Pazartesi, Temmuz 01, 2019

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VE CEZA HUKUKU

Fikret İlkiz – 01.07.2019 

Yargı Reformu Stratejisi (2019) için Eylem Planı hazırlanacak. Nasıl bir plan olacağı henüz belirsiz ama yol haritası Yargı Reformu Stratejisi olacaktır. Reform stratejisi gereğince yasa teklifleri hazırlanacak. Hazırlık ne kadar sürecek belli değil ama “acil” değiştirilmesi gereken kanunların başında ceza hukuku, ceza ve hukuk usulü ve infaz hukuku ile ilgili birçok sorun olduğu apaçık ortada. Zaten Strateji soyut içeriği ile yargının haline dair itiraflar gibi…

Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarılamaz. Temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle siyasi haklar ve ödevler hakkında da Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi düzenlenemiyor. 

Hiç kimsenin yargıya güveni yoktu ve hiç kalmadı. Bunca yıl sonra yargıya güvenin sağlanabilmesi için etkili ve etkin bir yargı yaratma çabası ile yeniden ortaya çıkılıyorsa; kurulu yargı düzenini yaratanların geçmiş tüm günahlarıyla yüzleşmesi yetmeyecek. Ayrıca toplumdan özür dilemesi gerekenlerin sayısının bir hayli kabarık olduğu aşikâr.   

Önemli olan hak ve özgürlüklerin tanınıp tanınmayacağından daha çok temel hak ve özgürlüklerde “zorunlu sınırlandırma” ölçütlerinin ne olacağıdır. Çünkü zaten “hakları ve özgürlükleri tanımamak” yoluyla kurulacak olan herhangi bir ülkedeki yargı düzeni siyasal iktidarların gücüne hizmet edecektir. Asıl sorunlardan birisi temel hak ve özgürlükleri hukuk güvenliği ve insan haklarının koruması altında güvence altına alacak biçimde yargıda kurumsallaşabilmektir. Yargının hem tarafsızlığını ve hem bağımsızlığını nasıl sağlayabileceğimiz dünden çok daha önemli bir sorun olarak önümüzde duruyor.  

Önce özgürlük düşüncesinden hiçbir zaman vazgeçmemeliyiz. 

Özgürlüğü azınlığın ve güç sahiplerinin özgürlüğü olmaktan çıkartmalıyız. 

Özgürlüğü azınlığın görüşü olmaktan çıkartmak tek başına yeterli değildir. Sadece lafzi olarak kanun önünde eşitlik sağlamakla asla yetinmeyen, yapısal ve içerik olarak eşitliği amaçlamalıyız ve gerçekleştirmeliyiz.

Kanun önünde herkes eşittir demek yetmiyor, kanun önünde, adalet ve yargıda herkesin birbirine eşit olduğu bir yargı düzeni kurmak gerekiyor. Hatta doğadan gelen, kazanılmış, uğrunda mücadele edilerek elde edilmiş özgürlükleri sağlam güvenceye bağlamalıyız. Devletin kutsallığı yerine bireyler ile toplum arasındaki uzlaşma ve dengeyi sağlayan bir özgürlük anlayışına sahip olmamız çok zor değildir. 

Günümüzde yargı; kamusal ve özel alanlarda güç sahibi olanların araçlarına dönüştürülmüştür. 

Ceza hukuku temel hak ve özgürlükleri baskı altında tutmanın değil, bunlara kamusal ya da özel alandaki güç sahiplerinden gelebilecek saldırı ve müdahalelere karşı eşit biçimde ve ayrım gözetmeyen etkin bir hukuk koruması ve güvenliği sağlayan araç haline dönüşmelidir (U. Alacakaptan).  

Ceza hukuku böyle bir araç kimliğine kavuşabilmelidir. Bunun için öncelikle düşünce farklılıklarını bastıran ve demokratik çoğulculukla bağdaşmayan her türlü siyasi suçlardan yargının arındırılması ile başlanabilir. Böylece anti sosyal karakter taşımayan birçok eylemin suç olmaktan çıkarılması mümkün olabilir. 

Ceza hukuku en geniş anlamda yasalara ya da yukarıdan indirilen kurallara uymayı düzene uygun düşünmemeyi bile suç sayıp cezalandıran bir hukuk olmaktan çıkarılmalıdır. 

Ceza hukukunda yasalar; normu koyan siyasal erkin menfaatini korumamalıdır. Böyle bir anlayışla üretilen normlar insan hakları temeline dayalı çağdaş ceza hukuku ile bağdaşmaz


İfade özgürlüğü hakkı kimindir? İfade özgürlüğü herkesin hakkıdır ve toplanma özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü ile yakın ilişkisi olan ve tüm hak ve özgürlüklerin omurgasıdır. 

Temel haklar ve özgürlükler için kutup yıldızıdır, korur ve yol gösterir. 

Toplanma özgürlüğü; ifade özgürlüğü kapsamında bir düşüncenin toplantı ve gösteri yürüyüşü gibi herhangi bir biçimde toplu bir şekilde dile getirilmesidir. İfade özgürlüğünün koruması altındadır, bu hak ve özgürlüğün yolunu aydınlatır. 

Bireyler örgütlenme özgürlüğüne sahiptir ve ortak bir amacı gerçekleştirmek için bir araya gelmeleri ve örgüt çatısı altında ortak faaliyet yürütmelerini güvence altına alır. İfade özgürlüğünün kolektif biçimde kullanılma biçiminden ibarettir.

Geçmişte düzenlenen bu hakları kullananların eylemlerini suç iddianameler ve gerekçeli hükümler ağır ve ezici bir çoğunlukla herkesin ifade özgürlüğünü, toplantı ve gösteri yürüyüşü ve barışçıl protesto hakkını, örgütlenme özgürlüğünü reddeden kararlardır. Böylelikle ceza hukuku temel insan hakları için amaç olmaktan çıkarılmış siyasal erkin aracına dönüşmüştür. 

Günümüzde Yargı Reformu Stratejisi (2019) kendisini şöyle anlatıyor: “Belge'de ele alınan konuların iki temel yönü bulunmaktadır. Bunlardan biri mevzuat altyapısına, diğeri uygulamaya ilişkindir. Uygulamada insan hakları duyarlılığının artırılmasına ilişkin çalışmalar yapılması planlanmıştır. Bu çalışmalar özellikle ifade ve basın özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ve tutuklama tedbirine ölçülü başvurulmasına yönelik olacaktır.” 

Yargı Reformu Stratejisi (2019) devamında ifade özgürlüğü için bakın ne diyor: 

“İfade özgürlüğünü etkileyen mevzuat üzerinde öngörülen değişiklikler, haber verme sınırları içerisinde yer alan, eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamalarının suç oluşturmayacağına ilişkin düzenlemelerin ceza mevzuatının bütününün değerlendirilmesi suretiyle etkin biçimde uygulanmasına yönelik olacaktır. Hak ve özgürlüklere ilişkin standartları yükseltmek üzere mevzuat gözden geçirilecek ve gerekli değişiklikler yapılacaktır.

İfade özgürlüğüne ilişkin mevzuat ve uygulama analiz edilerek, bireylerin hak ve özgürlük alanlarını daha da genişletecek düzenlemeler yapılacaktır. İfade özgürlüğünü ilgilendiren yargı kararlarına karşı kanun yolu güvencesi artırılacaktır.

Özgürlük ve güvenlik hakkını etkileyen, gözaltı, tutuklama ve diğer koruma tedbirlerine ilişkin mevzuat ve uygulama gözden geçirilerek, ölçülü bir şekilde uygulanması yönünde değişiklikler yapılacak ve tedbirler alınacaktır. (... e) İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Hakkında Kanun'da ve diğer kanunlarda yer alan erişim engelleme usulleri, ifade özgürlüğü çerçevesinde ele alınarak gerekli değişiklikler yapılacaktır” (YRS Sayfa 26-27).

Yıllardır aynı şeyleri dinleye dinleye bıktık, öfkelendik. Yargıda ortaya çıkan “güvenilmeyen yargı” ve “beklenmeyen adalet duygusunu” bizler yaratmadık. Suç iddialarınızla yargılanarak mahkûmiyet kararlarının ve yaşamın muhalefet şerhleri olduk… Artık bizleri kimse aldatmasın, umutlandırmasın. Yapacaklarını yaptınız zaten!  

İnsan haklarını ve temel özgürlükleri koruma adıyla bu zamana kadar bizleri kimler aldattı ise önce hepimizin gözleri önünde kendi günahlarıyla yüzleşsinler, tanık olalım. 

Aldatanların kurduğu düzenin yargısını araç olmaktan çıkaracak olanlar; ceza hukukunu insan haklarını koruyan bir kimliğe kavuşturmak amacında olanlardır. 

Etiketler: , , , , , , , , ,

Pazartesi, Eylül 15, 2014

SANSÜRE UYGUN KANUN

Av. Fikret İLKİZ
10 Eylül 2014 kabul tarihli 6552 sayılı “İş Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması İle Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun” Mecliste kabul edildi. 11 Eylül 2014 tarihli Resmî Gazetenin 29116 sayılı (Mükerrer) nüshasında yayımlanarak yürürlüğe girdi. 
Bu Kanunun 126 ve 127 inci maddeleri (yani Tasarının 129 ve 130 uncu maddeleri) 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun değişiklikleri ile ilgilidir ve TBMM’de 8 Eylül 2014 tarihli oturumda görüşüldü. Kuruluş sırasında  “antidemokratik” olarak nitelendirilen Erişim Sağlayıcıları Birliği daha yeni kurulmuş olduğu halde yedi ay önce 6.2.2014 kabul tarihli 6518 sayılı ve 26.02.2014 kabul tarihli 6527 sayılı Kanunla değiştirilmiş olan 5651 sayılı Kanunun 3 üncü ve 8. maddeleri yeniden ve esaslı biçimde değişti.  
08.09.2014 tarihli Meclis oturumunda reddedilen önergelerden sonra tek bir önerge kabul edildi. O da Mustafa Elitaş ve arkadaşlarının önergesidir ve şöyledir: 
"MADDE 129- 4.5.2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "iki bin Yeni Türk Lirasından on bin Yeni Türk Lirasına" ibaresi “iki bin Türk Lirasından elli bin Türk Lirasına" şeklinde ve dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"(4) Trafik bilgisi Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından ilgili işletmecilerden temin edilir ve hâkim tarafından karar verilmesi hâlinde ilgili mercilere verilir."
Plan Ve Bütçe Komisyonu bu değişiklik önergesini takdire bıraktı. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan ise bu önergeye katıldığını ifade etti… 
Bu maddenin gerekçesi aynen şöyledir: “Mevcut durumda internet trafiğine ait bilgiler ancak bir soruşturma ya da kovuşturma olması durumunda mahkeme kararı ile işletmeciden temin edilebilmektedir. Hâlbuki çoğu zaman bir soruşturmaya başlanabilmesi için bu bilgiler gerekmektedir. Ayrıca trafik bilgilerinin farklı işletmecilerden farklı biçim ve düzenlerde gönderilmesi, bu bilgileri talep eden ilgili mercilerde kullanım zorluğu doğurmaktadır.
Mahkeme kararı üzerine ilgili işletmeciye başvurup trafik bilgisinin talep edilmesi ve işletmecinin talep edilen bu ham bilgileri kullanılabilir ve anlamlı hale getirip göndermesi ya da ham olarak gönderilen bilgilerin Başkanlık tarafından kullanılabilir ve anlamlı hale getirilmesi zaman almakta, böylece soruşturma ve kovuşturmaları geciktirmektedir. Terör saldırısı tehdidi gibi acil durumlarda talebe zamanlıca cevap verilmesi imkânı bulunmamaktadır. Diğer taraftan, işletmecilerin talep edilen bu ham bilgileri kullanılabilir ve anlamlı hale getirmesi işlemleri ciddi bir mali külfet oluşturmaktadır. Bu nedenle, fıkra ile işletmecilerin ek mali külfet altına girmesinin önlenmesi de sağlanmış olmaktadır. 
Bu nedenlerle, temin edilecek genel internet trafiğine ilişkin bilgilerin hâkim kararı üzerine ilgili mercilere verilmesi öngörülmektedir.” 
Önerge oylanmış ve kabul edilmiş, kabul edilen önerge doğrultusunda madde oylanmış ve kabul edilmiştir. (6552 sayılı Kanun Madde 126) 
Ardından Tasarının 130’uncu maddesi ile ilgili 4 ayrı önerge gündeme gelmiştir. Önergeler oylanmış ve kabul edilmemiştir. Ardından Tasarısının 130 uncu maddesinde Mustafa Elitaş ve arkadaşları tarafından aşağıdaki değişiklik önerilmiştir:  
"MADDE 130- 5651 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan "yirmi dört saat" ibaresi "dört saat" şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
"(16) Milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi nedenlerinden bir veya bir kaçına bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, erişimin engellenmesi Başkanın talimatı üzerine Başkanlık tarafından yapılır. Erişim sağlayıcıları Başkanlıktan gelen erişimin engellenmesi taleplerini en geç dört saat içinde yerine getirir. Başkan tarafından verilen erişimin engellenmesi kararı, Başkanlık tarafından, yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırk sekiz saat içinde açıklar”.
Plan Ve Bütçe Komisyonu Başkanı önergeyi takdire bırakmış, Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı önergeye katılmıştır. 
Madde gerekçesi: “Milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi nedenlerinden biri veya bir kaçına bağlı olarak internet ortamında vuku bulacak ihlallere yönelik çok kısa sürede koruyucu idari tedbir alınabilmesi hedeflenmiştir. Bu değişiklikle "milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması" ile "suç işlenmesinin önlenmesi" hususlarında, "gecikmesinde sakınca bulunan hal" kapsamında erişimin engellenmesi öngörülmüş ve böylece Anayasadaki düzenlemelere uygunluk sağlanmıştır. Bu kapsamda verilecek idari tedbir kararlarının, yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulması ve hâkimin, kararını kırk sekiz saat içinde açıklaması öngörülmektedir. Önerge oylanmış kabul edilmiş, önerge doğrultusunda madde oylanmış ve değişiklik kabul edilmiştir (6552 sayılı Kanun Madde 127).
Açıkça Hükümete/Yürütmeye bağımlı TİB hâkimiyetine geçen tüm trafik bilgilerinin, herkesin kişisel verilerinin elde edilmesi, internette erişimin 4 saat içinde engellenmesi milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması kavramlarıyla açıklanacak ve internet ortamındaki sınırlandırmalar “kanuni” ama hukuka aykırı olacaktır. 
Kişisel Verilerin Gizliliğinin Korunması Hakkındaki Tasarısının kanunlaşması gün geçtikçe zorlaşmaktadır.  

Sansürün adı; artık kanuni sansürdür. 5651 sayılı Kanunda değişiklik yapan İş Kanunu hakkındaki (!) 6552 sayılı bu “kanuni” değişiklik de sansüre uygundur! 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Cumartesi, Kasım 24, 2012

FİLTRE BİLDİRGESİ

Bilişim STK'ları Basın Duyurusu
22 Kasım 2012

Yurttaşı “Güvenli İnternet Hizmeti” değil, İnternet’in bilinçli ve farkındalık sahibi güvenli kullanımı korur…

Geçen yıl 22 Kasım 2011 tarihinde yürürlüğe giren sözde “Güvenli İnternet Hizmeti” adı altında yurttaşlara sunulan “Devlet Eliyle Merkezi Filtre Sistemi” uygulaması ve uygun/ideal toplum tasarımı 22 Kasım 2012'de birinci yılını doldurdu. Bu uygulamaya ilişkin yürütmeyi durdurma istemiyle Alternatif Bilişim Derneğince açılan iptal davası halen Danıştay’da devam etmektedir.

Bu vesileyle siber uzamda bilgiye ve enformasyona erişim hakkını sınırlayan ve devlet eliyle düzenleyen bu uygulama ile ilgili kamuoyunun merak ettiği bazı hususlara dikkat çekmeyi toplumsal sorumluluğumuz olarak addediyoruz. Özellikle aşağıdaki şu hususlarda sorularımıza yanıt bekliyoruz.

Güvenli İnternet Hizmeti Çalışma Kurulu (GİHÇK)

BTK, 22 Şubat tarihinde sessiz sedasız aldığı birinci filtre kararını, 15 Mayıs 2011’de on binlerce vatandaşımız tarafından sokaklarda protesto edilmesi, ülkemizdeki bilişim STK'larının hemen hepsinin “merkezi filtre uygulaması kabul edilemez” diyerek karşı çıkması, AGİT ve daha bir çok uluslararası raporların ifade özgürlüğünü kısıtladığı 
gerekçesiyle eleştirmesi gibi gelişmeler sonucunda geri çekmek zorunda kalmış ve Ağustos 
ayında "görüşlere açılan ve onaylanan" son filtre kararında, İnternet’e uygulanacak filtrenin meşruiyetini sağlamak ve "ilkelilik kararında,  İnternet’e uygulanacak filtrenin meşruiyetini sağlamak ve "ilkelilik /bilimsellik" görüntüsü  sağlamak amacıyla, BTK'nın filtre üzerindeki belirleyici yetkisini bozmayacak şekilde, aile ve çocuk filtresi için esas alacağı "ilke ve
kriterleri" danışacağı "Güvenli İnternet Hizmeti Çalışma Kurulu" isimli bir yapı gündeme gelmiş bulunmaktadır.

Güvenli İnternet Hizmeti’nde aile ve çocuk filtresinde yer alacak listeleri oluşturmak için Güvenli İnternet Hizmeti Çalışma Kurulu (GİHÇK) kurulmuş olup, bu Kurulun çalışması ile ilgili olarak bugüne değin kamuoyunun bilgilendirilmediği  görülmüştür.

1. Acaba bu Kurul geçtiğimiz süre boyunca kaç kere toplanmıştır?
2. Kimler bu toplantıya iştirak etmiştir?
3. Aileye uygun listenin kriterleri nelerdir?
4. Çocuğa uygun listenin kriterleri nelerdir?
5. Bu listeler hazırlanırken hangi uzmanların görüşlerine başvurulmuştur?
6. Dünyadaki ve Türkiye'deki hangi bilimsel araştırmalardan yararlanılmıştır?
7. Uyar-kaldır sistemi Güvenli İnternet Hizmeti’yle ne kadar ilişkilendirilmiştir?
8. Standart paket kullanan yurttaşlar “merkezi filtre sistemi”nden ne kadar etkilenmektedir?

Bilindiği üzere yönetişim uygulaması, tüm kamunun ve kamu erkiyle ilgili Kurulların hesap 
vermesi ve şeffaflığı ilkesi üzerine kurulmuş olup, Güvenli İnternet Hizmeti Çalışma Kurulu’nun 
da 22 Kasım 2011-22 Kasım 2012 tarihleri arasında yaptığı çalışmaları düzenli ve sistematik bir şekilde kamuoyu ile paylaşması gerekmektedir. Kurul’un çalışmalarına ilişkin olarak özellikle iletişim bilimleri, eğitim bilimleri ve diğer ilgili sosyal bilimler alanındaki uzman öğretim üyeleri ile fikir teatisi ve istişaresi içinde olması beklenirdi. Ancak, ne yazık ki böyle bir Kurul - akademi işbirliğinin somut adımları yoktur.

Güvenli İnternet Hizmeti uygulamasından sonra İnternet okuryazarlığı durumunda olumlu bir 
değişiklik yoktur…

33 Avrupa ülkesinde gerçekleştirilen araştırmada Türkiye’nin de katılımcı ülke olduğu Avrupa Çevrimiçi Çocuklar Araştırması (EU KidsOnline) Ekim 2012 Türkiye Raporuna 
bakıldığında, Ekim 2011’deki sorun saptaması ve tespitin bire bir devam ettiği görülmektedir. 
Türkiye’de hem çocuklar hem de ebeveynler İnternet mecrasında düşük beceriye, düşük 
kullanıma sahiptir bundan ötürü de görece düşük risklerle karşı karşıya kalmaktadır. 

EU Kids Online National Perspectives adlı bu Rapora göre: 
“Türkiye’de, çocuklar Avrupa’daki çocuklar arasında internet kullanım becerileri açısından en son sırada yer almaktadır: Türkiye’deki çocukların ortalaması sekiz üzerinden 2.6 iken diğer Avrupa ülkelerinde bu oran 4.2’dir. Türkiye’deki çocuklar ayrıca güvenli internet kullanımı becerileri konusunda en az bilgiye sahiptir… Tüm Avrupa ülkeleri arasında, Türk ebeveynlerin internet kullanımıen düşük seviyede ve internet hakkında en az bilgiye sahiptirler.” (2012)

Güvenli İnternet Hizmeti ile toplumumuz için tek bir aile tipi ve tek bir çocuk tasarımı verili ve doğal kabul edilmiş, yurttaşların bilinçli ve farkındalık sahibi İnternet kullanımına eğitsel yatırımlar yapmak, adeta dijital okuryazarlık seferberliğini gerçekleştirmek yerine, İnternet mecrası bir “öcü” ve “tehdit” kaynağı olarak görülerek, bu mecraya erişim sınırlandırılmış ve BTK eliyle ortam disipline edilmiş, düzenlenmiştir.

Korumacı/kollamacı devlet-pasif yurttaş klasik yaklaşımını somutlayan "Güvenli İnternet" 
uygulaması, yurttaşların bilinçli ve farkındalık sahibi olarak İnternet’i güvenli kullanmalarına yönelik bir zemin hazırlamamıştır. Bu uygulama aynı zamanda, İnternet dolayımlı işlenen kimi bilişim suçlarını azaltmaktan uzaktır. Bilakis, anaakım ulusal medya ve kamu erki sürekli İnternet dolayımlı suçlara yönelik bir panik söylemi üretmektedir.
EU Kids Online National Perspectives adlı raporda yer alan Türkiye ile ilgili şusaptama oldukça yerindedir: “Maalesef, bugün Türkiye’de, hükümetin çabaları daha güvenli bir internet oluşturma konusunda daha üst düzey erişim kısıtlamalarına odaklanmıştır. Bu kısıtlamalar mevcut yasal önlemlerin geniş, orantısız ve keyfi kullanımı aracılığıyla uygulanmaktadır. En az 14.907 web sitesi Ağustos 2011-2012 arasında kanun hükümleri uyarınca engellenmiştir. Bu tür eylemler kesinlikle panik reaksiyonunun sonucudur ve çeşitli AB raporlarında ve toplantılarında belirtildiği gibi hükümetin internet kısıtlama ve sansür etme girişimleri kesinlikle vatandaşlar için daha güvenli bir internet sağlamak için uygun değildir. Türkiye vatandaşları için güvenli interneti sağlamak için daha demokratik çözümler geliştirmelidir.” (2012: 68).

Biz Aşağıda İmzaları olan Bilişim Dernekleri olarak “Güvenli İnternet kullanımı” hizmetinin arkasında duran kurumların, “İnternet’in güvenli kullanımı” yaklaşımını benimseyerek hareket planlarını güncellemeleri gerektiğini savunduğumuzu ve bu yaklaşımın kamuoyu nezdinde takipçisi olacağımızı duyururuz. 

BTK'yı, kurulların gerçekten kurulduğu, filtreye filtre denilen, ailelerin ve çocukların çeşit çeşit değer yargıları ile beslendiği, özgür, tarafsız ve ucuz bir İnternet erişiminin temel iletişim haklarımızdan biri olduğu, BTK'nın getirdiği bu devlet eliyle filtrenin uygulanması için Türkiye'nin İnternet omurgasına  kurulmuş bulunan Derin Veri Analizi - DPI teknolojisinin ise bu hakkımızın en pervasız ihlallerine sebebiyet verebileceği gerçek dünyaya davet ediyoruz.

Altenatif Bilişim Derneği http://alternatifbilisim.org/
INETD – İnternet Teknolojileri Derneği http://inetd.org.tr/
LKD – Linux Kullanıcları Derneği http://lkd.org.tr
BMO- Bilgisayar Mühendisleri Odası http://bmo.org.tr/
PKD Pardus Kullanıcıları Dernegi http://pkd.org.tr/
Ankara Barosu http://www.ankarabarosu.org.tr/
TİD Tüm İnternet Derneği
IPTV DER
TürkMIA Tıp Bilişim Derneği
İVHP- Internet ve Hukuk Platformu http://i-v-h-p.blogspot.com/


-- 
İletişim: Mustafa Akgul <akgul@bilkent.edu.tr>

Etiketler: , ,

Pazar, Mayıs 29, 2011

İNTERNET VE ÖFKELİLER

           
                                                 Fikret İLKİZ

Bilgi teknolojilerindeki hızlı gelişmeler toplumları derinden etkiledi. Her şey kaş göz arasında birdenbire olupbitti. İnternet, her türlü uzaklığın ortadan kaldırdı. Her türlü iletinin uzaklıklardan bağımsız olarak birbirine ulaşması ve saklanabilmesini kimse hayal bile edemiyordu. İnanılmaz iletişim, hayaldi, gerçek oldu. Bu iletişim kendi medyasını yarattı. İletişim ve bilgi hizmetleri sayesinde İnternet aracılığıyla, hem siber uzay suçları ve hem de geleneksel suçlar işlenebilir duruma geldiğine göre; bu suçlarla mücadele için nasıl bir ceza politikasının uygulanacağı dünyanın her yerinde en önemli sorunlardan birisi oldu. 

Siyasal iktidarlar İnternet’in yükselişini durdurmak için her şeyi yapmaya hazır durumdalar. Türkiye’de farklı değil ve İnternet ortamında kişilerin birbirleriyle iletişimi dâhil, İnternette yaratılan “sosyal medya ağlarının” hareketliliğini, eylem birlikteliklerini ve insanların bu yolla dayanışmasını ve başkaldırısını kırmak istiyorlar.

Özgürlük kural, sınırlandırma istisna olduğu için; İnternete dokunmak isteyenlere karşı çıkmak gerekiyor. Karşı durulmazsa ve “sosyal ağlar” harekete geçirilmezse, siyasal iktidarlar internet ortamında yapılan yayınlara sansür uygulamakta asla tereddüt etmeyeceklerdir.

Türkiye’de çeşitli illerde gerçekleştirilen 15 Mayıs 2011 tarihindeki eylemde herkes sokaklardaydı. “İnternetime Dokunma” diyenler, İnternet üzerinden gerçekleştirdikleri eylem çağrısını yaşama geçirdi, sokaklarda yürüdü. Yürüyenler öfkeliydi. Yürüyenler İnternete dokunmak isteyenlere isyan ediyordu.

Yüzyılımız yeniden “isyanlara”  döndü. Yeniden “başkaldırı”lar başladı.

Bir başka isyan, 15 Mayıs 2011 tarihinde başkent Madrid’den başlayarak tüm İspanya’yı sarstı ve şimdilerde Avrupa’yı sarsacağa benziyor…

Eylemciler M-15’i başlattılar ve kendilerine “öfkeliler” diyorlar…

İspanya ekonomik kriz yaşıyor. Nüfusun %45’i işsiz. Namı diğer “İndignados” / Öfkeliler, Puerto del Sol meydanında düzene başkaldıran gençler, işsizler, öğrenciler, sözleşmeli çalışanlar ve geleceği olmayanlardır… Madrid’deki gösteriler 15 Mayıs’ta başladığı için “Öfkeliler” ülkede “15 Mayıs Hareketi”/ M-15 adıyla anılıyor. Kıta Avrupa’sının ve dünyanın gündemine damgasını vuran 25 bin genç, yerel seçimler öncesinde ve yerel seçimlerden sonra ülkeyi sarsmaya devam ediyor… Madrid’in “Puerto del Sol” meydanında kamp kuran gençler “daha fazla demokrasi” istiyor… Eylemleri yasadışı… Ama onlar için fark etmiyor. Yerel seçimlere bir gün kala başlattıkları “isyan” bütün ülkeye yayıldı… Valencia’da 10 bin, Andolucia’da 13 bin, Malaga’da 7 bin, Barcelona’da 5 bin, Sevilla’da 4 bin, Gradana’da 2 bin, Almeria’da 800, Cadiz’de 200 kişi meydanlarda toplandı. Öfkeliler, seçim kurulunun yasak kararını kaldırması için İspanya Yüksek Mahkemesine başvurdu. Talepleri reddedildi. Onlar da 21 Mayıs Cuma gecesi başlayan seçim yasaklarını takmadılar bile. Seçim yasakları resmi olarak yürürlüğe girerken ağızlarına bant yapıştırdılar ve “bir dakikalık” sessizlik eyleminin ardından “Artık hepimiz yasadışıyız” sloganlarını attılar.

Gençler meydanının adını, Puerto del Sol(ucion) yani “Çözüm Meydanı” olarak değiştirdi.

Nasıl oldu da “Arap Baharı” Madrid’in meydanlarına kadar sıçradı?

Her şey İnternet’te sosyal paylaşım ağlarındaki hareketlilik ve dayanışma ile gerçekleşti. “Hemen Gerçek Demokrasi” adlı sivil toplum örgütü İnternet’te bir site kurdu. İspanya’da sosyal ve siyasi sistemde değişiklik isteyenler bu sitede bir manifesto yayımladılar. “Bankacıların ve siyasetçilerin ellerindeki bir mal değiliz” denilen Manifesto’da “Farklı ideolojilere sahip olsalar da olmasalar da sıradan kişilerin hepsi, sosyal ekonomik ve siyasi manzaradan dolayı endişeli ve kızgınlar” yazıyordu ve “Daha iyi bir toplum inşa etmek için harekete geçme zamanı geldi” deniyordu… Manifesto yaklaşık 29 bin 600 kişi tarafından “sanal ortamda” imzalandı ve ardından Puerto del Sol’da isyan başladı.

Artık İspanya’nın ortasındaki bu tarihi meydanda seslerini bütün dünyaya duyuran; sosyal medya ağları Twitter ve Facebook üzerinden örgütlenen onbinlerce genç “daha iyi bir ekonomi, iş ve gerçek demokrasi” istiyor…(Radikal ve Milliyet 22.05. 2011)

Öte yandan; Fransa’da birkaç gün önce G-8’ler kendi toplantılarından önce ilk kez “e-G-8” toplantısı düzenlemek zorunda kaldı. Sosyal medya ağlarını yaratanların katıldığı bu toplantının konusu ise “İnternet, digital teknoloji ve iletişim teknolojileri, gelişmiş ülkelerde büyümeye nasıl katkı sağlar?”. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, internette ahlak kurallarına ve telif haklarına daha fazla dikkat edilmesini istediği konuşmasında  “İnternete tanınan özgürlük yöneticilerin güvenirlik ya da utanç ölçeğidir" demeyi ihmal etmedi. Ama İnternette azami kontrol ve toplu sorumluluk çağrısı da yapmayı unutmadı.

İşte böylece en çok dikkat edilmesi gereken noktalardan birisi de anlaşılmış oldu: İnternette “azami kontrol” nasıl sağlanacak ve “toplu sorumluluk çağrısı” ne demektir? Önümüzdeki günlerde hem ülkemizde ve hem de Avrupa’da tartışılacak olan budur. Çünkü “Arap Baharı”  İspanya’ya sıçradı ve buradan Avrupa’ya yayılacak… Hem de bütün bu isyanlar İnternet üzerinden sosyal ağların hareketliliği, eylemleri ve dayanışması ile gerçekleşecek.

Artık medya, açık bir sisteme dönüştü. Geleneksel “eski medya” hala başköşede oturuyor. Ama artık günümüz dünyasında, internet haber siteleri, özellikle bağımsız haber siteleri, çoğalan bloglar, Twitter ve Facebook yeni iletişimin öncüleri olarak kabul ediliyor.

Twitter çok kısa sürede yaşamımızın en önemli iletişim mecrası haline gelmedi mi? Facebook üzerinden örgütlenen etkinlikler ve eylem çağrılarının etkilerini kim inkâr edebilir?

Ortadoğu’yu ve Kuzey Afrika’yı saran isyan dalgasının ardından İslam filozofu Prof.Dr. Tarık Ramazan birkaç hafta önce İstanbul’da yaptığı konuşmada, “Arap Baharı”nın “kazara” başladığını, ancak Arap gençlerinin yıllardır isyanın yolunu yapan “sosyal medya” eğitiminden geçtiğini söyledi. Tunus'ta 2, Mısır'da da 3 yıl boyunca gençlerin sosyal medyayı ve interneti kullanarak  “kitleleri nasıl harekete geçirebilecekleri” konusunda eğitim aldıklarına dikkat çekti ve kontrolün yine halkın elinde olduğunu dile getirdi.

Ramazan konuşmasında bir süreç olarak işaret ettiği bu hareketi “Rejim karşıtı demokrasi” hareketi olarak adlandırdı ve henüz tamamlanmadığını söyledi.

Arap Baharı’nın ardından, İspanya’da “öfkeliler”, demokrasi için öfkeleniyorlar…

İnternetiniz için, gerçek demokrasi için, öfkelenin…

Etiketler: , , , ,

Pazar, Mayıs 08, 2011

"Speak Up" Konferansından: "Avrupa'da Hükümetler Filtre Uygulamıyor!"

Avrupa Konseyi'nin düzenlediği "Speak Up" konferansları kapsamında dün Brüksel'de Balkanlar ve Türkiye'deki ifade özgürlüğü ve internete getirilen kısıtlamalar tartışıldı. Toplantıya Türkiye'den davet edilen Doç. Dr. Yaman Akdeniz, Türkiye'deki son durumu özetlediği konuşmasında yaşanan sansür ve kısıtlama furyasını ''İnternet Sansürü: Versiyon 2.0' olarak nitelendirdi.

Hükümetin ve ilgili otoritelerin demokratikleşme adına ellerini internetten çekmelerini talep eden Akdeniz, yetkililerin sıkça tekrarladığı 'ama Avrupa'da da var' söylemini reddederek "bu tür filtre uygulamaların demokratik ülkelerde hükümetçe geliştirilmiyor" dedi.

Akdeniz konuşmasına şöyle devam etti:
"5651 sayılı Kanun'la başlayan süreç evrim geçirdi ve genişledi. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ve Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nın alan adları ile ilgili yazışmalarını ancak TR İnternet Sansür: Versiyon 2.0 olarak tanımlayabiliriz. Bu bakımdan Bianet'in Danıştay nezdinde açmış olduğu iptal davası çok önemli."
 "BTK ve TİB'in basın açıklamalarında 'Avrupa'da da uygulandığı' iddia edilen filtre uygulamaları hiç bir hükümet tarafından geliştirilmiyor. Merkezi bir filtreleme sistemi Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve AGİT bünyesindeki ülkelerde yok. Olsa dahi bizdeki sistemi meşru kılmaz. Örnek alınması gereken sistemler düşünce özgürlüğü konusundaki uluslararası insan hakları standartlarıdır.
BTK açıklamasında yer alan 'Hem Ülkemizde, hem de dünyada İnternet Servis Sağlayıcıları kullanıcılarına benzer hizmetler sunmaktadırlar. Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliğinin bu konuda tavsiye kararları olduğu gibi, Avustralya, İngiltere, İsviçre, İspanya ve Japonya’da benzer uygulamalar yapılmaktadır' ifadelerine karşı çıkan Doç Dr. Akdeniz, bahsi geçen bu uygulamaların neler olduğunun net şekilde açıklanması için 'Bilgi Edinme Hakkı' çerçevesinde iki kurumdan bilgi de talep etti.
Haberin devamı: NTVMSNBC.com 'da

Sözü edilen Bilgi Edinme Hakkı Dilekçesi: Cyber-Rights.Org.TR'de

Etiketler: , , , , ,

Salı, Kasım 25, 2008

"İnternet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır: Türkiye’de İnternet İçerik Düzenlemesi ve Sansüre İlişkin Eleştirel Bir Değerlendirme"

Yaman Akdeniz ve Kerem Altıparmak "İnternet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır: Türkiye’de İnternet İçerik Düzenlemesi ve Sansüre İlişkin Eleştirel Bir Değerlendirme" başlıklı bir kitap yazdılar ve Türkiye’de İnternet’teki içeriğin yasal düzenlenmesi ve sansür konularında bir durum değerlendirilmesi yaptılar... Çalışmada, İnternet’teki içeriğin yasal düzenlenmesi konusundaki diğer girişimlerin yanısıra "5651 Sayılı Kanun" ve onunla ilintili düzenlemeler de eleştirel açıdan değerlendirildi...

Kitap, mevcut düzenleme sistemlerinin nasıl işlediğini ve ağırlıklı olarak Türk yargısının yetki alanı dışında bulunan web sitelerine erişimin mahkeme ve idari erişim engelleme kararlarıyla nasıl engellendiğini örnekler vererek inceliyor.

Ayrıntılar ve Kitap'a web üzerinden ulaşmak için:
http://privacy.cyber-rights.org.tr/?p=257
Açık Radyo'da Bilgi Çağının Hukuku programının Altıparmak ile yaptığı röportajın çözümü de burada!

Etiketler: , , ,

Salı, Ocak 22, 2008

İKİ HABER, BİR KONU

Pazar, Mart 11, 2007

"YOUTUBE VE ATATÜRK’E HAKARET"- Av. Fikret İlkiz

Video paylaşım sitesi Youtube'a erişim engellendi. Siteye ulaşmak isteyenler 6 Mart 2007 tarihinde ["www.youtube.com" sitesine erişim İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2007/384 sayı ve 06.03.2007 tarihli kararı gereği engellenmiştir.] yazısıyla karşılaştılar. Atatürk’e hakaret içeren video görüntülerinin “youtube” sitesinde yer alması olayı medyada haber olarak yayınlanınca, İstanbul 1.Sulh Ceza Mahkemesi, bu siteye erişim yasağı koydu. Karar uygulandı. Türk Telekom, Youtube'a erişimi engelledi.

Sakin sakin düşünelim. Öncelikle Atatürk’e hakaretle ilgili kanun nedir ve bu kanuna göre suç olan nedir? İkincisi ise; internet ortamında yapılan yayınlara “erişimin engellenmesi” hukuken mümkün müdür? Hangi hallerde uygulanabilir? Uygulanmalı mıdır? Sansür müdür?

5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun 25.07.1951 tarihinde kabul edilmiş ve 31.07.1951 tarihli 7872 sayılı Resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun bizzat Atatürk’e hakaret kastıyla işlenmesi gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu E. 1983/9 K. 1983/530 ve 10.10.1983 tarihli kararında Kanunun çıkarılış gerekçesi şöyle yazılıdır : “5816 sayılı Kanun, Yüce Atatürk'ün hatırasına ve heykellerine ısrarlı şekilde tecavüzler yapıldığı bir devirde, Ceza Kanunumuzda mevcut müeyyidelerin bu tecavüzleri yeterince önlemediğinin anlaşılması üzerine çıkarılmıştır.(….) Tasarının TBMM.'de müzakeresi sırasında bazı eleştirileri cevaplandırmak üzere söz alan devrin Başbakanı; "... Atatürk ne yaptı? Hepimiz burada sevdiğimizden, saydığımızdan bahsettik, büyük eserler yaptı dedik. Bunda hepimiz beraberiz, müttefikiz. Buna rağmen aramızdan ayrılmış, hakkın rahmetine kavuşmuş bir insanın, bir Türk büyüğünün maruz kalmakta olduğu hakaretleri önlemek ve bunun memlekette yarattığı teşevvüşü, fikirlerde, vicdanlarda yaptığı huzursuzluğu önlemek için tedbir almak mevzuu bahis... Atatürk'ün hatıraları, eserleri, başarıları, bu memleket için büyük bir kıymet ifade ediyorsa ve onlara taarruz vaki olduğu takdirde milli vicdan bundan muzdarip oluyorsa, onu bu gibi taarruzlardan masum kılmak icap eder... Bizim maksadımız: Tenkit hürriyetini, fikir hürriyetini takyit etmek değil, tahkir ve terzil hürriyetini ortadan kaldırmaktadır. Biz, bunu istiyoruz... Hakaretleri önlemek için yapılmış bir kanundur.(…)diyerek, söz konusu kanunun çıkarılış amacını açık bir şekilde belirtmiştir. (……)”

O halde Atatürk’ün hatırasına hakaret etmek kastıyla işlenen yayın fiilleri suçtur. Eğer hakaret ve tahkir kastı yoksa; yazılar ya da yayınlar suçlanamaz. Örnek olması için verilen bir takipsizlik kararını anımsayalım. Yeni Aktüel Dergisinin 15 – 21.06.2006 tarihli 49 uncu sayısında “Topal Osman” vakası ile ilgili olarak “83 Yıllık Çankaya Sırrı” başlığıyla yayınlanan yazıda Atatürk’ün Topal Osman ve kuvvetlerinden çarşaf giyerek kaçtığı yazılmak suretiyle gerçeğe aykırı bilgi verildiği ve Atatürk’ün hatırasına hakarette bulunulduğu savıyla yapılan şikayet üzerine verilen İstanbul Basın Savcısı Nurten Altınok imzalı takipsizlik kararındaki gerekçe şöyleydi: “…Topal Osman’ın Çankaya’yı kuşatıp Atatürk’ü öldürmeye teşebbüs etmesi bütün anılarda ve tarih kitaplarında yer almaktadır. İpek Çalışlar titizlikle hazırlanmış, büyük ölçüde değişik kaynaklardan elde ettiği alıntılara, belgelere dayanarak hazırladığı kitap nedeniyle zaten yargılanmaktadır. Bunun yanı sıra, Atatürk’ü sevmek, düşüncelerine inanmak ile tarihi tartışmaların önünü kesmek apayrı şeylerdir. Tarihe yön veren her insan özel hayatları, anekdotları, sevgilileri, zaafları ve güzellikleri ile sürekli bir çekim noktası oluşturmaktadır. Tutuculuğu yenip, risk alan, vatana hizmeti sürdürmek için yaratıcı bir çözümle kendisini o tehlikeden uzaklaştıran Atatürk’ün çarşaf giyerek Çankaya’dan çıktığının söylenmesi de onu küçültmez, kendisine bir kere daha hayran bırakan ve gülümseten bir müthiş insanı görebiliriz. Şüpheli E.K’ın, bu kitapta yer alan bilgiler vesilesiyle bir döneme ışık tutmak amacıyla, Atatürk’e hakaret kastı taşımaksızın, Anayasanın 28 inci maddesinde sayılan basın özgürlüğü çerçevesinde, haber verme ve kamuoyunu bilgilendirme hakkı sınırlarında kaldığı kanaatine varılmıştır.” (İstanbul C.Başsavcılığı Basın Bürosu 2006/35887 Soruşturma No. 2006/13175-220 Karar nolu ve 09.10.2006 tarihli Takipsizlik kararı.)

28 Mayıs 2003 tarihli Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 840. toplantısında kabul edilen İnternette İletişim Özgürlüğü Deklarasyonu’na göre; (Barış Günaydın “İnternette İletişim Özgürlüğü Deklarasyonu”, Güncel Hukuk Dergisi, S.5, 2004, s.22–23) üye devletler İnternet yayınlarına “Devletin önceden kontrolde bulunmaması” ilkesini kabul etmiştir. Yani; devletler kamu kurumları, genel filtreleme veya engelleme tedbirlerine başvurarak, İnternette bilgi ve diğer iletişimlere, sınırlara bakılmaksızın, kamunun erişimini engellememelidirler. İstisnası nedir? Ancak bu durum, çocukların korunması için, özellikle okul ve kütüphaneler gibi çocukların erişim sağlayabileceği yerlerde filtreleme sistemlerinin kurulmasına engel teşkil etmez. Ayrıca; İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesinin 10uncu maddesinin 2inci paragrafında yer alan tedbirlere bağlı kalmak kaydıyla, yetkili ulusal otoritelerin söz konusu içeriğin yasa dışılığı konusunda geçici veya nihai bir karar vermesi halinde, bu içeriğin kaldırılması veya siteye erişimin engellenmesi yönünde önlemler alınabilir.

Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun hükümlerine aykırı bir eylem suç sayılıyorsa; bu suçun yayın yoluyla İnternet ortamında işlenmiş olması da suçtur. Yukarıda örneklenen “takipsizlik” kararı ise Atatürk’e hakaret kastı taşımaksızın yapılan yayınlarda ifade özgürlüğünün sağlanması için verilmiş doğru bir karardır. Bu takipsizlik kararı ne kadar doğru ise; İstanbul Basın Savcısı Nurten Altınok’un; Türk Bayrağı ve Atatürk'ün fotoğrafı üzerine İngilizce küfür içeren yazılar yazılarak Atatürk’ün aşağılandığı anlaşılan video görüntülerine “erişimin engellenmesini” talep etmesi de bir Cumhuriyet Savcısının; yasal, hukuki ve haklı bir talebidir. Suç işlenmesinin önlenmesi, başkalarının şöhret ve haklarının korunması ilkeleri ise; Sözleşmenin 10 uncu maddesinin 2 inci paragrafında yer alan ifade özgürlüğünün sınırlandırılması hakkındaki sınırlandırma ölçütlerinden sadece ikisidir.

Fakat İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin, Atatürk'e hakaret edilen video görüntülerin yayınlandığı internetteki www.youtube.com'a erişimin tamamen engellenmesi kararı hukuka aykırıdır. Asıl olan hukuk yoluyla “suç sayılan içeriğe erişimin engellenmesi”dir. Kaldı ki “erişimin engellenmesini” ya da “içeriğin kaldırılmasını” düzenleyen bir yasamız da yoktur. Bu nedenle İstanbul 1.Sulh Ceza Mahkemesinin; www.youtube.com'a erişimin tamamen engellenmesine dair 6.3.2007 tarihli kararı ne kadar hukuka aykırı ise; Basın Savcılığının ikinci talebi ile; 7.3.2007 tarihinde hakaret içeren unsurların siteden kaldırılması halinde Youtube’ye erişimin engellenmesi kararının kaldırılması kararı vermesi ve “hakaret içeren” videonun “youtube” tarafından yayından kaldırılması da o kadar hukukidir.

Sansür tartışmalarından önce ilkelerde anlaşmalıyız. İfade özgürlüğünün sağlanabilmesi için bu hakkın meşru amacına uygun biçimde; İnternet ortamında “suç sayılan” herhangi bir yayına “erişimin engellenmesi” veya “içeriğin kaldırılması” hallerinin hukuka uygun olarak düzenleneceği yasaların yapılması zamanı gelmedi mi? Çoktan geldi ve geçip gitmek üzere. Bu gibi örnekler kullanılmak suretiyle “yasayla” getirilecek yasaklar; ifade özgürlüğünü sınırlandıracak ve İnternet için “sansür” kuralları ve “kurulları” yaratacaktır.

Etiketler: , ,

Perşembe, Mart 08, 2007

SIRADA NE VAR?

8 Mart 2007 sabahı http://www.youtube.com/:

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir !...
www.youtube.com sitesine erişim İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2007/384 sayı ve 06.03.2007 tarihli kararı gereği engellenmiştir.

Access to www.youtube.com site has been suspended in accordance with decision no: 2007/384 dated 06.03.2007 of Istanbul First Criminal Peace Court.
* * * * * ** * * * * * * * * * * * * *
9 Mart 2007 Milliyet'ten:
Dünya yasağı konuşuyor!
**********************
Ulagay'ın yorumu: "Yasaklama kültürü"
***********************
Yasak Kalktı...

Etiketler: , , ,

Pazar, Şubat 25, 2007

ÖZGÜRLÜK YERİNE GÜVENLİK -Av. Fikret İLKİZ

Kamuoyunda adı duyulan “Elektronik Ortamda İşlenen Suçların Önlenmesi ile 2559 ve 2937 Sayılı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/1305)” 12.02.2007 tarihinde Başbakanlık tarafından TBMM’ne gönderildi. Bu tasarı 19.02.2007 tarihi itibariyle Adalet Komisyonunda.

Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan önceki Kanun Tasarısı yerine; öncelik alan bu kanun Tasarısı ayrıca 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda ve 2937 Sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda değişiklik yapılıyor. Kanunun Tasarısının asıl amacının ne olduğu ilk maddesinde yazılı: “Elektronik ortamda işlenen belirli suçların içerik, yer ve erişim sağlayıcıları üzerinden önlenmesine ilişkin ilke ve yöntemleri düzenlemek.” Uygulamada “Bakanlık” denilince anlaşılması gereken; Ulaştırma Bakanlığı ve “Başkanlık” denilince de; Telekomünikasyon Kurumunda bulunan “Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı” anlaşılacak.

Makalenin devamı burada!

Etiketler: , ,

Salı, Şubat 06, 2007

"BİLİŞİME İKİ AYRI TASARI"- Av. Fikret İLKİZ

Adalet Bakanlığı’nın Kanunlar Genel Müdürlüğü web sayfasında uzun bir süre yayında kalan “Bilişim Ağı Hizmetlerinin Düzenlenmesi ve Bilişim Suçları Hakkında Kanun Tasarısı” Başbakanlığa gönderilmiş. Bu Tasarının kanunlaşmak için sıra beklediğini 30 Ocak 2007 tarihinde NTV televizyon kanalında Can Dündar ve arkadaşlarının hazırlayıp sunduğu “Neden” adlı tartışma programında öğrendik. “Neden” programındaki açıklamalara göre bu Tasarı bir “Komisyon” tarafından hazırlanmış. Adalet Bakanlığının çağrısı üzerine İstanbul Teknik Üniversitesi Bilişim Enstitüsü Bilgi Teknolojileri Programı Anabilim Dalı Başkanı ve Koordinatörü Prof. Dr. Eşref Adalı Komisyon Başkanı olarak çalışmış...

Makalenin tamamı için lütfen bu yazının başlığını tıklayınız...

Sayın İlkiz bu konudaki karışıklığı fevkalade netleştiren yukarıdaki makalenin sonuna doğru şunu söylüyor:

“Komisyon”da bulunanlar bu “Tasarı” hakkındaki görüşlerini ya da hazırlık çalışmaları aşamasında ortaya çıkan sonuçları kamuoyu ile paylaşmadılar. Komisyon, tasarının kamuoyunda tartışılmamasını prensip olarak karara bağlamış olabilir. Komisyonda, kim ne istedi? Bunu bilmek hakkımız. Sanırım Komisyon çalışmaları sırasında, bu Tasarı çalışmalarının kamuoyu ile niçin paylaşılmadığının nedenini tartışmamız gerekiyor…

Evet, tartışmamız gerekiyor. İvHP'nun işlevlerinden biri de bu zaten. İvHP üyeleri içinden de bu Komisyon'da çalışanlar olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz. Neden onlar "ben de vardım" demeyip susuyorlar? Şimdi konuşmayacaklarsa ne zaman ses çıkaracaklar?

Etiketler: , ,

Pazartesi, Şubat 05, 2007

YENİ: BASINDA INTERNET ve SUÇ (DERLEME)

Emeği geçen arkadaşlarımıza teşekürlerimizle- Bilgi ve Belge Merkezi / Türkiye ve İ v HP bölümüne yeni bir belge ekledik:

Basında Internet ve Suç- I
Şimdilerde ya da daha sonra bu konuda araştırma yapacakların işine yarayacak bir derleme:
"2006 Aralık ayından itibaren yazılı ve görsel basında yer alan, Internet'te çocuk pornosu ve genel olarak siber suçlarla ilintili haberlerden seçmeler…"

Derleyenler: Mısra Tan, Meriç Kiremitçi ve Sanem İnsu Tezkan
İÜHF, İvHP Gençlik

Etiketler: , , ,

Cuma, Aralık 29, 2006

KUZUOĞLU YAZMIŞ: "Her taşın altından porno çıkıyor!"

"...Ortaçağda cadıların peşinde koşanlar, McCarthy döneminde ABD'de komünist avlayanlar da aynen böyle dönemlerde ortaya çıkmıştı. Şunları lütfen aklınızın bir kenarında tutun: çocuk pornosu, pornografi sektörünün içinde dünyanın her yerinde lanetlenmiş bir alt kategoridir. İnternette arama yaparak bulmanız imkânsıza yakındır. Bedavaya ulaşmanız da cezalarla önüne geçebilmeniz de pek mümkün değildir. Bu işin yağlı müşterileri Türkiye'de değil, Avrupa'nın zengin ülkeleri ve ABD'dedir. İnternetten çok daha eskiye dayanan bir kökeni vardır. Bugün Türkiye'den de insanların avuçla para dökerek malum Uzakdoğu ülkelerine yaptıkları fuhuş turizminin içinde çocuk pornografisinin olmadığını düşünüyorsanız yazık size. Bu süreç pekâlâ 'genel' bir sansüre bahane olabilir. Gidişat da sanki o yönde. Anlaşılan 2007'de bu konulara sıkça değiniyor olacağız. Mutlu yıllar..."

Serdar Kuzuloğlu'nun yazısının tamamı için başlığa tıklayınız.

Etiketler: , ,