DEVLET SIRRININ SIRRI NEDİR?
Etiketler: bilgi edinme hakkı, CMK, Çetin Özek, demokrasi, devlet sırrı, Fikret İlkiz, hukuk devleti
''Internet and Law'' Task Force, Istanbul - TURKEY (Internet and law related news and the recent activities of this initiative- In Turkish.
Etiketler: bilgi edinme hakkı, CMK, Çetin Özek, demokrasi, devlet sırrı, Fikret İlkiz, hukuk devleti
Çetin Özek’i anmak için 28 Kasım 2008 günü, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ile Mezunlar Derneği tarafından ortaklaşa düzenlenen bir panelde çeşitli konuşmalar yapıldı…İstanbul Üniversitesi Merkez Bina’daki bu panelde bir kez daha anlaşıldı ki; basın özgürlüğü kavramı terkedilmiş ve bu serüven, halkın bilgi edinme ve gerçekleri öğrenme hakkına dönüşmüştür.
Asıl olan bireylerin hakkıdır. Devletin korunması iddiasıyla, halkın bilgilenme hakkı sınırlandırılamaz. Bu hakkı sınırlandırmak için “gerçeğe uygun haber dolaşımının suçlanması” kabul edilemez. Demokraside, hükümetlerin halkından gizleyeceği bir şey olamaz ve “bireyin bireysel bilgilenme hakkının” sınırlanamayacağı kabul edilmelidir. Bireysel bilgilenme “hak” olduğuna göre bu hakka işlerlik sağlayan kitle iletişim araçlarının “doğru ve yaygın haber dolaşımını” sağlamak özgürlüğü de engellenemez. Bu basit ve anlaşılır gerçeği Özek, yıllar öncesinde böylece açıklamış ve halkın haber alma hakkının sınırlandırılamayacağını söylemişti…
Çetin Özek, bu gerçeği ondört yıl önce yazmıştı…
“Genelde “düşünce açıklamak”, özelde “diğer araçlarla düşünce açıklamak” özgürlüğü çağımızda, “halkın bilgilenme, gerçekleri öğrenme hakkının” gerçekleştirilmesini sağlayan, vazgeçilmez bir değer olarak görülür. Öğrenme hakkının varsayılabilmesi ise, “özgür, doğru, yaygın bilgi ve haber dolaşımını” ve düşünce etrafında örgütlenme hakkını öngören siyasal, yasal yapının gerçekleştirilmesine bağlıdır.” (Özek ÇETİN. İfade Özgürlüğü Hapiste. Çağdaş Gazeteciler Derneği Yayını Ankara 1994 Demokratikleşme Sancısı. Sayfa 8-34 arası.)
Özek’e göre; aslında bilgilenme hakkı çağdaş ve doğrudan demokrasi sisteminin kurulmasını sağlar. Bilgilenme hakkı, devletin korunması kavramının despotik sonuçlarını engellemeye yönelik bir işlerlik sağlamaktadır. Özgür haber dolaşımının varlığı demokratik siyasal düzenin temel ölçütüdür. Özgür haber dolaşımını engelleyen, sınırlayan yasal düzenleme yapılamaz. Eğer, özgür haber dolaşımının sınırlandırıldığı, engellendiği bir yasal düzenleme yapılırsa veya varsa “demokratik siyasal yapı” yok demektir.
O halde, Türkiye’de “demokratik siyasal yapı” yoktur. Özek, ondört yıl önce bunu yazdı.
Demokratik siyasal yapının olmadığı bir ülkede; halkın gerçekleri öğrenme, bilgilenme hakkını sağlayacak olan gazetecilerdir. Gazeteciler olaylar hakkında kendi görev ve sorumlulukları çerçevesinde halkın bilgi ve haber alma hakkı için haber yapacaklardır…
Neden? Neden gazeteciler bu görev ve sorumlulukla hareket etmek zorundadır? Neden böyle bir görevleri vardır? Aslında, Özek’in dediği gibi bu bir “serüven”…Sorunun yanıtı nedir? Basın özgürlüğünden, bilgilenme hakkına serüvenini nasıl açıklamalı?
Sorunun yanıtını Prof. Dr Çetin Özek; Alfa yayınlarından 1999 yılında basılan son kitabına “Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkına” adını koyarken vermiş..Neden böyle bir ad koymuş? Neden gazeteciler halkın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkını sağlamakla görevlidir? Özek’in anılan kitabındaki “Öndeyiş”te yanıtı şöyle:
“Buna karşın geçen süreçte, insan hakları kavramında köklü değişim olmuş, bu kapsamda,basın yoluyla düşünce açıklama hakkının niteliği, güvencesi, işlevi değişmiştir. Kaldı ki, TV, radyo gibi diğer kitle iletişim araçları için de aynı değişim söz konusudur. Kısa bir deyişle, özde değişim olmamakla beraber, anayasal ve yasal düzenlemelerle, güvenceli iletişim ve düşünce açıklama düzeni oluşturulmuştur. Bu sonuç, ilkel sitelerden günümüze gelen bir serüvendir. “Öndeyiş”, bu serüvenin kısa hikayesidir. Bu hikayenin sonu, “bilgilenme hakkı”dır. Bu hikayenin sonunda: (....) Artık, bilgi dolaşımını sağlayan, profesyonel basın çalışanları, “haber vermek hakkını” kullandığı için değil, “haber vermek görevini” yaptığı için, hukuka uygun davranmış oluyor...Artık, bireyin düşünce açıklamak hakkının sınırlanması bireysel bir sınır sayılmayıp, bilgilenme hakkının engellenmesi anlamına geldiği için, toplumsal sınır sayılıyor...Artık, “bilgilenme hakkı”, “saydam yönetimi” sağladığı için, çağımızın “doğrudan demokrasisi” olarak kavranılıyor...Giderek, “bilgilenme hakkı” olmaktan çıkarılarak, “bireyin bilgilenme görevi”ne dönüştürülüyor....”
Gazeteciler “olaylar” hakkında, kendi görev ve sorumlulukları olduğu için halkın bilgi edinme, haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkı için “haber” yapmaktadır. Bu görev gazetecilerindir. Bu hak, halkındır.
Meydana gelen toplumsal olayları haber yaptıkları için bu olaylardan gazetecileri “sorumlu” saymak, yapılan haberleri, yazıları yasaklamak, dile düşmüş suç soruşturmaları hakkındaki haberleri “soruşturmanın gizliliğini ihlal edecek nitelikte” görmek, “yayın yasaklamak”; halkın haber alma,bilgi edinme ve gerçekleri öğrenme hakkının ihlalidir.
Bizler, Çetin Özek ve onun öğretisinin talebeleriyiz…
Halkın gerçekleri öğrenme ve bilgilenme hakkına karşı çıkarak, bu hakkın aleyhine karar vermek suretiyle gazetecileri ve bu ülkenin yazı yazanlarını, eli kalem tutan insanlarını ve aydınlarını mahkum edenler, yayın yasaklama kararlarını imzalayanlar, demokratik siyasal yapıyı kendi çıkarları doğrultusunda değiştirmeye yönelenler, bu hakkın aleyhine yasa yapanlar, yasa yazanlar, geçmiş tarihlerinde halkın gerçekleri öğrenme ve bilgilenme hakkının tanınmaması için parmak kaldıranlar, bu yaptıklarıyla övünenler, devleti korumayı kendine görev edinip marifet sayanlar, insan haklarını çiğneyenler, bu hakkı ortadan kaldırmak için hükümetler ve siyasal iktidarlar yanında yer alarak “muteber devlet adamı” olmayı seçenler, bu amaçla bilimsel veya bilimsel olmayan yazıları yazanlar ve bu yazılarına uygun davrananlar, geçmişteki günahlarını inkar edenler, günümüzde demokrat geçinmek suretiyle yaptıklarının unutulacağını zannedenler, geçmişte halkın tüm çıkarlarına ve insan haklarına karşı çıktıklarını bu gün kendileri dahi unutanlar….
Çetin Özek’in; halkın gerçekleri öğrenme, haber alma ve bilgilenme hakkı serüveninin tüm öğretisi, sizlere ve sizin gibilere ithaf olunur…
Etiketler: basın özgürlüğü, bilgi edinme hakkı, Çetin Özek, ifade özgürlügü
16 Temmuz 2008 tarihli birkaç haber Prof. Dr. Çetin Özek hakkındaydı.
“Türkiye’nin önemli ceza hukukçularından Prof. Dr. Çetin Özek 74 yaşında hayatını kaybetti”.
1934 yılında Çorum’da doğduğu, 1956’da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdiği, 1961’de “Türkiye’de Laiklik” konulu teziyle doktorasını verdiği, 12 Mart döneminde üniversiteden uzaklaştırıldığı, 12 Eylül 1980’den sonra YÖK’ün kurulmasının ardından İstanbul Üniversitesinden emekliliğini istediği, bazı gazetelerde yöneticilik yaptığı, avukatlık görevi sırasında bir çok davada savunmanlık üstlendiği ve en önemlileri arasında “Devlet Başkanına Karşı İşlenen Suçlar”, “Devlete Karşı Suçlar”, “Basın Suçlarında Ceza Sorumluluğu”, “Türkiye’de Gerici Akımlar” ve “Devlet ve Din” gibi çok sayıda kitabı bulunduğu “haber” oldu…
Çetin Özek için ilk tören 17 Temmuz 2008’de İstanbul Üniversitesi’nde saat 14.00’te yapıldı. Teşvikiye Camii’nde ikindi vakti kılınan cenaze namazının ardından Kozlu Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Çok az sayıda gazeteci Üniversitedeki törene ve cenazesine katıldı.
Mensubiyeti İstanbul Üniversitesi olan çok az sayıda öğretim üyesi törene ve cenazesine katıldı.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden ve emekli olanlardan çok az sayıda kişi törene ve cenazesine katıldı.
Çok az sayıda avukat Üniversitedeki törene ve cenazesine katıldı.
Törene ve cenazeye katılan “çok az sayıdaki” gazeteci, öğretim üyesi ve avukatlar Çetin Özek’i aslında çok iyi tanıyanlardı. Sayının azlığı galiba çokluğundan iyi oldu…Onu seven ve son yolculuğuna uğurlamak istedikleri halde katılamayanların aradığı “insanlardı” cenazesine katılanlar…Çünkü bizler, onu her haliyle çok seviyorduk
İstanbul Üniversitesi Merkez Bina içindeki çıplak kaldırım taşları üzerinde toplanan insanlardı gerçekten Prof. Dr. Çetin Özek’i uğurlayanlar. Çok az insandılar ama vardılar…Geçmişi iyi biliyorlardı. Onların bildiklerini yan yana getirseniz geçmiş tarihimizden kimler utanç duyardı bilinmez ama; insanca yaşamanın, sevinmenin, üzülmenin, korkmanın, bilim adamı olmanın ya da insan olmanın izlerini görebilirdiniz…
Birkaç insan, onun hakkında çıplak kaldırım taşları üzerinde Merkez Binanın ortasında söylenen birkaç söz…Prof. Dr. Çetin Özek için söylenenler arasına sıkışmış kalmış birkaç gerçek… Gerçekler arasında gerçekten Özek’in yüreğini yansıtan duygusallık…
Prof. Dr. Çetin Özek huysuz mu huysuzdu! Geçinmesi çok zordu. Çok sigara içerdi. Çok çabuk kızar ve çok çabuk öfkelenirdi. Hiddetlenince çok bağırırdı. İstanbul Üniversitesindeki törene katılanların çoğunluğu bunları ve bundan fazlasını bilenlerdi. Aslında herkes bilirdi, o çocuk gibiydi. Onun için böyleydi. O insanları çok severdi. Yufka yürekliydi. Çok çabuk kızardı ama sonradan çok üzülürdü yaptıklarına...Çok çalışkandı. Çok disiplinli bir ceza hukukçusuydu. İnsancıl ceza hukukunun ne olduğunu öğreten oydu. Kimsenin görmediğini görürdü. ® harfini söyleyemezdi. Çok şık giyinirdi. Neşeli bir hocaydı. Derste öğrencileri karşısında ceketinin önünü iliklerdi. (1) Numaralı amfideki söylevleri çok coşkuluydu…
İnsandı…
İşte böyle biriydi. Üniversitedeki törende konuşan Prof. Dr. Uğur Alacakaptan, "Çetin, bizim kuşağımızın ceza hukukçularının en iyisiydi" dedi. En iyisiydi gerçekten…
Düşünce ve ifade özgürlüğünü, halkın bilgi edinme hakkı ile basın özgürlüğü arasındaki ilişkinin ne olduğunu o öğretti…
Dr. Çetin Özek imzasıyla yazılmış olan “Türkiye’de Laiklik – Gelişim ve Koruyucu Ceza Hükümleri” adlı eseri İstanbul Üniversitesi’nin 960, Hukuk Fakültesi’nin 200 nolu kitabı olarak İstanbul’da 1962 yılında Baha Matbaasında basılmıştır. Doktora tezidir.
Özek’e göre; Türkiye’de laiklik temel bir Anayasa kuralıdır. Siyasi müesseseler laik bir düzen içinde kurulmuştur. Özek’in “gelenekçi” olarak adlandırdığı “mürteci-gerici” kesim laikliğe karşıdır. Bu nedenle gelenekçilerin laik düzene karşıt olan davranışları ceza hükümleri ile cezalandırılmalıdır. Çünkü; “Her devlet düzeni bir takım ideolojik prensiplere dayanır.Bu ideolojik prensipler boş birer kalıp olmakla kalmaz ve müesseselerin şekillenmesinde temel karakter rolünü oynar. Devlet, bu ideolojik karakterleri kendi varlığını, mevcut devlet düzenini korumuş olur. Devlet, siyasi yapıda esas rolü oynayan, sosyal, ekonomik siyasi ve hukuki temellerini korumak mecburiyetindedir. İşte aynı şekildi, laiklik de, devletin siyasi kuruluş tarzının ana temellerinden biridir. İktidarlar, siyasi bütün içinde, laik esaslara göre şekillenmiştir”
Güle güle Hocam. Işıklar içinde yat…
Etiketler: Çetin Özek, TCK