Çarşamba, Ocak 07, 2015

KAMU DÜZENİ NE ZAMAN BOZULUR?

Fikret İlkiz – 5 Ocak 2015

Kamu düzeninin kanunla bozulması olası mıdır? Bazen, evet!

Kanunlar basit, anlaşılır, sade olmalıdır. Hangi amaçla yapılmışsa o amacın gerçekleşmesine aracı olmalıdır. Tek konu için, tek kanun yapılmalıdır, torbalarla kanun yapılmaz. Ben yaptım oldu, kanun yapmak değildir. Yasa koyucunun iradesi, temel hak ve özgürlüklerle sınırlıdır.  

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunda 6552 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle “yürütmenin durdurulması” kararları hakkındaki düzenleme hak ihlaline neden olmamalıdır, ama oldu. İdari işlemin uygulanmasıyla telafisi güç veya imkânsız zararların doğacağı durumlarda, yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi, kişilerin hak arama özgürlüklerini etkili biçimde kullanılabilmelerini sağlayan önemli bir hukuki imkândır. Bu imkânı, bu yargısal yolu ortadan kaldıran veya etkisiz hale getiren kanuni bir düzenleme Anayasanın 36. Maddesinde yer alan hak arama özgürlüğüne aykırılık teşkil eder. 6552 sayılı Kanun değişikliğinde karşımıza çıktı ve Anayasa Mahkemesinden geri döndü. Anayasa Mahkemesi yapılan kanun değişikliği sonucunda bireylerin hak arama özgürlüklerini daha etkili biçimde kullanılabilmelerini sağlayan yürütmeyi durdurma kurumundan Anayasaya aykırı olarak yoksun bırakıldıkları sonucuna vardı (02.10.2014 tarihli ve E. 2014/149, K. 2014/151 sayılı AYM iptal kararı).Anayasa Mahkemesi anılan bu kararı ile yine 6552 sayılı Kanunun internet yayınlarıyla ilgili düzenlemesini de iptal etmiştir.

4 Mayıs 2007 kabul tarihli 5651 sayılı Kanun İnternet ortamında yapılan yayınlarla ilgili ana kanundur. Yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı kez değişikliğe uğratılmıştır. Son değişiklikler 2014 yılı içinde üç ayrı kanunla yapılmıştır. Sonuncusu 6552 sayılı torba kanundur.

Resmi Gazetenin 01.01.2015 tarihli 29223 sayılı nüshasında gerekçesi yayımlanan Anayasa Mahkemesi’nin 02.10.2014 tarihli ve E. 2014/149, K. 2014/151 sayılı kararı ile 6552 sayılı Kanunla yapılan internet yayınları hakkındaki değişiklikler iptal edildi. Karşı oyları da ilginç olan bu iptal kararının gerekçelerine yakından balım.

Önce üç torba kanunla 5651 sayılı Kanunda yapılan değişiklikleri adları ile sıralayalım.

İlki 6.2.2014 kabul tarihli 6518 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’dur. İkincisi 26.02.2014 kabul tarihli 6527 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ve (şimdilik) en son üçüncüsü 10 Eylül 2014 kabul tarihli 6552 sayılı İş Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun’dur.  Böylece 2014 yılı Şubat ayında yirmi gün arayla iki kez ve son değişiklikten yedi ay sonra değiştirilmek suretiyle aynı yıl içinde üç kez değiştirilen Kanun, 5651 sayılı İnternet yayınlarıyla ilgili kanundur.
Kanunda yapılan değişiklik nedenlerinin “ihtiyaçtan” değil, siyasetten kaynaklandığı ve İnterneti yüksek dereceli siyasetçilerin hiç sevmedikleri bilinmektedir.

En son 10 Eylül 2014 tarihli 6552 sayılı Kanunla 5651 sayılı Kanunun Bilgilendirme Yükümlülüğü hakkındaki 3. Maddede yer alan para cezaları artırılmış ve “(4) Trafik bilgisi Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından ilgili işletmecilerden temin edilir ve hâkim tarafından karar verilmesi hâlinde ilgili mercilere verilir.” şeklinde bir fıkra eklenmişti.

3. Maddedeki (4) fıkra düzenlemesi Anayasa Mahkemesi’nin 02.10.2014 tarihli (E. 2014/149, K. 2014/151) kararı ile iptal edildi. AYM gerekçesinde trafik bilgilerinin kişisel veri olduğunu ve böyle bir düzenlemenin bu verilere ulaşılabilirlik sağlayacağından dolayı “kişilerin tercihleri, düşünceleri ve davranışları hakkında fikir verebileceğinden kişilerin özel hayatlarına müdahale edilme riski” içerdiğini belirtti.  Bu verileri, herhangi bir amaç veya konu sınırlaması olmaksızın TİB herhangi bir gerekçe veya neden göstermeksizin temin edebileceğinden; böyle bir yetki, Anayasanın 20. Maddesinde yer alan kişisel verilerin korunması hakkının ihlali demektir. AYM gerekçesinde şöyle dedi: “Trafik bilgisi adı altında temin edilecek olan bilgiler Anayasa ile teminat altına alınan iletişimin gizliliği, düşünce ve ifadeyi yayma özgürlüğü, haberleşme özgürlüğü, kişisel verilerin korunması gibi birçok temel hakla doğrudan ilgili olup bu bilgilerin TİB tarafından herhangi bir kurala ve sınırlamaya tabi olmaksızın istenildiği zaman ve şekilde elde edilebilir olması temel hak ve özgürlüklerin doğrudan ihlaline sebebiyet vermektedir.”

Gerekçeye göre Anayasanın 13. ve 20, maddelerinde yer alan güvencelere rağmen Kanunun 3. Maddesine eklenen (4) fıkra düzenlemesi karşısında kişiler, bilgi toplama, saklama, işleme ve değiştirme yetkisi olan idareye yani TİB’e ve diğer kişilere karşı korumasız bırakılmıştır. Anayasa Mahkemesi veri toplamanın amaç, gerekçe, kapsam ve sınırlarına ise yasal düzenlemede yer verilmemiş olduğundan dava konusu bu düzenlemeyi Anayasaya aykırı görerek iptal etmiştir.  

6552 sayılı Kanunla 5651 sayılı Kanunun erişimin engellenmesiyle ve yerine getirilmesiyle ilgili 8 inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “(5) Erişimin engellenmesi kararının gereği, derhal ve en geç kararın bildirilmesi anından itibaren yirmi dört saat içinde yerine getirilir”  düzenlemesinde yer alanyirmidört saat içinde” ibaresi “ dört saat içinde”  şeklinde değiştirilmiştir. AYM bu düzenlemede Anayasaya aykırılık görmemiştir.  Gerekçesi ise şöyledir: “ Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında belirtildiği üzere, yasamanın genelliği ve asliliği ilkesi uyarınca Anayasa’da bir konuda emredici ya da yasaklayıcı bir kural konulmamışsa, bu konunun düzenlenmesi anayasal ilkeler içinde kanun koyucunun takdirindedir.”

Anayasa Mahkemesi 6552 sayılı Kanunla 5651 sayılı Kanun 8. Maddeye getirilen “(16) Millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi nedenlerinden bir veya bir kaçına bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, erişimin engellenmesi Başkanın talimatı üzerine Başkanlık tarafından yapılır. Erişim sağlayıcıları Başkanlıktan gelen erişimin engellenmesi taleplerini en geç dört saat içinde yerine getirir. Başkan tarafından verilen erişimin engellenmesi kararı, Başkanlık tarafından, yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırk sekiz saat içinde açıklar.” şeklindeki ek fıkra düzenlemesini ise Anayasaya aykırı görerek iptal etmiştir.

Gerekçesinde yasama ve yürütme organına İnternet konusunda neden “hassas” davranılması gerektiğine yer veren AYM’ ye göre; “ İnternet, modern demokrasilerde başta ifade özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin kullanılması bakımından önemli bir değere sahip bulunmaktadır. İnternetin sağladığı zemin, bilgiye ulaşma, kişilerin bilgi ve düşünceleri ini açıklama, karşılıklı paylaşma ve yaymaları için vazgeçilmez niteliktedir. Bu nedenle sadece düşünceyi açıklamanın değil, aynı zamanda bilginin elde edilmesi açısından günümüzde en etkili ve yaygın yöntemlerden biri haline gelen internet konusunda yapılacak düzenleme ve değerlendirme yapma ve uygulamalarda devletin ve idari makamların çok hassas davranmaları gerektiği açıktır.

AYM gerekçesinde “milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi” ibarelerine dayanılarak temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması sonucunu doğuran erişimin engellenmesi yetkisinin TİB Başkanına verilmesini ve bu kadar önemli konularda belirtilen hallerin varlığına ilişkin değerlendirme yapma ve karar verme yetkisinin TİB’e bırakılmasını doğru bulmamaktadır. Bu konuda karar vermeye yetkili diğer kurumların değerlendirme ve karar verme yetkileri gözetilmeksizin; tek başına değerlendirme yapacak konumda bulunmadığı halde TİB’e yani “idareye çok geniş bir müdahale imkânı” tanınmak suretiyle erişimin engellenmesi yetkisinin herhangi bir sınırlandırma veya kademelendirme yapılamadan verilmesini Anayasaya aykırı bulmuştur.

5651 sayılı Kanun değişiklikleriyle ilgili AYM iptal kararı gerekçeleri böyle özetlenebilir.

Sonuç olarak kanun yapılırken hukuk dışlanmaz, yargıya etkin başvuru yolları tıkanmaz. Kamu düzenini bozacak kanun yapılmaz. 10 Eylül 2014 kabul tarihli 6552 sayılı torba kanunla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununda yapılan bazı değişiklikleri de Anayasaya aykırı bularak iptal eden Anayasa Mahkemesinin kararında yer alan şu gerekçe çok daha değerli ve ilginç:  

“Kamu düzeni, hukukun dışlandığı, yargının etkisiz kaldığı yerde daha çok bozulur.”  

Etiketler: , , , , , ,

Pazartesi, Aralık 08, 2014

HÂKİM VE SAVCILARIN ZATİ SİLAHLARI İÇİN KANUN

Fikret İLKİZ – 8 Aralık 2014

Hükümetin polis devletini kanunlaştırmak için kollarını sıvadığı güvenlikle ilgili olan ve Emniyet teşkilatında önemli değişiklikler içeren kanun tasarısı TBMM gündemindedir. Hükümet tasarısı İçişleri Komisyonunda inceleniyor (Esas sayısı 1/995).

Hükümetin bu Tasarısından önce “teklif” olarak gelen başka bir torba kanun Meclisten geçti. 6572 sayılı “Hâkimler Ve Savcılar Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” 2 Aralık 2014 tarihinde TBMM tarafından kabul edildi. Büyük olasılıkla Cumhurbaşkanı bu kanuna onay verecek.

Torba Kanun özelliğindeki 6752 sayılı Kanun;  Noterlik Kanunu, Danıştay Kanunu Yargıtay Kanunu, Hâkimler ve Savcılar Kanunu, Türkiye Adalet Akademisi Kanunu, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun ve 2992 sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 27.6.1989 tarihli 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede değişiklikler yapıyor.

Kanun değişiklilikleri içinde “zati silah temini” hakkında bir düzenleme var. 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun çok dikkat çekmeyen 112. Maddesinde hâkim ve savcılarla Meslekî Kıyafet, Kitap ve Bilgisayar Yardımı” başlıklı maddeye ekleme yapılıyor.

Bu maddeye göre; duruşmalarda giydikleri cüppeler, yani hâkim ve savcıların resmi kıyafetlerinin şekli, bunların giyilme zaman ve yerleri ile yenilenme süreleri, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca çıkarılacak bir yönetmelikle düzenleniyor ve bu kıyafetler Adalet Bakanlığınca sağlanıyor. Ayrıca hâkim ve savcılara Adalet Bakanlığınca yayınlanan veya satın alınan mesleki kitap ve dergiler gönderilmesi de bu maddede düzenlenmiş (Madde 112).

Çağımızın ulaştığı teknoloji gelişimi karşısında 2006 yılında 2802 sayılı bu kanunun 112. maddesinde “hâkim ve savcılara görevlerinde kullanmak üzere zati demirbaş olarak bir adet bilgisayar verilebilir” şeklinde değişiklik yapılmış. Bilgisayarların hâkim ve savcılara verilmesi ve devrine ilişkin usul ve esasların Sayıştayın ve Maliye Bakanlığının görüşü üzerine Adalet Bakanlığınca belirlenmesi de maddeye eklenmiş (Ek fıkra: 29.6.2006-5536/4 md.).

Günümüzde ise hâkimlerin ve savcıların nasıl “silahlanması” gerektiği unutulmamış.

6572 sayılı Kanun ile 24.02.1983 tarihli 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununda yapılan değişiklikler arasında açıkladığımız 112. Maddedeki Meslekî Kıyafet, Kitap ve Bilgisayar Yardımı” yanında bir de yardım olsun diye herhalde, “Silah Edinme” ve “Mesleki kimlik Kartı” başlıklı iki madde eklendi.

Hâkim ve Savcıların “silah edinme” ile ilgili maddenin gerekçesi aynen şöyle:

“Hâkim ve savcılar icra ettikleri görevin niteliği itibariyle pek çok tehdit ve tehlikeye açıktır. Nitekim bazı hâkim ve savcıların görevleri nedeniyle silahlı saldırıya maruz kalarak yaralandıkları hatta hayatlarını kaybettikleri vakidir. Bu sebeple hâkim ve savcılara yapılabilecek bu tür saldırıları caydırabilmek ve onların kişisel güvenliklerini temin etmek amacıyla bedelleri kendilerince ödenen silahları edinebilmeleri önem arz etmektedir. Daha önce Adalet Bakanlığınca yapılan girişimler sonucu o dönem görev yapan bazı hâkim ve savcıların yerli ve ithal silah satın alabilmeleri sağlanmıştır. Ancak mesleğe daha sonra başlayanlar bu imkândan yararlanamamıştır. Maddeyle, hâkim ve savcıların daha uygun şartlarla şahsi silah edinebilmelerine imkân sağlanmaktadır.”
(TBMMM Komisyon Raporu Sıra Sayısı 655)

Gerekçesine dayalı olarak 6572 sayılı kanun değişikliğindeki “Silah Edinme” başlıklı madde düzenlemesine göre: “Hâkim ve savcılar, Emniyet Genel Müdürlüğünce 10.7.1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun ek 8 inci maddesi uyarınca temin edilen yerli veya ithal tabancaları, anılan maddedeki şartlar uyarınca bedeli mukabilinde zatî silah olarak satın alabilirler” (2802 sayılı Kanuna Ek madde 112/A)

Maddede geçen 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanundaki ek 8 madde düzenlemesi nedir acaba?

Ateşli silahlarlarla ilgili Kanunun düzenlemesine göre Milli Savunma Bakanlığı tarafından temin edilen tabanca ve mermiler, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki subay, astsubay ve uzman jandarma çavuşlara satılabilir. Yine Emniyet Genel Müdürlüğünce temin edilen tabanca ve mermiler, emniyet hizmetleri sınıfı personeli ile Emniyet Genel Müdürlüğünün merkez ve taşra ünitelerinde istihdam edilen emniyet görevlilerine de “…görevlerinde kullanmak üzere bedeli mukabili zati demirbaş silah olarak”  satılabilmektedir.

Satılan silahların; ayrılma, ihraç ve benzeri sebeplerle geri alınma usul ve esasları ile satılma şekil ve şartları, zayi, hasar, onarım, kadro standardı dışı bırakılması, eğitim ve görevde kullanılan mermilerin bedelli veya bedelsiz temini ve diğer hususlar ise yönetmeliklerle belirlenir. Silah ve mermi satışlardan elde edilen Türk Lirası ve döviz karşılığı tutarlar ise; bütçeye gelir olarak kaydedilir. Bu silahlar ile ilgili muameleler her türlü vergi, resim, harç ve resmi kuruluşlara ait ardiye ücretinden muaftır. (6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun Ek Madde 8.)

Artık hâkim ve savcılar da bu olanaktan yararlanarak Milli Savunma Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından temin edilen yerli veya ithal tabancaları, bedeli mukabilinde zatî silah olarak satın alabilirler… Nerede ve nasıl kullanacakları bir yana, bu yolla silah satışları artacak.

Böylece yapılmaması gerekirken avukatlara sağlanan kolaylıklar yanında, daha önce silah edinme kolaylıklarından yararlanan hâkim ve savcılar arasındaki eşitsizlikleri gidermek adına, yeni hâkim ve savcıların silahlanma yardımından yararlanması sağlanmış oldu!

Kanun koyucu hâkim ve savcılara yapılabilecek saldırıları caydırabilmek için silah temininde yardımcı olmayı tercih ediyor. Eğer hâkim ve savcılar silahlanırlarsa ve gerekçedeki gibi saldırılara karşı savunma amaçlı olarak silahlarını kolaylıkla şahsi olarak temin edebilirlerse; bu onların güvenliği için iyi olur diye düşünülmüş! Bu düşünce hatalıdır. Tıpkı avukatların can ve mal güvenlikleri için silahlandırılmasında sağlanan kolaylıklar gibi…

Bu yöntem hiçbir güvenlik sağlamaz, aksine bireysel silahlarla işlenen cinayetleri ve ölümleri çoğaltır.  

Umut Vakfının verilerine göz atın bir ara… Sadece bir tespitin altını çizelim: “Bireysel silahlar halk sağlığını tehdit ederler: ölüm, yaralanma ve sakatlanma. Ülkemizde her yıl ortalama 4500 kişi bireysel silahlarla ölmektedir.(…) Dünya Sağlık Örgütü, Şiddeti Önleme programında ateşli silahlara erişimin kısıtlanmasını alınacak ilk 3 sıradaki önlemler içerisinde önermektedir.” (http://www.umut.org.tr) Kendini veya yakınlarını korumak için edinilen silahların %57’si ne yazık ki yakınlarınızın ölümüne neden oluyor.

Hukuk güvenliğini bireyleri silahlandırarak sağlayamazsınız. Hele hele yargı mensuplarının can güvenliğinin sağlanamadığı ve her an saldırı ve tepkilerle karşı karşıya olduğunu tespit ediyorsanız; onların korunması için “bedeli mukabilinde zati silah olarak satın alabilecekleri” yolları çoğaltmak değildir devletin görevi… Hukuk güvenliğini sağlamak ve üstünlük tanımak ölümleri azaltır.

Bireysel silahlara erişim yollarının azaltılması gerekirken; bilgisayar yardımı sağlanan hâkim ve savcılara bu yardımın yanında “zati silah satmak” için kanun yapmak yaşam hakkının korunması için bulunabilecek bir çare midir? Yoksa ölümlere giden yolların açılması mıdır?  

Etiketler: , ,

Pazartesi, Eylül 15, 2014

SANSÜRE UYGUN KANUN

Av. Fikret İLKİZ
10 Eylül 2014 kabul tarihli 6552 sayılı “İş Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması İle Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun” Mecliste kabul edildi. 11 Eylül 2014 tarihli Resmî Gazetenin 29116 sayılı (Mükerrer) nüshasında yayımlanarak yürürlüğe girdi. 
Bu Kanunun 126 ve 127 inci maddeleri (yani Tasarının 129 ve 130 uncu maddeleri) 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun değişiklikleri ile ilgilidir ve TBMM’de 8 Eylül 2014 tarihli oturumda görüşüldü. Kuruluş sırasında  “antidemokratik” olarak nitelendirilen Erişim Sağlayıcıları Birliği daha yeni kurulmuş olduğu halde yedi ay önce 6.2.2014 kabul tarihli 6518 sayılı ve 26.02.2014 kabul tarihli 6527 sayılı Kanunla değiştirilmiş olan 5651 sayılı Kanunun 3 üncü ve 8. maddeleri yeniden ve esaslı biçimde değişti.  
08.09.2014 tarihli Meclis oturumunda reddedilen önergelerden sonra tek bir önerge kabul edildi. O da Mustafa Elitaş ve arkadaşlarının önergesidir ve şöyledir: 
"MADDE 129- 4.5.2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "iki bin Yeni Türk Lirasından on bin Yeni Türk Lirasına" ibaresi “iki bin Türk Lirasından elli bin Türk Lirasına" şeklinde ve dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"(4) Trafik bilgisi Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından ilgili işletmecilerden temin edilir ve hâkim tarafından karar verilmesi hâlinde ilgili mercilere verilir."
Plan Ve Bütçe Komisyonu bu değişiklik önergesini takdire bıraktı. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan ise bu önergeye katıldığını ifade etti… 
Bu maddenin gerekçesi aynen şöyledir: “Mevcut durumda internet trafiğine ait bilgiler ancak bir soruşturma ya da kovuşturma olması durumunda mahkeme kararı ile işletmeciden temin edilebilmektedir. Hâlbuki çoğu zaman bir soruşturmaya başlanabilmesi için bu bilgiler gerekmektedir. Ayrıca trafik bilgilerinin farklı işletmecilerden farklı biçim ve düzenlerde gönderilmesi, bu bilgileri talep eden ilgili mercilerde kullanım zorluğu doğurmaktadır.
Mahkeme kararı üzerine ilgili işletmeciye başvurup trafik bilgisinin talep edilmesi ve işletmecinin talep edilen bu ham bilgileri kullanılabilir ve anlamlı hale getirip göndermesi ya da ham olarak gönderilen bilgilerin Başkanlık tarafından kullanılabilir ve anlamlı hale getirilmesi zaman almakta, böylece soruşturma ve kovuşturmaları geciktirmektedir. Terör saldırısı tehdidi gibi acil durumlarda talebe zamanlıca cevap verilmesi imkânı bulunmamaktadır. Diğer taraftan, işletmecilerin talep edilen bu ham bilgileri kullanılabilir ve anlamlı hale getirmesi işlemleri ciddi bir mali külfet oluşturmaktadır. Bu nedenle, fıkra ile işletmecilerin ek mali külfet altına girmesinin önlenmesi de sağlanmış olmaktadır. 
Bu nedenlerle, temin edilecek genel internet trafiğine ilişkin bilgilerin hâkim kararı üzerine ilgili mercilere verilmesi öngörülmektedir.” 
Önerge oylanmış ve kabul edilmiş, kabul edilen önerge doğrultusunda madde oylanmış ve kabul edilmiştir. (6552 sayılı Kanun Madde 126) 
Ardından Tasarının 130’uncu maddesi ile ilgili 4 ayrı önerge gündeme gelmiştir. Önergeler oylanmış ve kabul edilmemiştir. Ardından Tasarısının 130 uncu maddesinde Mustafa Elitaş ve arkadaşları tarafından aşağıdaki değişiklik önerilmiştir:  
"MADDE 130- 5651 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan "yirmi dört saat" ibaresi "dört saat" şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
"(16) Milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi nedenlerinden bir veya bir kaçına bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, erişimin engellenmesi Başkanın talimatı üzerine Başkanlık tarafından yapılır. Erişim sağlayıcıları Başkanlıktan gelen erişimin engellenmesi taleplerini en geç dört saat içinde yerine getirir. Başkan tarafından verilen erişimin engellenmesi kararı, Başkanlık tarafından, yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırk sekiz saat içinde açıklar”.
Plan Ve Bütçe Komisyonu Başkanı önergeyi takdire bırakmış, Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı önergeye katılmıştır. 
Madde gerekçesi: “Milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi nedenlerinden biri veya bir kaçına bağlı olarak internet ortamında vuku bulacak ihlallere yönelik çok kısa sürede koruyucu idari tedbir alınabilmesi hedeflenmiştir. Bu değişiklikle "milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması" ile "suç işlenmesinin önlenmesi" hususlarında, "gecikmesinde sakınca bulunan hal" kapsamında erişimin engellenmesi öngörülmüş ve böylece Anayasadaki düzenlemelere uygunluk sağlanmıştır. Bu kapsamda verilecek idari tedbir kararlarının, yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulması ve hâkimin, kararını kırk sekiz saat içinde açıklaması öngörülmektedir. Önerge oylanmış kabul edilmiş, önerge doğrultusunda madde oylanmış ve değişiklik kabul edilmiştir (6552 sayılı Kanun Madde 127).
Açıkça Hükümete/Yürütmeye bağımlı TİB hâkimiyetine geçen tüm trafik bilgilerinin, herkesin kişisel verilerinin elde edilmesi, internette erişimin 4 saat içinde engellenmesi milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması kavramlarıyla açıklanacak ve internet ortamındaki sınırlandırmalar “kanuni” ama hukuka aykırı olacaktır. 
Kişisel Verilerin Gizliliğinin Korunması Hakkındaki Tasarısının kanunlaşması gün geçtikçe zorlaşmaktadır.  

Sansürün adı; artık kanuni sansürdür. 5651 sayılı Kanunda değişiklik yapan İş Kanunu hakkındaki (!) 6552 sayılı bu “kanuni” değişiklik de sansüre uygundur! 

Etiketler: , , , , , , , , , ,