellenmesi” kabul edilmiştir. (d) bendinde ise; “(d) İlgili kişilerin kimliklerini belirtecek biçimde ve kaydedildikleri veya yeniden işlenecekleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilmesi,” düzenlenmiştir. 5 inci maddenin 2. fıkrasına göre; kişisel veriler, ilgili mevzuatta yeniden işlenme amacına yönelik yeterli koruma tedbirleri getiren düzenlemenin bulunması veya kişisel verileri kontrol eden tarafından bu yönde gerekli tedbirlerin alınması şartıyla tarihi, istatistiki veya bilimsel amaçlarla yeniden işlenebilir veya birinci fıkranın (d) bendinde öngörülenden daha uzun bir süre saklanabilir.

Sadece bu düzenlemeler bile dikkatlice incelendiğinde; “kişisel verilerin” toplanması, işlenmesi ve başkalarına gönderilmesi gibi düzenlemeler uygulamada bir çok sorun yaratacak düzenlemelerdir. Tasarı çok önemlidir. Tartışılmadan kanunlaşmamalıdır.

Tasarının 23 üncü maddesinin başlığı şöyledir: “Gazetecilik amacıyla kişisel verilerin işlenmesi”…

Bu maddeye göre, yayın sahipleri veya temsilcileri ile bunların çalışanları tarafından sadece gazetecilik amacıyla veri işlenmesi halinde bu kanunun 5. inci, 15 inci ve 24 üncü maddeleri uygulanacaktır. Yani yayın sahipleri veya temsilcileri ile çalışanları olan “gazeteciler” tarafından, ancak ve ancak sadece ve sadece; “gazetecilik amacıyla” veri işlenmesi kabul edilmektedir. Bu düzenleme acaba nasıl bir denetim getirecektir?..

Bu durumda Tasarının yukarıda kısaca bilgisini verdiğimiz 5 inci maddesinde yer alan “Kişisel verilerin işlenmesine ilişkin ilkeler”, 15 inci maddesinde yer alan “Kişisel verilerin işlenmesine ilişkin tedbirler” ve Tasarının 24 üncü maddesinde yazılı “kişisel verilerin işlenmesi bakımından mesleki davranış kuralları” uygulanacaktır. Acaba bu maddeler bir bütün içinde düşünüldüğünde, mesleki davranış kuralları nasıl uygulanacak?

Aslında, Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesine göre; gazeteci kamuya mal olmuş bir kişi bile olsa, halkın haber alma, bilgilenme hakkıyla doğrudan bağlantılı olmayan hiçbir amaç için, izin verilmedikçe özel yaşamın gizilliği ilkesini ihlal edemez. Gazeteci kendisine güvenilerek verilen bilgilerin, belgelerin kaynaklarını kendileri izin vermedikleri sürece ve mesleğinin gizlilik ilkesi uyarınca hiçbir şekilde bu bilgileri açıklayamaz. Basın Kanununun süreli yayın sahiplerine, gazetecilere, eser sahiplerine ve sorumlu müdürlere tanıdığı hakka göre; bilgi ve belge dahil her türlü haber kaynaklarını açıklamaya ve bu konuda tanıklık yapmaya zorlanamaz.

Gazetecilere, yayıncılara verilen enformasyon gereksinimlerinin karşılanması için “düşünceyi açıklama ve yayma” hakkı çerçevesinde davrandıkları takdirde kişisel verileri işlemeleri hukuka uygun sayılacaktır. ( Madde 23/2. Aslında zaten 5187 sayılı Basın Yasasının 3 üncü maddesinde basın özgürlüğü bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını da içerir. Dolayısıyla gazetecilerin kişisel verileri işlemesi hali bu hakkın gereğidir. Ama bu düzenlemeye göre, gazetecilerin davranış kurallarının basın özgürlüğüne uygun olup olmadığı ayrıca denetlenecektir…

Yeni bir Kurulumuz olacak... Kişisel Verileri Koruma Kurulu. Üyelerini Bakanlar Kurulu seçecek... Şimdi düşünelim; kişisel verilerinizin korunması için görev yapacak olan ve başkanı Başbakan olan Bakanlar Kurulunun seçtiği Kurul’dan sizi kim koruyacak acaba? Tasarı bu haliyle kanunlaşırsa bu hakkın nasıl korunacağı uygulamada sorun yaratacaktır.

Gazeteciler... Biliniz ki gazetecilik mesleğine kişisel verilerin işlenmesi gibi bir düzenlemeyle getirilmeye çalışılan sınırlandırma göründüğü kadar basit ve masum değildir. Gazetecilerin de bunu anlamayacak kadar saf olmaması gerekiyor… Çünkü, gazetecilerin “verileri” ile kişilerin “kişisel verilerinin” korunması gibi kanuni düzenlemeler derken, herkesin “şahsi hâllerinin” başına çorap örülmek üzeredir…

Etiketler: , , ,