Salı, Ağustos 17, 2021

KRİZ ZAMANLARINDA HABERLER VE OTORİTELER


Av. Fikret İLKİZ
16.08.2021


RTÜK, yangın ve sel gibi doğal afetlerin haberleştirilmesinde yaptığı hatırlatmalarla, yayın ilkelerinin uygulanmasında yarattığı hak ihlali kararlarıyla; gazetecilikte, ifade özgürlüğünde ve hatta kendi kararlarının alınma yöntemlerinde “kriz” yaratıyor..

Devamı için Bkz: BİANET - Hukuk Gündemi

Etiketler: , , , ,

Salı, Ekim 16, 2012

OTO SANSÜRÜN AYAK SESLERİ


Av. Fikret İLKİZ

Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyine sunulan Genişleme Stratejisi ve Başlıca Zorluklar 2012-2013” başlıklı Bildirim’de (10.10.2012COM(2012) 600), Karadağ, eski Yugoslavya Makedonya Cumhuriyeti, Sırbistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Türkiye ve İzlanda’ya ilişkin sonuçlar yer alıyor.

Birliğin genişleme politikası en son 2012 yılı Raporunda da yazılı olduğu üzere kırk yıldan fazla bir süredir devam eden bir politika.  Bu politikanın özü, Avrupa kıtasındaki “insanların birleşik bir Avrupa oluşturma çabasına katılma yönünde meşru isteklerine” yanıttır.  “Ulusları ve kültürleri bir araya getirerek, AB’yi farklılık ve dinamizm katarak” zenginleştirmektir. Başlangıçta 6 ülkeyle başlamıştır. Üye sayısı en son 27’ye ulaşmış ve 01.07.2013 tarihinde Hırvatistan’ın katılımı ile bu sayı 28 olacaktır. AB üye devletlerinin dörtte üçünden fazlası eski “genişleme” ülkeleridir.

Avrupa Birliği çok önemli sorunlar içinde olmasına rağmen, umutlar yitirilmiş değil…    
Acaba biz AB içinde var mıyız yok muyuz? Olacak mıyız yoksa olmayacak mıyız? Türkiye’nin AB’nin genişleme politikası karşısındaki konumu nedir?

AB, 2012 – 2013 yılı aralığında Türkiye’nin durumunu “pozitif gündem” olarak belirlemiş.
Yani, “Türkiye 2011 Genişleme Stratejisi Belgesi ve Aralık 2011 tarihli Konsey Sonuçları esas alınarak, Müzakere Çerçeve Belgesi ve ilgili Konsey sonuçları doğrultusunda, katılım müzakerelerinin desteklenmesi amacıyla Mayıs 2012’de Türkiye-AB ilişkilerine yönelik pozitif gündem başlatılmıştır. Pozitif Gündem, siyasi reformlar, dış politika alanında diyalog, AB müktesebatına uyum, vizeler, hareketlilik ve göç, ticaret, enerji, terörizmle mücadele ve Türkiye’nin AB programlarına katılımını da içeren geniş bir yelpazedeki ortak ilgi alanlarını kapsamaktadır.”

Avrupa Konseyi tarafından kabul edilen, AB’ye katılım sürecinin merkezine yerleştirilen ve gelecekteki müzakerelerin zemini oluşturacak olan “hukukun üstünlüğü” ilkesidir.

O halde pozitif gündem uygulanacak olan Türkiye’yi önümüzdeki müzakere sürecinde bekleyen tek yol haritası, hukukun üstünlüğüdür.

Ama Türkiye, AB ile ilişkilerinde başlangıç noktasından da geriye düştü.

Daha Raporun başındaki tespitlere göre, “hukukun üstünlüğü” ilkesi nedeniyle karşımıza çıkacak sorunları günlük politikalara ve söylemlere terk etmeden serinkanlılıkla değerlendirip Türkiye için ve kendimiz için çözümler üretmeliyiz.  

Çünkü Rapora göre; yeni anayasa çalışmaları, oldukça demokratik ve katılımcı bir süreçle başlatılmıştır. Peki ya sonrası? Başlangıçta Türkiye’nin ulusal raporlarına yansıyan siyasi kriterlerin “tam olarak karşılanması” konusunda önemli ilerlemeler sağlanmış olmasına rağmen, “duyulan endişelerin” arttığına dikkat çekilmektedir.

Çünkü Rapora göre; yeni anayasa çalışmaları, oldukça demokratik ve katılımcı bir süreçle başlatılmıştır. Peki ya sonrası? Başlangıçta Türkiye’nin ulusal raporlarına yansıyan siyasi kriterlerin “tam olarak karşılanması” konusunda önemli ilerlemeler sağlanmış olmasına rağmen, “duyulan endişelerin” arttığına dikkat çekilmektedir.

Daha dün ve geçmiş iktidarlar döneminden beri süregelen en temel sorunumuz ve hükümetlerin birbirine devrettiği mirasımız olan “temel haklara saygı gösterilmesi” hakkında “durum ciddi endişe kaynağı olmaya devam etmektedir.”

Raporun altını çizerek yaptığı tespite göre; “Bu durum, özellikle özgürlük ve güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü, toplanma ve örgütlenme özgürlüğünün sıklıkla ihlal edilmesine neden olan terörizm ve örgütlü suçlara ilişkin hukuki çerçevenin geniş çaplı bir biçimde uygulanmasından kaynaklanmaktadır. Ermeni meselesi veya ordunun rolü gibi hassas addedilen birçok konuda tartışmalar sürerken, uygulamada basın özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar ve yazarlara ve gazetecilere karşı açılan birçok dava, önem arz etmeye devam etmektedir. Sonuç olarak, oto-sansür yaygın hale gelmiştir.”

Aynı tespit “ifade özgürlüğü” başlığı altında şöyle ifade ediliyor: “İfade özgürlüğüne ilişkin olarak, Üçüncü Yargı Reformu Paketinin kabul edilmesini takiben bazı gazeteciler uzun süren tutuklu yargılanmanın ardından serbest bırakılmıştır, cezai soruşturmalar konusunda basına yönelik kısıtlamalar azaltılmıştır ve yazılı eserlere yayımlamadan önce el konulması yasaklanmıştır. Ancak, ifade özgürlüğü ihlallerindeki artış ciddi endişe kaynağı olmuş ve basın özgürlüğü uygulamada daha fazla kısıtlanmaya devam etmiştir. Özellikle örgütlü suçlar ve terörizme yönelik hukuki çerçeve ve mahkemeler tarafından yorumu istismar edilmeye açıktır. Bütün bunlar, çıkarları düşünce ve bilginin serbestçe yayılmasının ötesine geçen işlerle uğraşan sanayi gruplarının medyada yoğunlaşmasıyla bir araya geldiğinde, oto-sansür yaygın bir olgu haline gelmektedir. İnternet sitelerinin sıklıkla yasaklanması ciddi bir endişe kaynağı olmaktadır ve internet kanununun revize edilmesi gerekmektedir.”  

Rapora katılırsınız veya karşı çakarsınız. Hatta Türkiye’nin çıkarları bakımından AB ile olan ilişkilerini kendi ulusal politikanıza uygun görmeyebilirsiniz…

Kıbrıs sorunu dâhil hayatın her alanı kapsayan Raporun tespitlerini; “ama”, “ancak”, “lakin”, “fakat”, “her ne kadar” gibi kelimelerin başında bulunduğu cümlelerle eleştirebilirsiniz de.

Ama bu Raporda yer alan bir tespit doğru değil midir?  

Bilerek ve isteyerek uygulamalarla yaratılan bugünkü ortamda, Türkiye’de herkesin ifade özgürlüğü hakkı önüne konulan sınırlandırmalarla, cezalandırma tehdidi ve ceza davalarıyla gerçekleştirilen oto-sansürdür.

Oto-sansür yaşadığımız bir gerçektir. Böylece ifade özgürlüğü hakkının açıkça ihlal edilmesinin daha tercih edilebilir bir politika olarak uygulanmasına razı bile olabilirsiniz. Hiç olmazsa, her şey açıktır ve ifade özgürlüğü hakkı verilmeyecektir veya izin verilen çerçevede kullanılacaktır, siz de bunu bilirsiniz zaten! İstenilen de tam tamına budur ve yaratılan da böyle bir ortamdır ve aslında bu gerçek ileri demokrasinin, demokrasisidir.

Oto-sansür mekanizmaları acaba hayatın her alanında uygulanabilir mi?
Eğer "evet" diyorsanız, benim duyduğum faşizmin ayak sesleridir.


Etiketler: , , , , ,

Pazar, Ekim 09, 2011

ALTERNATİF MEDYA ŞENLİĞİ- 16 Ekim 2011


Yeşil Gazete- Alternatif Medya Şenliği düzenledi...
Şenlik Programı:

•             11:00 – Şenlik başlangıcı: standlar
•             12:00-13:15- Medya Okuryazarlığı (Moderatör: Nadire Mater)
•             13:30-14:45- Yeni Medya Düzeni (mi?) (Moderatör: Tolga Çevikel)
•             15:00-16:15- İnternet Sansürü (Moderatör: Avniye Tansuğ)
•             16:30-17:45- Medyada Nefret Söylemi (Moderatör: Yasemin İnceoğlu)
•             18:00-19:15- Dijital Aktivizm (Moderatör: Alper Akyüz ve Erkan Saka)
•             20:30- Konser: Serbest Radikaller
* ve Şafak Yüreklik ve Bülent Develi’den Sokak performansları

Ayrıntılı bilgi Şenliğin FaceBook sayfasında!
Şenlik web sitesi: http://alternatifmedyasenligi.wordpress.com/

Etiketler: , , ,

Pazar, Mayıs 29, 2011

İNTERNET VE ÖFKELİLER

           
                                                 Fikret İLKİZ

Bilgi teknolojilerindeki hızlı gelişmeler toplumları derinden etkiledi. Her şey kaş göz arasında birdenbire olupbitti. İnternet, her türlü uzaklığın ortadan kaldırdı. Her türlü iletinin uzaklıklardan bağımsız olarak birbirine ulaşması ve saklanabilmesini kimse hayal bile edemiyordu. İnanılmaz iletişim, hayaldi, gerçek oldu. Bu iletişim kendi medyasını yarattı. İletişim ve bilgi hizmetleri sayesinde İnternet aracılığıyla, hem siber uzay suçları ve hem de geleneksel suçlar işlenebilir duruma geldiğine göre; bu suçlarla mücadele için nasıl bir ceza politikasının uygulanacağı dünyanın her yerinde en önemli sorunlardan birisi oldu. 

Siyasal iktidarlar İnternet’in yükselişini durdurmak için her şeyi yapmaya hazır durumdalar. Türkiye’de farklı değil ve İnternet ortamında kişilerin birbirleriyle iletişimi dâhil, İnternette yaratılan “sosyal medya ağlarının” hareketliliğini, eylem birlikteliklerini ve insanların bu yolla dayanışmasını ve başkaldırısını kırmak istiyorlar.

Özgürlük kural, sınırlandırma istisna olduğu için; İnternete dokunmak isteyenlere karşı çıkmak gerekiyor. Karşı durulmazsa ve “sosyal ağlar” harekete geçirilmezse, siyasal iktidarlar internet ortamında yapılan yayınlara sansür uygulamakta asla tereddüt etmeyeceklerdir.

Türkiye’de çeşitli illerde gerçekleştirilen 15 Mayıs 2011 tarihindeki eylemde herkes sokaklardaydı. “İnternetime Dokunma” diyenler, İnternet üzerinden gerçekleştirdikleri eylem çağrısını yaşama geçirdi, sokaklarda yürüdü. Yürüyenler öfkeliydi. Yürüyenler İnternete dokunmak isteyenlere isyan ediyordu.

Yüzyılımız yeniden “isyanlara”  döndü. Yeniden “başkaldırı”lar başladı.

Bir başka isyan, 15 Mayıs 2011 tarihinde başkent Madrid’den başlayarak tüm İspanya’yı sarstı ve şimdilerde Avrupa’yı sarsacağa benziyor…

Eylemciler M-15’i başlattılar ve kendilerine “öfkeliler” diyorlar…

İspanya ekonomik kriz yaşıyor. Nüfusun %45’i işsiz. Namı diğer “İndignados” / Öfkeliler, Puerto del Sol meydanında düzene başkaldıran gençler, işsizler, öğrenciler, sözleşmeli çalışanlar ve geleceği olmayanlardır… Madrid’deki gösteriler 15 Mayıs’ta başladığı için “Öfkeliler” ülkede “15 Mayıs Hareketi”/ M-15 adıyla anılıyor. Kıta Avrupa’sının ve dünyanın gündemine damgasını vuran 25 bin genç, yerel seçimler öncesinde ve yerel seçimlerden sonra ülkeyi sarsmaya devam ediyor… Madrid’in “Puerto del Sol” meydanında kamp kuran gençler “daha fazla demokrasi” istiyor… Eylemleri yasadışı… Ama onlar için fark etmiyor. Yerel seçimlere bir gün kala başlattıkları “isyan” bütün ülkeye yayıldı… Valencia’da 10 bin, Andolucia’da 13 bin, Malaga’da 7 bin, Barcelona’da 5 bin, Sevilla’da 4 bin, Gradana’da 2 bin, Almeria’da 800, Cadiz’de 200 kişi meydanlarda toplandı. Öfkeliler, seçim kurulunun yasak kararını kaldırması için İspanya Yüksek Mahkemesine başvurdu. Talepleri reddedildi. Onlar da 21 Mayıs Cuma gecesi başlayan seçim yasaklarını takmadılar bile. Seçim yasakları resmi olarak yürürlüğe girerken ağızlarına bant yapıştırdılar ve “bir dakikalık” sessizlik eyleminin ardından “Artık hepimiz yasadışıyız” sloganlarını attılar.

Gençler meydanının adını, Puerto del Sol(ucion) yani “Çözüm Meydanı” olarak değiştirdi.

Nasıl oldu da “Arap Baharı” Madrid’in meydanlarına kadar sıçradı?

Her şey İnternet’te sosyal paylaşım ağlarındaki hareketlilik ve dayanışma ile gerçekleşti. “Hemen Gerçek Demokrasi” adlı sivil toplum örgütü İnternet’te bir site kurdu. İspanya’da sosyal ve siyasi sistemde değişiklik isteyenler bu sitede bir manifesto yayımladılar. “Bankacıların ve siyasetçilerin ellerindeki bir mal değiliz” denilen Manifesto’da “Farklı ideolojilere sahip olsalar da olmasalar da sıradan kişilerin hepsi, sosyal ekonomik ve siyasi manzaradan dolayı endişeli ve kızgınlar” yazıyordu ve “Daha iyi bir toplum inşa etmek için harekete geçme zamanı geldi” deniyordu… Manifesto yaklaşık 29 bin 600 kişi tarafından “sanal ortamda” imzalandı ve ardından Puerto del Sol’da isyan başladı.

Artık İspanya’nın ortasındaki bu tarihi meydanda seslerini bütün dünyaya duyuran; sosyal medya ağları Twitter ve Facebook üzerinden örgütlenen onbinlerce genç “daha iyi bir ekonomi, iş ve gerçek demokrasi” istiyor…(Radikal ve Milliyet 22.05. 2011)

Öte yandan; Fransa’da birkaç gün önce G-8’ler kendi toplantılarından önce ilk kez “e-G-8” toplantısı düzenlemek zorunda kaldı. Sosyal medya ağlarını yaratanların katıldığı bu toplantının konusu ise “İnternet, digital teknoloji ve iletişim teknolojileri, gelişmiş ülkelerde büyümeye nasıl katkı sağlar?”. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, internette ahlak kurallarına ve telif haklarına daha fazla dikkat edilmesini istediği konuşmasında  “İnternete tanınan özgürlük yöneticilerin güvenirlik ya da utanç ölçeğidir" demeyi ihmal etmedi. Ama İnternette azami kontrol ve toplu sorumluluk çağrısı da yapmayı unutmadı.

İşte böylece en çok dikkat edilmesi gereken noktalardan birisi de anlaşılmış oldu: İnternette “azami kontrol” nasıl sağlanacak ve “toplu sorumluluk çağrısı” ne demektir? Önümüzdeki günlerde hem ülkemizde ve hem de Avrupa’da tartışılacak olan budur. Çünkü “Arap Baharı”  İspanya’ya sıçradı ve buradan Avrupa’ya yayılacak… Hem de bütün bu isyanlar İnternet üzerinden sosyal ağların hareketliliği, eylemleri ve dayanışması ile gerçekleşecek.

Artık medya, açık bir sisteme dönüştü. Geleneksel “eski medya” hala başköşede oturuyor. Ama artık günümüz dünyasında, internet haber siteleri, özellikle bağımsız haber siteleri, çoğalan bloglar, Twitter ve Facebook yeni iletişimin öncüleri olarak kabul ediliyor.

Twitter çok kısa sürede yaşamımızın en önemli iletişim mecrası haline gelmedi mi? Facebook üzerinden örgütlenen etkinlikler ve eylem çağrılarının etkilerini kim inkâr edebilir?

Ortadoğu’yu ve Kuzey Afrika’yı saran isyan dalgasının ardından İslam filozofu Prof.Dr. Tarık Ramazan birkaç hafta önce İstanbul’da yaptığı konuşmada, “Arap Baharı”nın “kazara” başladığını, ancak Arap gençlerinin yıllardır isyanın yolunu yapan “sosyal medya” eğitiminden geçtiğini söyledi. Tunus'ta 2, Mısır'da da 3 yıl boyunca gençlerin sosyal medyayı ve interneti kullanarak  “kitleleri nasıl harekete geçirebilecekleri” konusunda eğitim aldıklarına dikkat çekti ve kontrolün yine halkın elinde olduğunu dile getirdi.

Ramazan konuşmasında bir süreç olarak işaret ettiği bu hareketi “Rejim karşıtı demokrasi” hareketi olarak adlandırdı ve henüz tamamlanmadığını söyledi.

Arap Baharı’nın ardından, İspanya’da “öfkeliler”, demokrasi için öfkeleniyorlar…

İnternetiniz için, gerçek demokrasi için, öfkelenin…

Etiketler: , , , ,

Pazar, Mayıs 08, 2011

"Speak Up" Konferansından: "Avrupa'da Hükümetler Filtre Uygulamıyor!"

Avrupa Konseyi'nin düzenlediği "Speak Up" konferansları kapsamında dün Brüksel'de Balkanlar ve Türkiye'deki ifade özgürlüğü ve internete getirilen kısıtlamalar tartışıldı. Toplantıya Türkiye'den davet edilen Doç. Dr. Yaman Akdeniz, Türkiye'deki son durumu özetlediği konuşmasında yaşanan sansür ve kısıtlama furyasını ''İnternet Sansürü: Versiyon 2.0' olarak nitelendirdi.

Hükümetin ve ilgili otoritelerin demokratikleşme adına ellerini internetten çekmelerini talep eden Akdeniz, yetkililerin sıkça tekrarladığı 'ama Avrupa'da da var' söylemini reddederek "bu tür filtre uygulamaların demokratik ülkelerde hükümetçe geliştirilmiyor" dedi.

Akdeniz konuşmasına şöyle devam etti:
"5651 sayılı Kanun'la başlayan süreç evrim geçirdi ve genişledi. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ve Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nın alan adları ile ilgili yazışmalarını ancak TR İnternet Sansür: Versiyon 2.0 olarak tanımlayabiliriz. Bu bakımdan Bianet'in Danıştay nezdinde açmış olduğu iptal davası çok önemli."
 "BTK ve TİB'in basın açıklamalarında 'Avrupa'da da uygulandığı' iddia edilen filtre uygulamaları hiç bir hükümet tarafından geliştirilmiyor. Merkezi bir filtreleme sistemi Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve AGİT bünyesindeki ülkelerde yok. Olsa dahi bizdeki sistemi meşru kılmaz. Örnek alınması gereken sistemler düşünce özgürlüğü konusundaki uluslararası insan hakları standartlarıdır.
BTK açıklamasında yer alan 'Hem Ülkemizde, hem de dünyada İnternet Servis Sağlayıcıları kullanıcılarına benzer hizmetler sunmaktadırlar. Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliğinin bu konuda tavsiye kararları olduğu gibi, Avustralya, İngiltere, İsviçre, İspanya ve Japonya’da benzer uygulamalar yapılmaktadır' ifadelerine karşı çıkan Doç Dr. Akdeniz, bahsi geçen bu uygulamaların neler olduğunun net şekilde açıklanması için 'Bilgi Edinme Hakkı' çerçevesinde iki kurumdan bilgi de talep etti.
Haberin devamı: NTVMSNBC.com 'da

Sözü edilen Bilgi Edinme Hakkı Dilekçesi: Cyber-Rights.Org.TR'de

Etiketler: , , , , ,

Cumartesi, Eylül 20, 2008

"THE GUARDIAN": ERISIM ENGELLEMELERİ TURKIYE'NİN İMAJINI BOZUYOR

"Missing link: creationist campaigner has Richard Dawkins' official website banned in Turkey"
The Guardian, Adnan Hoca’nın, “Tanrı Yanılgısı” kitabının yazarı ünlü bilim adamı Dawkins’in interne sitesine Türkiye’den erişimi yasaklattığını okurlarına böyle duyurdu... 
(Haberin Milliyet'teki özeti: İngiliz The Guardian gazetesi, Türkiye’de bir mahkemenin, evrimci Richard Dawkins’in resmi sitesine erişimi, “Adnan Hoca olarak tanınan Adnan Oktar’ın şikâyeti üzerine yasakladığına” dikkat çekti. )

Etiketler: ,

Salı, Ağustos 19, 2008

100'E YAKIN SİTE VE BLOG KENDİ KENDİNİ KAPATTI!

Perşembe, Nisan 10, 2008

YENİ BİR YASAKLAMA DAHA: Google GRUPLAR

Google Gruplar ana sayfasına gidildiğinde bu akşam itibarıyla görünen manzara aynen şöyle:

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir.

Access to this site has been suspended with decision of Court.

5 dakika önce şöyle gözüküyordu:
Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir.
T.C. Silivri 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 14.03.2008 tarih ve 2008/15 Nolu Kararı gereği bu siteye erişim engellenmiştir.
Access to this site has been suspended in accordance with decision no: 2008/15

Etiketler: ,

Pazar, Mart 11, 2007

"YOUTUBE VE ATATÜRK’E HAKARET"- Av. Fikret İlkiz

Video paylaşım sitesi Youtube'a erişim engellendi. Siteye ulaşmak isteyenler 6 Mart 2007 tarihinde ["www.youtube.com" sitesine erişim İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2007/384 sayı ve 06.03.2007 tarihli kararı gereği engellenmiştir.] yazısıyla karşılaştılar. Atatürk’e hakaret içeren video görüntülerinin “youtube” sitesinde yer alması olayı medyada haber olarak yayınlanınca, İstanbul 1.Sulh Ceza Mahkemesi, bu siteye erişim yasağı koydu. Karar uygulandı. Türk Telekom, Youtube'a erişimi engelledi.

Sakin sakin düşünelim. Öncelikle Atatürk’e hakaretle ilgili kanun nedir ve bu kanuna göre suç olan nedir? İkincisi ise; internet ortamında yapılan yayınlara “erişimin engellenmesi” hukuken mümkün müdür? Hangi hallerde uygulanabilir? Uygulanmalı mıdır? Sansür müdür?

5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun 25.07.1951 tarihinde kabul edilmiş ve 31.07.1951 tarihli 7872 sayılı Resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun bizzat Atatürk’e hakaret kastıyla işlenmesi gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu E. 1983/9 K. 1983/530 ve 10.10.1983 tarihli kararında Kanunun çıkarılış gerekçesi şöyle yazılıdır : “5816 sayılı Kanun, Yüce Atatürk'ün hatırasına ve heykellerine ısrarlı şekilde tecavüzler yapıldığı bir devirde, Ceza Kanunumuzda mevcut müeyyidelerin bu tecavüzleri yeterince önlemediğinin anlaşılması üzerine çıkarılmıştır.(….) Tasarının TBMM.'de müzakeresi sırasında bazı eleştirileri cevaplandırmak üzere söz alan devrin Başbakanı; "... Atatürk ne yaptı? Hepimiz burada sevdiğimizden, saydığımızdan bahsettik, büyük eserler yaptı dedik. Bunda hepimiz beraberiz, müttefikiz. Buna rağmen aramızdan ayrılmış, hakkın rahmetine kavuşmuş bir insanın, bir Türk büyüğünün maruz kalmakta olduğu hakaretleri önlemek ve bunun memlekette yarattığı teşevvüşü, fikirlerde, vicdanlarda yaptığı huzursuzluğu önlemek için tedbir almak mevzuu bahis... Atatürk'ün hatıraları, eserleri, başarıları, bu memleket için büyük bir kıymet ifade ediyorsa ve onlara taarruz vaki olduğu takdirde milli vicdan bundan muzdarip oluyorsa, onu bu gibi taarruzlardan masum kılmak icap eder... Bizim maksadımız: Tenkit hürriyetini, fikir hürriyetini takyit etmek değil, tahkir ve terzil hürriyetini ortadan kaldırmaktadır. Biz, bunu istiyoruz... Hakaretleri önlemek için yapılmış bir kanundur.(…)diyerek, söz konusu kanunun çıkarılış amacını açık bir şekilde belirtmiştir. (……)”

O halde Atatürk’ün hatırasına hakaret etmek kastıyla işlenen yayın fiilleri suçtur. Eğer hakaret ve tahkir kastı yoksa; yazılar ya da yayınlar suçlanamaz. Örnek olması için verilen bir takipsizlik kararını anımsayalım. Yeni Aktüel Dergisinin 15 – 21.06.2006 tarihli 49 uncu sayısında “Topal Osman” vakası ile ilgili olarak “83 Yıllık Çankaya Sırrı” başlığıyla yayınlanan yazıda Atatürk’ün Topal Osman ve kuvvetlerinden çarşaf giyerek kaçtığı yazılmak suretiyle gerçeğe aykırı bilgi verildiği ve Atatürk’ün hatırasına hakarette bulunulduğu savıyla yapılan şikayet üzerine verilen İstanbul Basın Savcısı Nurten Altınok imzalı takipsizlik kararındaki gerekçe şöyleydi: “…Topal Osman’ın Çankaya’yı kuşatıp Atatürk’ü öldürmeye teşebbüs etmesi bütün anılarda ve tarih kitaplarında yer almaktadır. İpek Çalışlar titizlikle hazırlanmış, büyük ölçüde değişik kaynaklardan elde ettiği alıntılara, belgelere dayanarak hazırladığı kitap nedeniyle zaten yargılanmaktadır. Bunun yanı sıra, Atatürk’ü sevmek, düşüncelerine inanmak ile tarihi tartışmaların önünü kesmek apayrı şeylerdir. Tarihe yön veren her insan özel hayatları, anekdotları, sevgilileri, zaafları ve güzellikleri ile sürekli bir çekim noktası oluşturmaktadır. Tutuculuğu yenip, risk alan, vatana hizmeti sürdürmek için yaratıcı bir çözümle kendisini o tehlikeden uzaklaştıran Atatürk’ün çarşaf giyerek Çankaya’dan çıktığının söylenmesi de onu küçültmez, kendisine bir kere daha hayran bırakan ve gülümseten bir müthiş insanı görebiliriz. Şüpheli E.K’ın, bu kitapta yer alan bilgiler vesilesiyle bir döneme ışık tutmak amacıyla, Atatürk’e hakaret kastı taşımaksızın, Anayasanın 28 inci maddesinde sayılan basın özgürlüğü çerçevesinde, haber verme ve kamuoyunu bilgilendirme hakkı sınırlarında kaldığı kanaatine varılmıştır.” (İstanbul C.Başsavcılığı Basın Bürosu 2006/35887 Soruşturma No. 2006/13175-220 Karar nolu ve 09.10.2006 tarihli Takipsizlik kararı.)

28 Mayıs 2003 tarihli Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 840. toplantısında kabul edilen İnternette İletişim Özgürlüğü Deklarasyonu’na göre; (Barış Günaydın “İnternette İletişim Özgürlüğü Deklarasyonu”, Güncel Hukuk Dergisi, S.5, 2004, s.22–23) üye devletler İnternet yayınlarına “Devletin önceden kontrolde bulunmaması” ilkesini kabul etmiştir. Yani; devletler kamu kurumları, genel filtreleme veya engelleme tedbirlerine başvurarak, İnternette bilgi ve diğer iletişimlere, sınırlara bakılmaksızın, kamunun erişimini engellememelidirler. İstisnası nedir? Ancak bu durum, çocukların korunması için, özellikle okul ve kütüphaneler gibi çocukların erişim sağlayabileceği yerlerde filtreleme sistemlerinin kurulmasına engel teşkil etmez. Ayrıca; İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesinin 10uncu maddesinin 2inci paragrafında yer alan tedbirlere bağlı kalmak kaydıyla, yetkili ulusal otoritelerin söz konusu içeriğin yasa dışılığı konusunda geçici veya nihai bir karar vermesi halinde, bu içeriğin kaldırılması veya siteye erişimin engellenmesi yönünde önlemler alınabilir.

Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun hükümlerine aykırı bir eylem suç sayılıyorsa; bu suçun yayın yoluyla İnternet ortamında işlenmiş olması da suçtur. Yukarıda örneklenen “takipsizlik” kararı ise Atatürk’e hakaret kastı taşımaksızın yapılan yayınlarda ifade özgürlüğünün sağlanması için verilmiş doğru bir karardır. Bu takipsizlik kararı ne kadar doğru ise; İstanbul Basın Savcısı Nurten Altınok’un; Türk Bayrağı ve Atatürk'ün fotoğrafı üzerine İngilizce küfür içeren yazılar yazılarak Atatürk’ün aşağılandığı anlaşılan video görüntülerine “erişimin engellenmesini” talep etmesi de bir Cumhuriyet Savcısının; yasal, hukuki ve haklı bir talebidir. Suç işlenmesinin önlenmesi, başkalarının şöhret ve haklarının korunması ilkeleri ise; Sözleşmenin 10 uncu maddesinin 2 inci paragrafında yer alan ifade özgürlüğünün sınırlandırılması hakkındaki sınırlandırma ölçütlerinden sadece ikisidir.

Fakat İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin, Atatürk'e hakaret edilen video görüntülerin yayınlandığı internetteki www.youtube.com'a erişimin tamamen engellenmesi kararı hukuka aykırıdır. Asıl olan hukuk yoluyla “suç sayılan içeriğe erişimin engellenmesi”dir. Kaldı ki “erişimin engellenmesini” ya da “içeriğin kaldırılmasını” düzenleyen bir yasamız da yoktur. Bu nedenle İstanbul 1.Sulh Ceza Mahkemesinin; www.youtube.com'a erişimin tamamen engellenmesine dair 6.3.2007 tarihli kararı ne kadar hukuka aykırı ise; Basın Savcılığının ikinci talebi ile; 7.3.2007 tarihinde hakaret içeren unsurların siteden kaldırılması halinde Youtube’ye erişimin engellenmesi kararının kaldırılması kararı vermesi ve “hakaret içeren” videonun “youtube” tarafından yayından kaldırılması da o kadar hukukidir.

Sansür tartışmalarından önce ilkelerde anlaşmalıyız. İfade özgürlüğünün sağlanabilmesi için bu hakkın meşru amacına uygun biçimde; İnternet ortamında “suç sayılan” herhangi bir yayına “erişimin engellenmesi” veya “içeriğin kaldırılması” hallerinin hukuka uygun olarak düzenleneceği yasaların yapılması zamanı gelmedi mi? Çoktan geldi ve geçip gitmek üzere. Bu gibi örnekler kullanılmak suretiyle “yasayla” getirilecek yasaklar; ifade özgürlüğünü sınırlandıracak ve İnternet için “sansür” kuralları ve “kurulları” yaratacaktır.

Etiketler: , ,

Perşembe, Mart 08, 2007

SIRADA NE VAR?

8 Mart 2007 sabahı http://www.youtube.com/:

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir !...
www.youtube.com sitesine erişim İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2007/384 sayı ve 06.03.2007 tarihli kararı gereği engellenmiştir.

Access to www.youtube.com site has been suspended in accordance with decision no: 2007/384 dated 06.03.2007 of Istanbul First Criminal Peace Court.
* * * * * ** * * * * * * * * * * * * *
9 Mart 2007 Milliyet'ten:
Dünya yasağı konuşuyor!
**********************
Ulagay'ın yorumu: "Yasaklama kültürü"
***********************
Yasak Kalktı...

Etiketler: , , ,

Cuma, Aralık 29, 2006

KUZUOĞLU YAZMIŞ: "Her taşın altından porno çıkıyor!"

"...Ortaçağda cadıların peşinde koşanlar, McCarthy döneminde ABD'de komünist avlayanlar da aynen böyle dönemlerde ortaya çıkmıştı. Şunları lütfen aklınızın bir kenarında tutun: çocuk pornosu, pornografi sektörünün içinde dünyanın her yerinde lanetlenmiş bir alt kategoridir. İnternette arama yaparak bulmanız imkânsıza yakındır. Bedavaya ulaşmanız da cezalarla önüne geçebilmeniz de pek mümkün değildir. Bu işin yağlı müşterileri Türkiye'de değil, Avrupa'nın zengin ülkeleri ve ABD'dedir. İnternetten çok daha eskiye dayanan bir kökeni vardır. Bugün Türkiye'den de insanların avuçla para dökerek malum Uzakdoğu ülkelerine yaptıkları fuhuş turizminin içinde çocuk pornografisinin olmadığını düşünüyorsanız yazık size. Bu süreç pekâlâ 'genel' bir sansüre bahane olabilir. Gidişat da sanki o yönde. Anlaşılan 2007'de bu konulara sıkça değiniyor olacağız. Mutlu yıllar..."

Serdar Kuzuloğlu'nun yazısının tamamı için başlığa tıklayınız.

Etiketler: , ,