Pazar, Kasım 10, 2019

ERİŞİMİN ENGELLENMESİ SON ÇAREDİR - Av. Fikret İLKİZ

Yargı Reformu hakkında 17 Ekim 2019 kabul tarihli 7188 sayılı “Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” (R.G 24.10.2019-30928) 4 Mayıs 2007 kabul tarihli 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un bazı maddelerini değiştirdi.  
İnternet ortamındaki yayınlar bakımından kanun değişikliği denirse eğer; olması gerekenin çok geç yerine getirilmesinden ibaret düzenleme demek daha doğru olur. İfade özgürlüğünün korunup geliştirilmesine katkısı yoktur.   
5651 sayılı Kanunun “Erişimin engellenmesi kararı ve yerine getirilmesi” başlıklı 8 maddesinin 7’inci ve 8 inci fıkralarda değişiklik yapıldı ve maddeye 17 inci fıkra eklendi.   
Kanunun 8 inci maddesinin yedinci fıkrasına “Cumhuriyet savcısı” eklendi. 
İnternet ortamındaki yayınlardan dolayı “soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi halinde”, erişimin engellenmesi kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. 7 inci fıkranın önceki düzenlemesinde eskiden “Cumhuriyet savcısı” yoktu, şimdi eklendi. Eğer erişim engellenmesi kararı hükümsüz kalırsa “Bu durumda Cumhuriyet savcısı, hükümsüz kalan erişimin engellenmesi kararına konu internet adresini belirtmek suretiyle, kovuşturmaya yer olmadığı kararının bir örneğini Kuruma (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) gönderir.” 
8 Maddenin sekizinci fıkrasına ise “mahkemece” ibarelerinden sonra gelmek üzere “hükümsüz kalan erişimin engellenmesi kararına konu internet adresini belirtmek suretiyle,” ibaresi eklendi. 
Eğer ceza davası sonunda beraat kararı verilirse mahkeme; beraat kararının bir örneğini Kuruma (BTK) gönderecektir. Maddede değişen 8 fıkra son haline göre “(8) Kovuşturma evresinde beraat kararı verilmesi halinde, erişimin engellenmesi kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. Bu durumda mahkemece hükümsüz kalan erişimin engellenmesi kararına konu internet adresini belirtmek suretiyle, beraat kararının bir örneği Kuruma gönderilir.”
Yine 8 inci maddeye ek olarak getirilen 17. Fıkra değişikliğidir.  
Maddede yapılan bu son değişikliğe göre “(17) Bu maddenin ikinci, dördüncü ve ondördüncü fıkraları kapsamında verilen erişimin engellenmesi kararları, ihlalin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL vb. şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verilir. Ancak, teknik olarak ihlale ilişkin içeriğe erişimin engellenmesi yapılamadığı veya ilgili içeriğe erişimin engellenmesi yoluyla ihlalin önlenemediği durumlarda, internet sitesinin tümüne yönelik olarak erişimin engellenmesi kararı verilebilir.”
Özetle ifade etmek gerekir ki; 8 madde değişikliğinin ifade özgürlüğü açısından tek bir olumlu yanı vardır. Savcılık ve mahkemelere ve kurumlara; içerik engellenmesi veya erişim engellemesi kararlarını nasıl veriyorsanız, soruşturma sonunda takipsizlik veya ceza davası sonucunda beraat kararı verilmesi halinde, bu kararların BTK’ya gönderilmesi ve kararın uygulamadan kaldırılması görevi verilmiş olmasıdır. 
İş yükü artıran bu tür bir kanuni düzenlemenin uygulamada ortaya çıkaracağı sorunları düşünmek gerekiyor. 
Bu değişikliklerle uygulamada daha önce verilen hatalı birçok erişim engelleme kararlarının yarattığı yargısal sorunlara bir yenisi daha eklenmiş demektir. Çünkü böyle bir görevin yerine getirilmemesinden doğan hukuki sorunlar yeni mağduriyetler yaratacaktır. 
Savcılıkların yeni görevlerinden birisi “Kovuşturmaya Yer Olmadığına Karar” verdikleri takdirde kararın bir örneğini, mahkemeler de ceza davalarında beraat kararı vermeleri halinde hükümsüz kalan erişimin engellenmesi kararına konu internet adresini belirtmek suretiyle beraat kararlarının bir örneğini Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na göndereceklerdir.  
Kanun değişikliğine göre takipsizlik kararları ve beraat kararları verilmiş olması yeterlidir ve erişimin engellenmesi kararı “kendiliğinden hükümsüz kalır”. Bu durumda bu kararlar başkaca bir işleme ve beklemeye gerek kalmadan erişim engelleme kararının hemen kaldırılması için BTK’ya gönderilecektir. Yapılması gereken yargısal işlem bundan ibarettir. Herhangi bir talebe ihtiyaç yoktur, görev yargınındır. 
Bu işin yapılamaması, unutulması, gecikmesi açıkça hak ihlali ve giderek suç olacaktır. 
Son değişiklik 8 inci maddeye eklenen 17 inci fıkradır. Olması gerekenin hukuken ifadesidir.  Kural açıktır. “Erişimin engellenmesi kararları, ihlalin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL vb. şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verilir. Bir içerik nedeniyle internet sitesinin tümüne yönelik erişim engellenmesi kararı verilemez. Yeni düzenlemede bu yasağın istisnası olarak getirilen istisna ise şöyledir: Ancak “teknik olarak ihlale ilişkin içeriğe erişimin engellenmesi yapılamadığı veya ilgili içeriğe erişimin engellenmesi yoluyla ihlalin önlenemediği durumlarda, internet sitesinin tümüne yönelik olarak erişimin engellenmesi kararı verilebilir.” 
Sonuç olarak ifade özgürlüğünün genişletilmesi ile ilgili yargı reformu ile ilk çıkarılan kanun internet ortamındaki yayınlar bakımından yeni bir şey söylemediği gibi; uygulamadaki sorunların giderilmesi adı altında yeni sorunlar yaratacaktır. 
İnternet içeriğine erişimin engellenmesi kararı verilebilmesi için “gecikmesinde sakınca bulunan bir durumun varlığı” idari kurumlar ve yargı organları tarafından çok açık ve net olarak ortaya konmalıdır. Bu gecikmesinde sakıncalı halin ne olduğu hukuken ortaya konamazsa bu değişiklikler bir işe yaramayacaktır. Hatta bu değişiklikler dikkate alınsa bile verilecek olan erişim engelleme kararlarında yargı reformu ve ilk 7188 sayılı Kanunun hiçbir bir etkisi olmayacaktır. 
Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerin temel hak ve özgürlüklerle ilgili sınırlandırmalarda hangi sebeplerle ve hangi hallerde “ortaya çıkabileceği” gözetilmelidir. İnternet ortamındaki yayının içeriği ile bu sebepler arasındaki ilişkinin tam olarak gösterilmesi ve erişim engelleme kararının ikna edici hukuki bir gerekçesi olmalıdır. Ancak o zaman erişim engelleme kararı ile ifade özgürlüğü arasındaki hukuka uygun denge sağlanmış olur. 
Aksine her karar sansürdür. 
Erişim engelleme kararları nitelik olarak ifade özgürlüğüne getirilen en sert sınırlandırmadır. Kanuna uygun olması yeterli değildir, hukuka ve insan haklarına, ifade özgürlüğüne uygunluk şarttır.
Erişim engelleme kararlarına konu olan kararda; bu kararın verilmesine neden olan sınırlandırmanın “demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olup olmadığının” tespiti ve erişimin engellenmesinin açık, anlaşılır ve erişilebilir olarak gerekçelendirilmesi mutlaka şarttır. 
Çünkü internet ortamındaki yayınlara ulaşmak herkesin ifade özgürlüğü hakkıdır. Bu nedenle toplumun, bireylerin internet ortamındaki yayınlara ulaşmasına ve bilgi edinme hakkına getirilen böyle bir tedbir ve erişim yasağının sansüre neden olmaması gerekir. Bunun için bu tür kanunla getirilmiş olan sınırlandırma kararıyla hedeflenen kamu yararı amacını gerçekleştirmek için, erişimin engellenmesi kararlarıyla ifade özgürlüğüne en az müdahale eden ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının yayının içeriğiyle birlikte değerlendirilmesi gerekir. 
Tedbir niteliğindeki erişimin engellenmesi kararları başvurulabilecek en son çare niteliğinde bulunup bulunmadığının belirlenmesi demek; bir devletin demokratik hukuk devleti olup olmadığının göstergesidir. En az ve son çare olarak başvurulması gereken erişim engellenmesi kararlarına ilk çare olarak başvurmak sansürdür. 
Asıl sorunumuz, ifade özgürlüğünün internet ortamında nasıl sağlanacağıdır.  
Yargı reformunun stratejisi ise; ilk çarelere dayalı yeni bir cezalandırma siyasetidir. 

Etiketler: , , , ,

Pazartesi, Temmuz 01, 2019

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VE CEZA HUKUKU

Fikret İlkiz – 01.07.2019 

Yargı Reformu Stratejisi (2019) için Eylem Planı hazırlanacak. Nasıl bir plan olacağı henüz belirsiz ama yol haritası Yargı Reformu Stratejisi olacaktır. Reform stratejisi gereğince yasa teklifleri hazırlanacak. Hazırlık ne kadar sürecek belli değil ama “acil” değiştirilmesi gereken kanunların başında ceza hukuku, ceza ve hukuk usulü ve infaz hukuku ile ilgili birçok sorun olduğu apaçık ortada. Zaten Strateji soyut içeriği ile yargının haline dair itiraflar gibi…

Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarılamaz. Temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle siyasi haklar ve ödevler hakkında da Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi düzenlenemiyor. 

Hiç kimsenin yargıya güveni yoktu ve hiç kalmadı. Bunca yıl sonra yargıya güvenin sağlanabilmesi için etkili ve etkin bir yargı yaratma çabası ile yeniden ortaya çıkılıyorsa; kurulu yargı düzenini yaratanların geçmiş tüm günahlarıyla yüzleşmesi yetmeyecek. Ayrıca toplumdan özür dilemesi gerekenlerin sayısının bir hayli kabarık olduğu aşikâr.   

Önemli olan hak ve özgürlüklerin tanınıp tanınmayacağından daha çok temel hak ve özgürlüklerde “zorunlu sınırlandırma” ölçütlerinin ne olacağıdır. Çünkü zaten “hakları ve özgürlükleri tanımamak” yoluyla kurulacak olan herhangi bir ülkedeki yargı düzeni siyasal iktidarların gücüne hizmet edecektir. Asıl sorunlardan birisi temel hak ve özgürlükleri hukuk güvenliği ve insan haklarının koruması altında güvence altına alacak biçimde yargıda kurumsallaşabilmektir. Yargının hem tarafsızlığını ve hem bağımsızlığını nasıl sağlayabileceğimiz dünden çok daha önemli bir sorun olarak önümüzde duruyor.  

Önce özgürlük düşüncesinden hiçbir zaman vazgeçmemeliyiz. 

Özgürlüğü azınlığın ve güç sahiplerinin özgürlüğü olmaktan çıkartmalıyız. 

Özgürlüğü azınlığın görüşü olmaktan çıkartmak tek başına yeterli değildir. Sadece lafzi olarak kanun önünde eşitlik sağlamakla asla yetinmeyen, yapısal ve içerik olarak eşitliği amaçlamalıyız ve gerçekleştirmeliyiz.

Kanun önünde herkes eşittir demek yetmiyor, kanun önünde, adalet ve yargıda herkesin birbirine eşit olduğu bir yargı düzeni kurmak gerekiyor. Hatta doğadan gelen, kazanılmış, uğrunda mücadele edilerek elde edilmiş özgürlükleri sağlam güvenceye bağlamalıyız. Devletin kutsallığı yerine bireyler ile toplum arasındaki uzlaşma ve dengeyi sağlayan bir özgürlük anlayışına sahip olmamız çok zor değildir. 

Günümüzde yargı; kamusal ve özel alanlarda güç sahibi olanların araçlarına dönüştürülmüştür. 

Ceza hukuku temel hak ve özgürlükleri baskı altında tutmanın değil, bunlara kamusal ya da özel alandaki güç sahiplerinden gelebilecek saldırı ve müdahalelere karşı eşit biçimde ve ayrım gözetmeyen etkin bir hukuk koruması ve güvenliği sağlayan araç haline dönüşmelidir (U. Alacakaptan).  

Ceza hukuku böyle bir araç kimliğine kavuşabilmelidir. Bunun için öncelikle düşünce farklılıklarını bastıran ve demokratik çoğulculukla bağdaşmayan her türlü siyasi suçlardan yargının arındırılması ile başlanabilir. Böylece anti sosyal karakter taşımayan birçok eylemin suç olmaktan çıkarılması mümkün olabilir. 

Ceza hukuku en geniş anlamda yasalara ya da yukarıdan indirilen kurallara uymayı düzene uygun düşünmemeyi bile suç sayıp cezalandıran bir hukuk olmaktan çıkarılmalıdır. 

Ceza hukukunda yasalar; normu koyan siyasal erkin menfaatini korumamalıdır. Böyle bir anlayışla üretilen normlar insan hakları temeline dayalı çağdaş ceza hukuku ile bağdaşmaz


İfade özgürlüğü hakkı kimindir? İfade özgürlüğü herkesin hakkıdır ve toplanma özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü ile yakın ilişkisi olan ve tüm hak ve özgürlüklerin omurgasıdır. 

Temel haklar ve özgürlükler için kutup yıldızıdır, korur ve yol gösterir. 

Toplanma özgürlüğü; ifade özgürlüğü kapsamında bir düşüncenin toplantı ve gösteri yürüyüşü gibi herhangi bir biçimde toplu bir şekilde dile getirilmesidir. İfade özgürlüğünün koruması altındadır, bu hak ve özgürlüğün yolunu aydınlatır. 

Bireyler örgütlenme özgürlüğüne sahiptir ve ortak bir amacı gerçekleştirmek için bir araya gelmeleri ve örgüt çatısı altında ortak faaliyet yürütmelerini güvence altına alır. İfade özgürlüğünün kolektif biçimde kullanılma biçiminden ibarettir.

Geçmişte düzenlenen bu hakları kullananların eylemlerini suç iddianameler ve gerekçeli hükümler ağır ve ezici bir çoğunlukla herkesin ifade özgürlüğünü, toplantı ve gösteri yürüyüşü ve barışçıl protesto hakkını, örgütlenme özgürlüğünü reddeden kararlardır. Böylelikle ceza hukuku temel insan hakları için amaç olmaktan çıkarılmış siyasal erkin aracına dönüşmüştür. 

Günümüzde Yargı Reformu Stratejisi (2019) kendisini şöyle anlatıyor: “Belge'de ele alınan konuların iki temel yönü bulunmaktadır. Bunlardan biri mevzuat altyapısına, diğeri uygulamaya ilişkindir. Uygulamada insan hakları duyarlılığının artırılmasına ilişkin çalışmalar yapılması planlanmıştır. Bu çalışmalar özellikle ifade ve basın özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ve tutuklama tedbirine ölçülü başvurulmasına yönelik olacaktır.” 

Yargı Reformu Stratejisi (2019) devamında ifade özgürlüğü için bakın ne diyor: 

“İfade özgürlüğünü etkileyen mevzuat üzerinde öngörülen değişiklikler, haber verme sınırları içerisinde yer alan, eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamalarının suç oluşturmayacağına ilişkin düzenlemelerin ceza mevzuatının bütününün değerlendirilmesi suretiyle etkin biçimde uygulanmasına yönelik olacaktır. Hak ve özgürlüklere ilişkin standartları yükseltmek üzere mevzuat gözden geçirilecek ve gerekli değişiklikler yapılacaktır.

İfade özgürlüğüne ilişkin mevzuat ve uygulama analiz edilerek, bireylerin hak ve özgürlük alanlarını daha da genişletecek düzenlemeler yapılacaktır. İfade özgürlüğünü ilgilendiren yargı kararlarına karşı kanun yolu güvencesi artırılacaktır.

Özgürlük ve güvenlik hakkını etkileyen, gözaltı, tutuklama ve diğer koruma tedbirlerine ilişkin mevzuat ve uygulama gözden geçirilerek, ölçülü bir şekilde uygulanması yönünde değişiklikler yapılacak ve tedbirler alınacaktır. (... e) İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Hakkında Kanun'da ve diğer kanunlarda yer alan erişim engelleme usulleri, ifade özgürlüğü çerçevesinde ele alınarak gerekli değişiklikler yapılacaktır” (YRS Sayfa 26-27).

Yıllardır aynı şeyleri dinleye dinleye bıktık, öfkelendik. Yargıda ortaya çıkan “güvenilmeyen yargı” ve “beklenmeyen adalet duygusunu” bizler yaratmadık. Suç iddialarınızla yargılanarak mahkûmiyet kararlarının ve yaşamın muhalefet şerhleri olduk… Artık bizleri kimse aldatmasın, umutlandırmasın. Yapacaklarını yaptınız zaten!  

İnsan haklarını ve temel özgürlükleri koruma adıyla bu zamana kadar bizleri kimler aldattı ise önce hepimizin gözleri önünde kendi günahlarıyla yüzleşsinler, tanık olalım. 

Aldatanların kurduğu düzenin yargısını araç olmaktan çıkaracak olanlar; ceza hukukunu insan haklarını koruyan bir kimliğe kavuşturmak amacında olanlardır. 

Etiketler: , , , , , , , , ,

Pazar, Şubat 18, 2018

Yine RTÜK, yine Internet...

18. 02.2018 tarihli Gazete Duvar'da İrfan Aktan'ın Av. Fikret İLKİZ ile yaptığı röportajdan alıntı:

Özellikle İnternet ortamında habercilik yapan gazetecileri tedirgin eden yeni bir tasarı gündemde. İktidarın, İnternet’i RTÜK denetimine sokma tasarısına dair değerlendirmeniz nedir?
Bu konuyla ilgili Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanmış bir tasarı var. Tasarının gerekçesi olarak vergi kaçakçılığının önlenmesi gösteriliyor. Bunun için radyo ve televizyonların İnternet yayınlarıyla ilgili bir düzenleme yapılmak isteniyor. RTÜK’ü düzenleyen kanuna ilave olarak “özel radyo-televizyon istasyonları ayrıca İnternet ortamında da televizyon yayını yapıyor. O halde bu yayınların yapılabilmesi için de bir düzenleme yapalım” deniyor. Tasarının amacı bu. Peki gerçekten böyle mi olur, hayır. İnternet ortamında yapılan yayınların düzenlenmesine dair kanun 5651 Sayılı, ayrı bir kanundur. Burada İnternet yayınının ne olduğu tarif edilir. Özel radyo-televizyonların yayınıyla ilgili kanun ise ayrı bir kanundur. Oradaki yayın kavramı ayrıca anlatılır, tanımlanır ve bu anlamda içerik denetimi de RTÜK’e verilir. O zaman iki kanundaki farklılıklar nedeniyle pek çok sorun gündeme gelebilir. Çünkü siz bir kanunda, İnternet ortamında yapılan yayınların denetimiyle ilgili düzenleme yaparsanız, bu düzenleme tüm İnternet yayınları üzerinde de uygulanmaya başlanabilir. Web sayfalarından başlayıp sadece İnternet üzerinden televizyon yayını yapan istasyonlara varıncaya kadar bir RTÜK denetimiyle karşı karşıya kalabiliriz. Bu da çok tehlikelidir. Oysa özel radyo ve televizyonlarla ilgili olan bir kanundaki düzenleme İnternet ortamındaki yayınları ilgilendirmez.
Röportajın tamamı: 

Fikret İlkiz: Deniz Yücel kararı sevindirici ama endişe uyandırıcı


Etiketler: , , , , , , , , ,

Çarşamba, Ocak 07, 2015

KAMU DÜZENİ NE ZAMAN BOZULUR?

Fikret İlkiz – 5 Ocak 2015

Kamu düzeninin kanunla bozulması olası mıdır? Bazen, evet!

Kanunlar basit, anlaşılır, sade olmalıdır. Hangi amaçla yapılmışsa o amacın gerçekleşmesine aracı olmalıdır. Tek konu için, tek kanun yapılmalıdır, torbalarla kanun yapılmaz. Ben yaptım oldu, kanun yapmak değildir. Yasa koyucunun iradesi, temel hak ve özgürlüklerle sınırlıdır.  

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunda 6552 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle “yürütmenin durdurulması” kararları hakkındaki düzenleme hak ihlaline neden olmamalıdır, ama oldu. İdari işlemin uygulanmasıyla telafisi güç veya imkânsız zararların doğacağı durumlarda, yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi, kişilerin hak arama özgürlüklerini etkili biçimde kullanılabilmelerini sağlayan önemli bir hukuki imkândır. Bu imkânı, bu yargısal yolu ortadan kaldıran veya etkisiz hale getiren kanuni bir düzenleme Anayasanın 36. Maddesinde yer alan hak arama özgürlüğüne aykırılık teşkil eder. 6552 sayılı Kanun değişikliğinde karşımıza çıktı ve Anayasa Mahkemesinden geri döndü. Anayasa Mahkemesi yapılan kanun değişikliği sonucunda bireylerin hak arama özgürlüklerini daha etkili biçimde kullanılabilmelerini sağlayan yürütmeyi durdurma kurumundan Anayasaya aykırı olarak yoksun bırakıldıkları sonucuna vardı (02.10.2014 tarihli ve E. 2014/149, K. 2014/151 sayılı AYM iptal kararı).Anayasa Mahkemesi anılan bu kararı ile yine 6552 sayılı Kanunun internet yayınlarıyla ilgili düzenlemesini de iptal etmiştir.

4 Mayıs 2007 kabul tarihli 5651 sayılı Kanun İnternet ortamında yapılan yayınlarla ilgili ana kanundur. Yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı kez değişikliğe uğratılmıştır. Son değişiklikler 2014 yılı içinde üç ayrı kanunla yapılmıştır. Sonuncusu 6552 sayılı torba kanundur.

Resmi Gazetenin 01.01.2015 tarihli 29223 sayılı nüshasında gerekçesi yayımlanan Anayasa Mahkemesi’nin 02.10.2014 tarihli ve E. 2014/149, K. 2014/151 sayılı kararı ile 6552 sayılı Kanunla yapılan internet yayınları hakkındaki değişiklikler iptal edildi. Karşı oyları da ilginç olan bu iptal kararının gerekçelerine yakından balım.

Önce üç torba kanunla 5651 sayılı Kanunda yapılan değişiklikleri adları ile sıralayalım.

İlki 6.2.2014 kabul tarihli 6518 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’dur. İkincisi 26.02.2014 kabul tarihli 6527 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ve (şimdilik) en son üçüncüsü 10 Eylül 2014 kabul tarihli 6552 sayılı İş Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun’dur.  Böylece 2014 yılı Şubat ayında yirmi gün arayla iki kez ve son değişiklikten yedi ay sonra değiştirilmek suretiyle aynı yıl içinde üç kez değiştirilen Kanun, 5651 sayılı İnternet yayınlarıyla ilgili kanundur.
Kanunda yapılan değişiklik nedenlerinin “ihtiyaçtan” değil, siyasetten kaynaklandığı ve İnterneti yüksek dereceli siyasetçilerin hiç sevmedikleri bilinmektedir.

En son 10 Eylül 2014 tarihli 6552 sayılı Kanunla 5651 sayılı Kanunun Bilgilendirme Yükümlülüğü hakkındaki 3. Maddede yer alan para cezaları artırılmış ve “(4) Trafik bilgisi Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından ilgili işletmecilerden temin edilir ve hâkim tarafından karar verilmesi hâlinde ilgili mercilere verilir.” şeklinde bir fıkra eklenmişti.

3. Maddedeki (4) fıkra düzenlemesi Anayasa Mahkemesi’nin 02.10.2014 tarihli (E. 2014/149, K. 2014/151) kararı ile iptal edildi. AYM gerekçesinde trafik bilgilerinin kişisel veri olduğunu ve böyle bir düzenlemenin bu verilere ulaşılabilirlik sağlayacağından dolayı “kişilerin tercihleri, düşünceleri ve davranışları hakkında fikir verebileceğinden kişilerin özel hayatlarına müdahale edilme riski” içerdiğini belirtti.  Bu verileri, herhangi bir amaç veya konu sınırlaması olmaksızın TİB herhangi bir gerekçe veya neden göstermeksizin temin edebileceğinden; böyle bir yetki, Anayasanın 20. Maddesinde yer alan kişisel verilerin korunması hakkının ihlali demektir. AYM gerekçesinde şöyle dedi: “Trafik bilgisi adı altında temin edilecek olan bilgiler Anayasa ile teminat altına alınan iletişimin gizliliği, düşünce ve ifadeyi yayma özgürlüğü, haberleşme özgürlüğü, kişisel verilerin korunması gibi birçok temel hakla doğrudan ilgili olup bu bilgilerin TİB tarafından herhangi bir kurala ve sınırlamaya tabi olmaksızın istenildiği zaman ve şekilde elde edilebilir olması temel hak ve özgürlüklerin doğrudan ihlaline sebebiyet vermektedir.”

Gerekçeye göre Anayasanın 13. ve 20, maddelerinde yer alan güvencelere rağmen Kanunun 3. Maddesine eklenen (4) fıkra düzenlemesi karşısında kişiler, bilgi toplama, saklama, işleme ve değiştirme yetkisi olan idareye yani TİB’e ve diğer kişilere karşı korumasız bırakılmıştır. Anayasa Mahkemesi veri toplamanın amaç, gerekçe, kapsam ve sınırlarına ise yasal düzenlemede yer verilmemiş olduğundan dava konusu bu düzenlemeyi Anayasaya aykırı görerek iptal etmiştir.  

6552 sayılı Kanunla 5651 sayılı Kanunun erişimin engellenmesiyle ve yerine getirilmesiyle ilgili 8 inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “(5) Erişimin engellenmesi kararının gereği, derhal ve en geç kararın bildirilmesi anından itibaren yirmi dört saat içinde yerine getirilir”  düzenlemesinde yer alanyirmidört saat içinde” ibaresi “ dört saat içinde”  şeklinde değiştirilmiştir. AYM bu düzenlemede Anayasaya aykırılık görmemiştir.  Gerekçesi ise şöyledir: “ Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında belirtildiği üzere, yasamanın genelliği ve asliliği ilkesi uyarınca Anayasa’da bir konuda emredici ya da yasaklayıcı bir kural konulmamışsa, bu konunun düzenlenmesi anayasal ilkeler içinde kanun koyucunun takdirindedir.”

Anayasa Mahkemesi 6552 sayılı Kanunla 5651 sayılı Kanun 8. Maddeye getirilen “(16) Millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi nedenlerinden bir veya bir kaçına bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, erişimin engellenmesi Başkanın talimatı üzerine Başkanlık tarafından yapılır. Erişim sağlayıcıları Başkanlıktan gelen erişimin engellenmesi taleplerini en geç dört saat içinde yerine getirir. Başkan tarafından verilen erişimin engellenmesi kararı, Başkanlık tarafından, yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırk sekiz saat içinde açıklar.” şeklindeki ek fıkra düzenlemesini ise Anayasaya aykırı görerek iptal etmiştir.

Gerekçesinde yasama ve yürütme organına İnternet konusunda neden “hassas” davranılması gerektiğine yer veren AYM’ ye göre; “ İnternet, modern demokrasilerde başta ifade özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin kullanılması bakımından önemli bir değere sahip bulunmaktadır. İnternetin sağladığı zemin, bilgiye ulaşma, kişilerin bilgi ve düşünceleri ini açıklama, karşılıklı paylaşma ve yaymaları için vazgeçilmez niteliktedir. Bu nedenle sadece düşünceyi açıklamanın değil, aynı zamanda bilginin elde edilmesi açısından günümüzde en etkili ve yaygın yöntemlerden biri haline gelen internet konusunda yapılacak düzenleme ve değerlendirme yapma ve uygulamalarda devletin ve idari makamların çok hassas davranmaları gerektiği açıktır.

AYM gerekçesinde “milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi” ibarelerine dayanılarak temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması sonucunu doğuran erişimin engellenmesi yetkisinin TİB Başkanına verilmesini ve bu kadar önemli konularda belirtilen hallerin varlığına ilişkin değerlendirme yapma ve karar verme yetkisinin TİB’e bırakılmasını doğru bulmamaktadır. Bu konuda karar vermeye yetkili diğer kurumların değerlendirme ve karar verme yetkileri gözetilmeksizin; tek başına değerlendirme yapacak konumda bulunmadığı halde TİB’e yani “idareye çok geniş bir müdahale imkânı” tanınmak suretiyle erişimin engellenmesi yetkisinin herhangi bir sınırlandırma veya kademelendirme yapılamadan verilmesini Anayasaya aykırı bulmuştur.

5651 sayılı Kanun değişiklikleriyle ilgili AYM iptal kararı gerekçeleri böyle özetlenebilir.

Sonuç olarak kanun yapılırken hukuk dışlanmaz, yargıya etkin başvuru yolları tıkanmaz. Kamu düzenini bozacak kanun yapılmaz. 10 Eylül 2014 kabul tarihli 6552 sayılı torba kanunla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununda yapılan bazı değişiklikleri de Anayasaya aykırı bularak iptal eden Anayasa Mahkemesinin kararında yer alan şu gerekçe çok daha değerli ve ilginç:  

“Kamu düzeni, hukukun dışlandığı, yargının etkisiz kaldığı yerde daha çok bozulur.”  

Etiketler: , , , , , ,