Pazar, Mayıs 05, 2013

GİZLİLİK KÜLTÜRÜNÜN KANUNU


Fikret İLKİZ
Sıra Sayısı 287 olan Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı, Nisan ayı başından beri kanunlaşmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisinin Genel Kurul gündeminde bekliyor.  2008 yılında hazırlanmış ve 2013 yılında gündeme alınan bu Tasarının “genel gerekçesi” beş yıl öncesinin gerekçesidir.
Eskimiş gerekçelerle eski Tasarılar basit bir yenileme yazısıyla TBMM’ne gönderilebilir. Ancak her Tasarı için bu yöntem geçerli değildir. Bu kadar önemli bir Tasarı yeniden gözden geçirilseydi daha iyi olurdu. Bu yöntemin seçilmesinin nedenini bilmiyoruz. Neden Devlet Sırrı Kanunu tasarısının eski haliyle Meclise gönderildiği, bu Tasarının “sırrı” olsa gerek.
Türkiye’nin 2008/2013 arası beş yıllık dönemde toplumsal ve siyasal olayları dikkate alırsanız eğer, Tasarının gerekçesi “eski” ve “eskimiş” durumda. Örneğin 2005 yılında yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu sekiz yıldan beri yürürlükte ve uygulanıyor. Bu “yeni” kanunlarda “sır” veya “gizlilik” ile ilgili olan maddeler yer alıyor ve uygulamada…
Sadece Türk Ceza Kanunu veya Ceza Muhakemesi Kanunda değil, kanunlarda ve 2008 yılından sonra kabul edilmiş olan yeni kanunlarda “gizli kalması gerekli olan bilgi ve belgeler” veya elde edilmesi, açıklanması veya yayınlanması “sır” ya da “devlet sırrı” olarak tanımlanan birçok düzenleme var.
Zaten 2008 öncesinde “sır” ve “gizli” kategorisinde maddeler içeren 75’den fazla kanun vardı. Şimdi ne olacak?  Önceki Kanunlar veya kanuni mevzuat yeni Tasarı kanunlaşırsa yeniden değişecek mi veya değiştirmeyecek misiniz?   
Daha başında Anayasa geliyor. Anayasa değişecek ise eğer 1982 Anayasasının eski hükümlerine göre hazırlanmış olan Tasarının gerekçesi bu kez çok eskimiş olmayacak mı? Çünkü Tasarının Gerekçesi Anayasanın 26 ıncı ve 28 inci maddelerine göre hazırlanmış. Hatta uluslar arası sözleşmelere göre bir Tasarı var karşımızda.
Gerekçeye göre yönetimde “gizliliğin uzun süre egemen olduğu” ama günümüzde “şeffaflığın” önem kazanması nedeniyle “toplumsal denetim ve katılımın artırılması bakımından”  kamu alanındaki sır kavramının yeni ve çağdaş bir anlayışla ele alınmasında zorunluluk bulunduğu belirtilmektedir.
Demek ki 2008 ya da 2013 yılına gelene kadar “yönetim” ya da “yürütme”ye egemen olan anlayış, gizlilikmiş! Kanun olmadığı için işlemlerin çoğu “kanunsuz” olup artık gün ışığında yönetim ilkesi gereği “kamuda” sır kavramını yeniden tanımlamak gerekmiş ve aslında bu süreçte “toplumsal denetim” kısıtlı ve sınırlıymış…
Tersten okuduğunuzda bu sonuca ulaşmak sizce kötü niyetli olmak mıdır? Bazen yapılandan çok daha iyisini istemek, daha demokratik olsun diye çaba göstermek, fikir söylemek kötü niyetse eğer, sorunun yanıtı evettir.  Tasarı şeffaflık diyor, ben gün ışığında yönetim diyorum. Tasarı kamu alanında sır demekle yetiniyor, ben asıl düzenlemenin “gizlilik” ve “sır” alanlarının tümünde yapılması gerektiğini söylüyorum. Tek koşul, demokratik toplum düzeninin gerektirdiği kadar ve demokratik hukuk devleti ilkelerine uygun olan gerekli müdahaleye izin verecek kadar “gizlilik” olacak.  
Tasarının gerekçesinde şöyle yazılı: “Demokratik ülkelerde bilgi edinme özgürlüğü, temel hak ve özgürlüklerin kullanılması bağlamında vazgeçilmez haklardan biri olarak kabul edilmektedir. Bu hak, birçok demokratik ülkede anayasal haklar arasında yer almıştır.”
Ülkemizde de ise yapılan düzenlemeler tersinedir. Bilgi edinme hakkı ile ilgili yasal düzenlemelerin içeriği ve uygulaması “bilgi edinmenin” sağlanması yerine sınırlandırılmasını esas alarak yapıldığından, bilgi edinme hakkı kanunlarla engelleşmiştir. Bilgi edinme hakkının etrafı duvarlarla çevrilidir. Nasıl bilgi edinemeyeceğiniz hakkındaki kanunlarla bu duvarlar örülmüştür.  
Adı “Evrensel İnsan Hakları Bildirisi” (Universal Declaration of Human Rights) olan, BM Genel Kurulunun 10.12.1948 tarih ve 217 (III) sayılı kararıyla kabul ve ilan edilmiş olan Evrensel İnsan Hakları Bildirisi’nin adı “Birleşmiş Milletler Evrensel Bildirisi” değildir. Tasarıya böyle yazmışsınız.  
Tasarının gerekçesinde yazılı “şeffaflık” kelimesinden ne anlamamız lazım bilinmez ama şeffaflık kavramının “uluslararası düzeyde ilk kez 19 uncu maddesinde iletişim özgürlüğü alanında ifade edilmiştir” cümlenizin de düzeltilmesi gerekir. Çok basitçe ifade etmek gerekirse Evrensel İnsan Hakları Bildirisi Madde 19: “ Herkesin görüş sahibi olma ve ifade özgürlüğü hakkı vardır; bu hak, müdahale olmaksızın bir görüşe sahip olma özgürlüğünü ve bilgi ve fikirleri ülke sınırları ile bağlı olmaksızın ve herhangi bir iletişim/(medya) aracılığıyla arama, elde etme / (alma) ve yayma özgürlüğünü içerir.” Hak ve özgürlük böyle tanımlandığına göre, Türkiye’de bu hakkı vermediğinize göre, EİHB’ne dayanamazsınız. Çünkü zaten “şeffaf” olmayı, iletişim özgürlüğünü bile Tasarı gerekçesinde hatalı kullanıyorsunuz. 19. maddede ifade özgürlüğünün çekirdek ve dokunulmaz özü düzenlenmiştir. Sınırlandırma ölçütleri yoktur. O halde 19. maddeye dayanarak insanların ifade özgürlüğüne “sır” ya da “gizlilik” adı altında sınırlandırma getirilemez.
Zaten değiştireceksiniz ama gelelim Anayasanın 26 ıncı ve 28 nci maddelerine…
Tasarı gerekçesinde Anayasanın 26 ncı maddesine atıfla düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlandırma ölçütleri arasında "Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması" ve Anayasanın 28 inci maddenin beşinci fıkrasında ise “devlete ait gizli bilgilere ilişkin (bulunan) her türlü haber veya yazı yazanların, bastıran ve basanların, bunları başkalarına verenlerin bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu tutulacakları” belirtilmiştir. Nitekim Türk Ceza Kanunu “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” başlığı altında Madde 326 ile 339 arasında bu suçları göstermiş. Bu maddelerin çoğunda “Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlara ilişkin bilgi veya vesikalar” sır/gizlilik kategorisine alınmış durumda. Bu tanımı değiştirecek misiniz?
Tasarıya göre; Anayasadaki ve bazı kanunlarda “devlet sırrı ve gizliliğiyle ilgili hükümler” yer almaktadır. Ancak neyin devlet sırrı olduğu, nasıl ve hangi usule göre belirleneceği, yetkili makam ve mercilerin hangileri olduğuna dair yeterli açıklık yoktur. “Bu nedenle 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun konuyla ilgili hükümlerinin uygulanmasında zorluklarla karşılaşıldığı gibi, basın ve yayın araçlarıyla devlet sırrı niteliğindeki konulara ilişkin olarak yapılan yayınlar sonucu devletin güvenliği, iç ve dış siyasal yararları bakımından ciddi tehlikeler ortaya çıkmaktadır.”
Mevzuat yetersizdir. Bu Tasarı ile şeffaf, denetlenebilir, demokratik bir yönetimin sağlanması, devletle vatandaşın menfaatlerinin uzlaştırılması, bireyin bilgi edinme hakkının sağlanması hususlarında devlet sırları ve gizlilik kavramlarına açıklık getirilmek isteniliyor.
Tasarının gerekçesine göre; bilgi edinme hakkı konusunda gereksiz engelleri kaldırmak, gerekli kolaylıkları ve şeffaflığı sağlamak, gereksiz gizlilik kültürüne son vermek için devlet sırları ve gizlilik alanının açık bir biçimde düzenlenmesi amaçlanıyor.
Devletin çok sevdiği “sırlarını” çoğaltma ve koruma içgüdüsünü dikkate alırsanız eğer; hayatımızın bir parçası haline getirilen ve vahim biçimde kanunların zihniyetine sinmiş olan “gizlilik kültürüne” rağmen, ikisi geçici 13 Maddelik bu Kanunla nasıl son verilecek acaba?

Etiketler: , , ,

Pazar, Nisan 28, 2013

DEVLET SIRRININ SIRRI NEDİR?


Fikret İlkiz
Ceza Muhakemesi Kanunun 47 inci maddesinde yer alan düzenlemeye göre; “(1) Bir suç olgusuna ilişkin bilgiler, Devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz.”  
Bu madde yazılı olan devlet sırrı nedir ve neler devlet sırrı sayılı?
CMK’nun 47 inci maddesinin (1) fıkrasının ikinci cümlesine göre; “Açıklanması, Devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek; anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler, Devlet sırrı sayılır”
Türkiye’de devlet sırrı hakkında “özel” kanun var mıdır?
Ceza Muhakemesi Kanunun 47 inci maddesinde “devlet sırrı” tanımı vardır ama devlet sırrı hakkında kanun yoktur. Ama şimdi Kanun geliyor.
2008’de hazırlanmış ama kanunlaşmamış olan Tasarı 21.10.2011’de yenilenmek suretiyle TBMM gündemine getirildi. “Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484)” verilmiştir ve Tasarının Sıra Sayısı 287’dir. Dolayısıyla 2008 yılına ait Devlet Sırrı Kanunun Tasarısı,  2 Nisan 2013 tarihinden itibaren TBMM’nin 24. Dönem 2. Yasama yılında yeniden gündemdedir.

Tasarının Hükümet Teklifi’ndeki  “Devlet Sırrı” tanımına göre; “(1) Devlet sırrı; açıklanması veya öğrenilmesi, Devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek; anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek ve bu nedenlerle niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgi ve belgelerdir. (2) Birinci fıkra hükmü, demokratik toplum düzeni ve hukuk devleti ilkesinin gereklerine aykırı biçimde yorumlanamaz ve uygulanamaz.” (Tasarı Madde 3)  

Adalet Komisyonunun kabul ettiği metindeki “Devlet sırrı” ise ; “(1) Devlet sırrı, yetkisiz kişilere açıklanması Devletin uluslararası ilişkilerine veya milli güvenliğe zarar verebilecek mahiyetteki gizli bilgi, belge ve kayıtlardır. (2) Birinci fıkra hükmü, hukuk devleti ilkesine ve demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı biçimde yorumlanamaz ve uygulanamaz.”

Komisyonlarda yapılan tartışmaların satırbaşları AB Uyum Komisyonu raporunda yer alıyor. Kısaca belli başlılarına göz atmakta yarar var.

-Devlet sırrı niteliği taşıyan bilgi ve belgelerin ve diğer gizli bilgi ve belgelerin “gizlilik” konusundaki sürelerin ne olacağı tartışılmış ve Tasarı ile getirilen sürelerin uzun olduğu ama mevcut durumda süre konusunda hiçbir sınırlamanın bulunmadığı, buna karşılık Tasarı ile bu keyfi duruma en azından bir düzenleme getirildiği…   

-Devlet sırrı tanımının muğlâk olduğu görüşüne karşılık tanımın muğlâklık içerdiğini ancak bu muğlâklığın oluşturulacak olan Devlet Sırrı Kurulunun fikirleri esas alınarak aşılabileceğinin düşünüldüğü…  

-Devlet Sırrı Kurulunun iktidarın bazı sırlarını örtmede bir araç olarak kullanılabileceği eleştirileri üzerine, Kurulun oluşturulma amacının devlet sırrı tanımındaki muğlâklığın aşılması olduğunu, böyle bir kurulun oluşturulmaması halinde kamu kurumlarının tanımları keyfi bir şekilde yorumlayabileceğini ve ayrıca Kurulun kararlarına karşı yargı yolunun açık olduğu…   

-Kurulun kararlarında sadece yürütme organının unsurlarının yetkili olduğu ve bu durumun yürütmeyi orantısız bir şekilde güçlendirdiği eleştirisi yapılmış. Erkler ayrılığı açısından bilgi ve belgelerin nitelendirilmesinde yetkinin yürütmede olmasının doğal olduğu, mevcut uygulamanın farklı olmadığını, Kurulun kararlarına karşı yargı yolunun açık olması itibarıyla da yargı denetimine tabi olduğu…

-Mahkemelerin bazı bilgi ve belgelere erişiminin engellendiği ve bu durumun yargı yetkisine müdahale teşkil edeceği görüşü ileri sürülmüş. Tasarı hazırlanırken bilgi edinme hakkı ile devletin menfaatlerinin korunması arasında sürekli bir denge gözetilmeye çalışıldığı, ulusal güvenlik ve ulusal yarar gibi devlet menfaatlerinin korunması açısından mahkemelerin bazı bilgi ve belgelere erişiminin sadece Devlet sırrı niteliği taşıyan bazı bilgi ve belgeler için kısıtlandığını, mevcut uygulamada da zaten birçok bilgi ve belgenin mahkemelere gönderilmediği…  

-Tasarının bazı hükümleri ile Ceza Muhakemesi Kanununun bazı hükümleri arasında çelişkiler bulunduğu eleştirisine karşılık Tasarıda CMK’ da ilgili hükümlerinin saklı tutulduğu…  

-Devlet sırrı kavramına ilişkin olarak Cumhurbaşkanına ölçüsüz bir yetki tanındığı eleştirisine karşılık, Cumhurbaşkanına tanınan yetkinin sadece Cumhurbaşkanlığı faaliyeti esnasındaki ve Cumhurbaşkanlığı faaliyetine ilişkin bilgi ve belgeler için geçerli olduğu…

Acaba CMK’daki “devlet sırrı” tanımı varken Tasarının kanunlaşması halinde, saklı tutulduğu ileri sürülen CMK’da hükümler ile devlet sırrı tanımı ve diğer düzenlemeler arasında nasıl bir uyum sağlanacak veya nasıl bir uyumsuzluk ortaya çıkacak? Mahkemelerde “bir suç olgusuna ilişkin bilgiler” devlet sırrı olarak gizli tutulamayacağına dair CMK’daki düzenleme ile Devlet Sırrı Kanundaki düzenlemeler çatışırsa ne olacak?

Prof. Dr. Çetin Özek’e göre “Sır, bilmek hakkı olan kişiler dışında kalanların bilgiye ulaşamaması anlamına gelir.” (Daha geniş bilgi için bakınız Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkına adlı kitabı sayfa 61-71 arası. Alfa Yayınları. Eylül 1999)
Sayın Özek’in değerlendirmelerine göre, demokratik düzenlerde siyasal gücün bireylerden saklayacakları bir şey yoktur ve olmamalıdır.
Bilgilenme hakkının sağlanması yoluyla “bilgilenmiş birey” ve sonrada “bilgilenmiş toplum” ortaya çıkar. Süreç “saydam yönetimi” yaratır. Bu nedenle bilgi edinme hakkını sağlayan kitle iletişim araçlarının bağımsızlığı, korunması ve doğru bilgilerin, saptırılmamış gerçeklerin yaygın biçimde “haber” olarak, bilgi olarak toplumda dolaşımı; çoğulcu demokratik yaşamın en önemli etkenlerinden birisi olarak karşımıza çıkar.
Görüş edinme hakkına sahip bireylerden oluşan bir toplumun sahip olacağı toplumsal bilgilenme hakkı demokratik toplum düzeninin olmazsa olmaz koşulu olan ifade özgürlüğünün, gerçekleri öğrenme hakkının benimsenmesi ve uygulanmasıyla mümkündür.
Eleştirmek yerine “devlet sırrı” nedir sorusuna yanıt aramak ve tasarıyı kamuoyunda tartışmaya açmakta yarar yok mudur? Tasarı buysa eğer; üzerinde görüş oluştursak nasıl olur?

Acaba yapılacak olan kanunla demokratik hukuk devletinde devlet sırrının ne olduğuna kim veya kimler karar verecek ve bundan sonra hayatımızda neler “sır” olacak?

Etiketler: , , , , , ,

Pazar, Ocak 10, 2010

"DEVLET SIRRI"

Av. Fikret İLKİZ

Demokrasilerde gün ışığında yönetim iki unsura bağlıdır. İlki bireylerin bilgilenme ve gerçekleri öğrenme hakkının sağlanması, diğeri ise sır alanının sınırlandırılmasıdır.

Eski CMUK’da yoktu ama yeni Ceza Muhakemesi Kanunu “devlet sırrı”nı tanımladı.

Ceza Muhakemesi Kanunun 47 inci maddesine göre bir suç olgusuna ilişkin bilgiler, devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz.

Devlet sırrı nedir?

CMK’ ya göre “açıklanması, devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek; anayasal düzene ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikte bilgiler devlet sırrı sayılır”. (Madde 47)

Devlet sırrı olan bilgilere sahip herhangi bir tanık, sadece mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından zabıt kâtibi dahi olmaksızın dinlenecektir. Hâkim veya mahkeme başkanı, daha sonra, bu tanık açıklamalarından sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgileri tutanağa kaydettirecektir.

Cumhurbaşkanı eğer tanık olarak dinlenecekse; sırrın niteliğini ve mahkemeye bildirilmesi hususunu Cumhurbaşkanının kendisi takdir eder.

Prof. Dr. Çetin Özek’in tanımıyla, “Sır, bilmek hakkı olan kişiler dışında kalanların bilgiye ulaşamaması anlamına gelir”.

Suç olan bir şey aslında sır sayılamaz, sır olamaz…

İfade özgürlüğü, sadece yazı yazmak veya düşündüğünü söylemek değildir. İfade özgürlüğü, bilgiye ve habere ulaşma hakkıdır ve ifade özgürlüğü içinde “bilgi edinme” hakkı da vardır. Çetin Özek’e göre düşünce ve ifade özgürlüğünün ön koşulu olan bilgi edinme hakkının ve saydam bir devletin önündeki en büyük engellerin başında “sır” ve “gizlilik” kavramları gelir. (Çetin Özek. Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkına. Alfa Yayınları.Eylül 1999, İstanbul, sf:65.)

Anayasada bilgi edinme hakkı, hak olarak yer almamıştır. Anayasada yapılacak değişiklikle “bilgi edinme hakkı” anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır.

Anayasada yoktur ama 2003 yılında kabul edilen 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununa göre herkes bilgi edinme hakkına sahiptir (Madde 4). Bu kanunun amacı demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkının kullanılmasına dair esas ve usulleri düzenlemektir.

Ancak açıklanması halinde devletin emniyetine, dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine açıkça zarar verecek ve niteliği itibariyle devlet sırrı olan gizlilik dereceli bilgi veya belgeler, bilgi edinme hakkı kapsamı dışındadır. Aynı kural sivil ve askeri istihbarat birimlerinin görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi ve belgeler içinde geçerlidir.

Başvuru yapanın istediği bilgi veya belgelerde “gizlilik dereceli” veya “açıklanması yasaklanan bilgiler” ile açıklanabilir nitelikte olanlar eğer birlikte bulunuyorsa ve bunlar birbirlerinden ayrılamıyorsa; gizlilik dereceli veya açıklanması yasaklanan bilgiler çıkarıldıktan sonra verilecektir (Madde 9).

Sırlar ve gizlilik kavramı ve “devlet sırrı” yine tartışma konusu…

Devlet sırrı nedir, neyin devlet sırrı olduğunu kim belirleyecektir? Gizli kalması gereken bilgi ve belgeler nelerdir? Devlet sırrı yasal olarak düzenlenmelidir.

Devlet sırrı tanımı; tam olarak nedir sorusuna yanıt verecek bir tanım yapılmamıştır ama “sır” ve “devlet sırrı” kavramı hep vardır. Bu kavramlar arasında “gizli bilgi”, “gizlilik dereceli bilgi”, “açıklanması yasaklanan bilgi”, “gizli kalması gereken bilgi” de vardır.

Çetin Özek’e göre; “devlet sırrı”nın niteliğini şu unsurlar belirlemektedir:

a) Kabul edilebilen “devlet sırrı”, niteliği nedeniyle sır sayılması gereken bilgidir. Ulusal savunmaya, uluslararası ilişkilere, demokratik düzeni korumaya yönelik bilgi örnek gösterilebilir.
b) Yönetsel gücün kararıyla “devlet sırrı” saptaması genel olarak, demokratik anayasal düzeni korumaya yönelik ve sır sayılması zorunlu bilgiler için “kabul edilebilir”. Bu saptama da yargı tarafından yapılır.
c) Devlet sırrı ile ulusal savunma güvencesi arasında nedensel bağlantı olması gerekir.
d) Tarihsel olguların, diplomatik ilişkilerin ve bilimsel bilgilerin sır olmayacağı kabul edilir.
e) Hukuka aykırı eylemler “sır” sayılmaz.
f) Sırrın, kitle iletişim araçlarıyla açıklanması, eğer somut tehlike yaratmıyorsa suç sayılmaz.
g) Bireyin kendisine ait bilgi, bilginin niteliği ne olursa olsun “sır” sayılmaz.
h) Bilgilenme hakkı üstün değerde olduğu için, sansür niteliğinde, haber vermek hakkını sınırlayan, “devlet sırrı” saptaması yapılamaz.
i) “Bilgilenme hakkı”nın, devlet sırrı iddiasına karşı korunması da gerekli görülmektedir. Diğer bir deyişle, “bilgilenme hakkı”na güvence yöntemleri uygulanmaktadır. ( Prof. Dr. Mehmet Semih Gemalmaz. Araş. Gör. Haydar Burak Gemalmaz. Türkiye’de Bilgi Edinme Düşünce – İfade ve İletişim Mevzuatı. Yazıhane Yayınları. İstanbul. Sayfa 248–249)

Demokratik ve saydam bir yönetimde, asıl hedef kişilerin bilgi edinme hakkının sağlanması için “sır” alanlarının daraltılarak bir yasal düzenleme yapılması gerekirken, aksinin yapılacağına tanık olacağız…

Devletin “sır” alanları genişleyecek, kişilerin bilgi edinme ve gerçekleri öğrenme hakkı sınırlandırılacak…

Etiketler: , ,

Salı, Şubat 27, 2007

SIRLAR İMZAYA AÇILDI

DEVLET SIRRI İÇİN YENİ KURUL

Bakanlar Kurulu'nda "devlet sırrı niteliği taşıyan bilgi ve belgelerin kapsamının nasıl belirleneceği ve bunların nasıl açıklanacağına karar vermek üzere Başbakan'ın başkanlığında Devlet Sırrı Kurulu oluşturulmasına ilişkin" yasa tasarısı imzaya açıldı. Tasarının Başbakan Tayyip Erdoğan 'ın Milli Güvenlik Kurulu'ndaki bilgilerin basına yasıtılmasını "ihanet" olarak değerlendirmesinin ardından kurulda ele alınması dikkat çekti.
Bakanlar Kurulu toplantısının ardından açıklama yapan Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek , Devlet Sırrı Yasa Tasarısı'nın toplantıda imzaya açıldığını söyledi. Çiçek, söz konusu yasanın "devlet sırrı" niteliği taşıyan bilgi ve belgelerle, diğer gizli bilgi ve belgelerin ne şekilde belirleneceği, korunacağı, açıklanacağı ve bu hususlara ilişkin yükümlülükleri içerdiğini söyledi.
Kurulda 4 bakan görev alacak Adalet Bakanı Çiçek, bilgi ve belgelere "devlet sırrı" niteliğinin verilmesi yetkisinin Başbakan başkanlığında oluşturulacak "Devlet Sırrı Kurulu" nda olacağını kaydetti. Çiçek, kurulda, Adalet, Milli Savunma, İçişleri ve Dışişleri bakanlarının da görev alacağını söyledi.
KAYNAK: Cumhuriyet Gazetesi (ANKARA 27 Şubat 2007)

Etiketler: ,