Pazar, Nisan 28, 2013

DEVLET SIRRININ SIRRI NEDİR?


Fikret İlkiz
Ceza Muhakemesi Kanunun 47 inci maddesinde yer alan düzenlemeye göre; “(1) Bir suç olgusuna ilişkin bilgiler, Devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz.”  
Bu madde yazılı olan devlet sırrı nedir ve neler devlet sırrı sayılı?
CMK’nun 47 inci maddesinin (1) fıkrasının ikinci cümlesine göre; “Açıklanması, Devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek; anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler, Devlet sırrı sayılır”
Türkiye’de devlet sırrı hakkında “özel” kanun var mıdır?
Ceza Muhakemesi Kanunun 47 inci maddesinde “devlet sırrı” tanımı vardır ama devlet sırrı hakkında kanun yoktur. Ama şimdi Kanun geliyor.
2008’de hazırlanmış ama kanunlaşmamış olan Tasarı 21.10.2011’de yenilenmek suretiyle TBMM gündemine getirildi. “Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484)” verilmiştir ve Tasarının Sıra Sayısı 287’dir. Dolayısıyla 2008 yılına ait Devlet Sırrı Kanunun Tasarısı,  2 Nisan 2013 tarihinden itibaren TBMM’nin 24. Dönem 2. Yasama yılında yeniden gündemdedir.

Tasarının Hükümet Teklifi’ndeki  “Devlet Sırrı” tanımına göre; “(1) Devlet sırrı; açıklanması veya öğrenilmesi, Devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek; anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek ve bu nedenlerle niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgi ve belgelerdir. (2) Birinci fıkra hükmü, demokratik toplum düzeni ve hukuk devleti ilkesinin gereklerine aykırı biçimde yorumlanamaz ve uygulanamaz.” (Tasarı Madde 3)  

Adalet Komisyonunun kabul ettiği metindeki “Devlet sırrı” ise ; “(1) Devlet sırrı, yetkisiz kişilere açıklanması Devletin uluslararası ilişkilerine veya milli güvenliğe zarar verebilecek mahiyetteki gizli bilgi, belge ve kayıtlardır. (2) Birinci fıkra hükmü, hukuk devleti ilkesine ve demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı biçimde yorumlanamaz ve uygulanamaz.”

Komisyonlarda yapılan tartışmaların satırbaşları AB Uyum Komisyonu raporunda yer alıyor. Kısaca belli başlılarına göz atmakta yarar var.

-Devlet sırrı niteliği taşıyan bilgi ve belgelerin ve diğer gizli bilgi ve belgelerin “gizlilik” konusundaki sürelerin ne olacağı tartışılmış ve Tasarı ile getirilen sürelerin uzun olduğu ama mevcut durumda süre konusunda hiçbir sınırlamanın bulunmadığı, buna karşılık Tasarı ile bu keyfi duruma en azından bir düzenleme getirildiği…   

-Devlet sırrı tanımının muğlâk olduğu görüşüne karşılık tanımın muğlâklık içerdiğini ancak bu muğlâklığın oluşturulacak olan Devlet Sırrı Kurulunun fikirleri esas alınarak aşılabileceğinin düşünüldüğü…  

-Devlet Sırrı Kurulunun iktidarın bazı sırlarını örtmede bir araç olarak kullanılabileceği eleştirileri üzerine, Kurulun oluşturulma amacının devlet sırrı tanımındaki muğlâklığın aşılması olduğunu, böyle bir kurulun oluşturulmaması halinde kamu kurumlarının tanımları keyfi bir şekilde yorumlayabileceğini ve ayrıca Kurulun kararlarına karşı yargı yolunun açık olduğu…   

-Kurulun kararlarında sadece yürütme organının unsurlarının yetkili olduğu ve bu durumun yürütmeyi orantısız bir şekilde güçlendirdiği eleştirisi yapılmış. Erkler ayrılığı açısından bilgi ve belgelerin nitelendirilmesinde yetkinin yürütmede olmasının doğal olduğu, mevcut uygulamanın farklı olmadığını, Kurulun kararlarına karşı yargı yolunun açık olması itibarıyla da yargı denetimine tabi olduğu…

-Mahkemelerin bazı bilgi ve belgelere erişiminin engellendiği ve bu durumun yargı yetkisine müdahale teşkil edeceği görüşü ileri sürülmüş. Tasarı hazırlanırken bilgi edinme hakkı ile devletin menfaatlerinin korunması arasında sürekli bir denge gözetilmeye çalışıldığı, ulusal güvenlik ve ulusal yarar gibi devlet menfaatlerinin korunması açısından mahkemelerin bazı bilgi ve belgelere erişiminin sadece Devlet sırrı niteliği taşıyan bazı bilgi ve belgeler için kısıtlandığını, mevcut uygulamada da zaten birçok bilgi ve belgenin mahkemelere gönderilmediği…  

-Tasarının bazı hükümleri ile Ceza Muhakemesi Kanununun bazı hükümleri arasında çelişkiler bulunduğu eleştirisine karşılık Tasarıda CMK’ da ilgili hükümlerinin saklı tutulduğu…  

-Devlet sırrı kavramına ilişkin olarak Cumhurbaşkanına ölçüsüz bir yetki tanındığı eleştirisine karşılık, Cumhurbaşkanına tanınan yetkinin sadece Cumhurbaşkanlığı faaliyeti esnasındaki ve Cumhurbaşkanlığı faaliyetine ilişkin bilgi ve belgeler için geçerli olduğu…

Acaba CMK’daki “devlet sırrı” tanımı varken Tasarının kanunlaşması halinde, saklı tutulduğu ileri sürülen CMK’da hükümler ile devlet sırrı tanımı ve diğer düzenlemeler arasında nasıl bir uyum sağlanacak veya nasıl bir uyumsuzluk ortaya çıkacak? Mahkemelerde “bir suç olgusuna ilişkin bilgiler” devlet sırrı olarak gizli tutulamayacağına dair CMK’daki düzenleme ile Devlet Sırrı Kanundaki düzenlemeler çatışırsa ne olacak?

Prof. Dr. Çetin Özek’e göre “Sır, bilmek hakkı olan kişiler dışında kalanların bilgiye ulaşamaması anlamına gelir.” (Daha geniş bilgi için bakınız Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkına adlı kitabı sayfa 61-71 arası. Alfa Yayınları. Eylül 1999)
Sayın Özek’in değerlendirmelerine göre, demokratik düzenlerde siyasal gücün bireylerden saklayacakları bir şey yoktur ve olmamalıdır.
Bilgilenme hakkının sağlanması yoluyla “bilgilenmiş birey” ve sonrada “bilgilenmiş toplum” ortaya çıkar. Süreç “saydam yönetimi” yaratır. Bu nedenle bilgi edinme hakkını sağlayan kitle iletişim araçlarının bağımsızlığı, korunması ve doğru bilgilerin, saptırılmamış gerçeklerin yaygın biçimde “haber” olarak, bilgi olarak toplumda dolaşımı; çoğulcu demokratik yaşamın en önemli etkenlerinden birisi olarak karşımıza çıkar.
Görüş edinme hakkına sahip bireylerden oluşan bir toplumun sahip olacağı toplumsal bilgilenme hakkı demokratik toplum düzeninin olmazsa olmaz koşulu olan ifade özgürlüğünün, gerçekleri öğrenme hakkının benimsenmesi ve uygulanmasıyla mümkündür.
Eleştirmek yerine “devlet sırrı” nedir sorusuna yanıt aramak ve tasarıyı kamuoyunda tartışmaya açmakta yarar yok mudur? Tasarı buysa eğer; üzerinde görüş oluştursak nasıl olur?

Acaba yapılacak olan kanunla demokratik hukuk devletinde devlet sırrının ne olduğuna kim veya kimler karar verecek ve bundan sonra hayatımızda neler “sır” olacak?

Etiketler: , , , , , ,

Pazartesi, Temmuz 16, 2012

HUKUK DEVLETİ VE UTANÇ


Fikret İLKİZ 16 Temmuz 2012

Sadece Anayasa Hukukunun mu “aykırı” kahramanı değildi, hayatın su katılmamış kahramanlarından birisiydi.
Şimdilerde büyük bir istekle yapmaya uğraştıkları Anayasa uğruna, insan hakları savunucuları gibi davranan, temel haklar varmış gibi yapan yasa yapıcılarının toplayıp toplayıp “havuzlarında” biriktirdikleri “görüşlerden” ne çıkacak bilinmez ama klasik Anayasa hukukunun karşısına yeni Anayasa kuramlarını koyan ve üreten Anayasa biliminin “aykırı kahramanı” Prof. Bakır Çağlar’dı.
Prof.Dr. Bakır Çağlar’ı 25 Temmuz 2011’de kaybettik. Işıklar içinde yatsın.
Öğrencileri Hoca’larının ardından “O şimdi gökyüzünde münzevi bir yıldız” diye yazmışlar.
Bazı öğretim üyeleri, “hukuk” öğrettikleri tutuklanan öğrencilere sahip çıkmayı görevlerinin bir parçası saydılar ve bu ülkenin sorunu olarak gördüler, görüyorlar. Çok daha yüreklice işler yaptılar, yapıyorlar. Hukuk devletinde yaşanan aykırılıklar karşısında bilim insanı olmanın ayrılmaz bir parçası olarak kabul ettikleri anlayışla tepkilerini, akıl, bilim ve eylem üreterek gösterdiler. Çok onurlu davranan tüm öğretim üyeleri arasında başı çekenlerin başında Galatasaray Üniversitesi’nin “bir kısım” öğretim üyeleri olduğuna tanığım.
Bu üniversitenin Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden Sayın Dr. Burak Çelik, Anayasa biliminin aykırı “kahramanı” Prof.Dr. Bakır Çağlar’ı yazmış (Güncel Hukuk. Temmuz 2012.)

-Neden yazıyorsunuz, neden binlerce makaleyi kâğıda döküyorsunuz?
Prof. Dr. Bakır Çağlar’ın “Bir Anayasacının Seyir Defteri” adlı kitabı, aslında hukukun neden “insanlık mesleği” olduğuna dair bir öğreti. “Fado, hüzünlü kaderin gitarla söylenişi. Bazı mekânlarda yaşanmayan insan hakları gibi…” cümlesinin sahibi Sayın Çağlar, bu kitabının önsözünde neden yazdığını sorguluyor…
Düşüncelerinizi gerçeklerle sınamak ister misiniz? Yüzleştiğiniz gerçekleri, gerçeklere olan tanıklığınızı yeniden düşünmek,  yeniden “okumak” ve yeniden kendinizi sınamak, yeniden yazmak istemez misiniz?
Sayın Çağlar’ın eski bir hikâyeyi anlatışını anımsadım.  Tam da bu günleri düşünmek ve günümüz gerçekleriyle yüzleşmek gibi…
Sayın Bakır Çağlar yıllar önce “Hukuk Devletinde Gündelik Hayatın Estetiği” başlıklı bir tebliğ sunmuş ve konuşmasında bazı problemler hakkında sorular sormuştu.
Hocanın sorduğu sorulardan birisi şöyleydi: Eğer hukuk devleti varsa ve bu hukuk devletinin gündeliğini yaşayanlar varsa, kimler hukuk devletine ulaşabilir? Bir ayırım yapmak gerektiğine inanıyordu. Hukuk devletini yaşayanlar var, bir de yaşamayanlar var…

1994 yılında Alman Kültür Merkezi ve HFSA tarafından gerçekleştirilen “Hukuksal Olgular Araştırması ve Hukuk Devleti” başlıklı sempozyumda Kafka’nın bir öyküsünü özetlemişti. Aynı başlıkla yayınlanan kitapta (Alkım. 1996) yer alan tebliğine aktardığı bu öykü şöyle:  
“ …Çok kısa olarak önce ufak bir giriş yapacağım. Giriş şu: Kafka’nın kısa bir öyküsü bu. Bu kısa öykünün başlığı “Hukuk Önünde”…
Kafka “Hukuk Önünde” başlıklı bu kısa öyküsünde şunu söylüyor: “ Hukuk Sarayı” olarak adlandırılan bir barınak var. Bir gün bir adam bu barınağın önüne gelir. Kapı açık… Ama girişi bir gardiyan tutmuş, içeri girilmesini engelliyor.
Şimdi bu "Hukuk Sarayı" önüne gelen kişiye gardiyan "şimdilik içeri giremezsin" der, "bekle". Adamın bütün yalvarma ve yakınmaları sonuçsuz kalır. Yıllar geçer adam orada, kapının önünde yaşlanır. Yalnız, umutsuzca yalnız yaşlanır. Artık ölmek üzeredir. Görme duyusunu da yitirmiştir. Günün birinde kapıda ölgün bir ışık görür ya da görür gibi olur ve gardiyana sorar. Soru şu: "Eğer herkes hukuk peşinde ise, nasıl olur da bunca yıl benim dışımda hiç kimse içeri girmeyi talep etmez?". Gardiyanın cevabı: "Çünkü buraya senin dışında kimse giremezdi. Bu giriş, kapı senin için yapılmıştı. Şimdi sen öleceksin ben de kapıyı kapatıp gideceğim". Hukuk devletinde gündelik hayatın estetiğinin kısa özeti bu.”  
Hukuk devletini kim üretir? Kimler hukuk devletinin gündeliğini yaşar?
Bu ülkede yaşayan insanlar olarak “günlüklerimize”, hukuk devletini bizim yargıçların ürettiğini yazabilecek miyiz?
Günlüklerimize, üretilen hukuk devletinin yapıcılarının yazdığı “hukuk devletini”, bizim de tıpkı onlar gibi yaşadığımızı yazabilecek miyiz?
Hukuk devletini “yeniden inşa” ettiğinizle övünüyor, adliye “sarayları” inşa edip duruyorsunuz, kapılarına “gardiyanlar” dikiyorsunuz.  Hukuk devletine kimse ulaşmasın diye herhalde… Cezaevleri inşatlarını artırıyor, “saraylarınızı” cezaevleri içinde kuruyorsunuz. Kapısına jandarmaları dizip, “müstakil girişi bulunan” diye duruşma tutanaklarına yazdığınız “saraylarınızın mahkemelerine” kimseleri sokmuyorsunuz?
Saraylarınızı, yazdığınız yasaları, yasa uygulayıcılarınızı çok beğeniyor, övünüyorsunuz.
Hukuk devleti diye övdüğünüz devletinizde, payımıza düşen “saraylarınız” önünde beklemek ve beklerken ölmekse eğer; bizler bu mekânlarda hukuk devletinin gündeliğini yüzyıllardır yaşamayan insanlarız.
Sizin “hukuk” devletinizde uyguladığınız hukuk; farklı mekânlarda, insanlara farklı uygulanan hukuksa eğer; bizlerin günlük yaşamında “hukuk” yoktur ve bizler “hukuk devletini” yaşamıyoruz demektir.
Böyle bir “hukuk” devletinde utanç içindeyim. Utanıyorum!  

Etiketler: , , , ,