Pazar, Ağustos 06, 2017

Fikret İLKİZ: "KAFKA, DAVA VE AHMET CEMAL GERÇEKLİĞİ"

Ölümün kıyısından dönmedi, yüreği yorgun ve halsizdi…

Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan son yazısından bir önceki 5 Haziran 2017 tarihli "ne garip federico adında olmak…" başlıklı yazısına şöyle başlamıştı:

Bu yıl ölümün kıyılarına yaptığım üçüncü yolculuk.
Ve bir geri dönüş daha.
Ve yine tuhaf bir güven duygusu: "Bu hikâye daha bitmedi…"
Cankurtaranın sirenleri gecenin karanlığını yırtarken bile gücünü yitirmeyen bir duygu: "Bu hikâye daha bitmedi…"
Başlangıçta, iç dünyamda hafiften nabız gibi atarken, henüz soyut adımlarla ilerleyen bir kıpırdanış. İleriye yönelik, sanki yeterince şekillenmemiş bir köprüde el yordamıyla ilerlemeye çabalayan bir duygu: "Daha söyleyeceklerim, söylemem gerekenler var…"


Ahmet Cemal "daha söyleyeceklerim, söylemem gerekenler var" demişti…
Bu yazısının tam orta yerinde General Franco'ya bağlı faşistler tarafından yargılanmadan otuzsekiz yaşında kurşuna dizilen Federico Garcia Lorca için şöyle söylemişti:

"General Franco, Lorca'nın ve İç Savaş'ın ardından daha uzun yıllar yaşadı. Şimdi Madrid yakınlarında, harcı uygar insanlığın sonrasız lanetleriyle yoğrulmuş bir anıtmezarda yatıyor. Yeryüzü yolculuğu otuz sekizinci yılında Franco'nun gözlerini kan bürümüş faşistlerinin kurşunları ile noktalanan Lorca'nın mezarı ise belli değil; çünkü insanlık mimarlıktaki onca ilerlemelerine rağmen, tüm dizelerini insanı her defasında daha da insan kılan sözcükler bestelemek için avuçlarından evrene üfleyen şairlere layık gömütler inşa etmeyi henüz başaramadı."

Güncel Hukuk dergisinin Temmuz sayısında "Edebiyat ve Hukuk" köşesi Can Yayınlarından Franz Kafka'nın "Dava" adlı romanına ayrılmıştı. Çevirmeni Ahmet Cemal

Yeryüzünün insanı, Ahmet Cemal insanlardan ayrıldı… Daha söyleyeceklerini, söylemesi gerekenleri, mutluluklarını, kırgınlıklarını yüklendi ve gitti. Ardında aydınlanmanın ışığınıbıraktı.

Yaşamı insanlığa armağan, eserleri; insanın insan korkusu olmadan yaşayabileceği bir evrene üflenmiş edebiyatın sonsuzluğu gibi…

Nasıl uğurlamalı acaba? Kendi satırlarıyla, kendi yazdıklarıyla, çevirileriyle ve yaşama kattıklarıyla uğurlamalı ve yaşatmalı…

Kafka'nın Dava'sı gündemimizden hiç eksik olmuyor.

Ahmet Cemal, 20. yüzyıldan günümüze dek etkisini hiç yitirmeyen "korku" ile ilişkimizi Kafka'nın "Dava" adlı eserinin Önsözünde "Kafka, Dava ve Gerçeklik" başlıklı yazısında anlatır.

Ahmet Cemal ile vedalaşmadan onun bu yazısının bazı bölümlerini alıntılayarak uğurlamak en iyisi… Ahmet Cemal'in gerçekliği ve insanın insan korkusu hakkındaki Dava'ya Önsöz'den bazı bölümler….

"(...) Kafka'nın eserlerinin tümünde kavramlaştırdığı konu, Camus'nün sözünü ettiği korku'dan başka bir şey değildir. Ve kimi kültür tarihçilerinin savları doğrultusunda, kimi çağların özetleyicisi olan sanatçılar varsa eğer, Kafka da korkunun çağı olan 20. yüzyılı bu niteliğiyle en yetkin düzeyde özetleyebilmiş birkaç yazardan biridir.

(…) Dava, yazarın yukardan beri sözünü ettiğimiz korkusunun yaratı düzleminde en yoğunlaştığı eserlerinden biridir. Romanın kahramanı Joseph K. dünya ile aslında bir sıradanlık ilişkisi içerisindedir; bir başka yönüyle o, her yönüyle bir sokaktaki adam'dır. Her gün düzenli gittiği bir işi, her sabah çıktığı, akşam da geri döndüğü bir pansiyonu, küçük merakları, sıradan tutkuları vardır. Yani hiçbir yönüyle bir kahraman değildir; ama her yönüyle, ya da sırılsıklam insandır. Her şey, bu insanın bir sabah evinde bilmediği bir suçtan ötürü tutuklanmasıyla başlar.

K. ilk başta doğal olarak korkarsa da, bu korkusu zamanla yoğunluğunu yitirir. Hangi suçu işlediğini bilmeden yargılanma sürecine girmesi, çevrenin telkiniyle K.'ya da bütünüyle doğal bir süreç gibi gözükmeye başlar. Aslında kendi "davalı" konumundan romanda ilk söz eden de K.'dır. Kimin tarafından dava edildiğini sorduğunda, daha biraz önce ona tutuklandığını bildirmiş olan ve böylece görevini tamamlamış gözüken kişi K.'ya dava edildiğini söyleyemeyeceğini, daha açık deyişle dava edilenin o olup olmadığını da bilmediğini söyler; evet, tutuklanmıştır, ama doğru olan tek şey, şimdilik budur.

K., gerçi tutuklanmıştır, ama günlük yaşamını sürdürmekte özgürdür. Belki mahkeme, yalnızca onun tutuklanmasını istemiştir; belki de bu tutuklama bir tehdit değil, yalnızca bir uyarıdır. Her ne olursa olsun, K. davayı kendi girişimleriyle yürütmek ister; mahkemenin çok ağır çalıştığı düşüncesiyle, bir an önce mahkûm olabilmek için çare arar. Mahkûm olmak istemesinin nedeni, davadan ancak böyle kurtulabileceğini bilmesidir. Gerçi ressam Titorelli ile yaptığı uzun görüşme sırasında, gerçek anlamda aklanma, görünüşte aklanma ve sürüncemede bırakma gibi yolların da bulunduğunu öğrenmiştir. Ancak, gerçek anlamda aklanma kararını yalnızca hiç kimsenin ulaşamadığı en yüksek mahkeme verebilmektedir; geriye kalan öteki iki yolun ortak noktası ise, Titorello'nun deyişiyle, davalının mahkûmiyetini önlemektir; ne var ki bu K.'ya göre aynı zamanda gerçek anlamda aklanmanın engellenmesi demektir.

Mahkûmiyetin engellenmesi, aklanmanın engellenmesiyle eşanlamlı olunca, tutuklanana tutukluluktan kurtulabilmesi için kendini mahkûm ettirmekten başka çare kalmamaktadır. Kafka'nın burada anlatmak istediği, K.'nın aslında zaten yaşam ya da dünya tarafından tutuklanmış, fakat bunun bilincine hiçbir zaman varamamış oluşudur. Bu, her insan için geçerli olan bir konumdur. Dava'da yer alan bütün ayrıntılar, bu tutukluluğun kanıtlarıdır. Bu bağlamda romandaki mahkeme süreci, yaşam süreciyle eşanlamlıdır; yaşam tarafından tutuklanmış olmaya bir son verme girişimi, yani elde edilecek mahkûmiyet, tutuklulukla birlikte yaşamın da son bulması anlamına gelecektir.

Daha soyut anlatıldığında bu, dünya ile yaşayamayan bir Ben'in, dünyasız yaşama olasılığını seçmesi demektir; ama dünya, yaşamanın onsuz olunamaz koşulu niteliğini taşıdığından, sözü edilen olasılığın seçilmesi yaşamın yitirilmesine yol açmaktadır.

Kafka'nın kahramanının istemediği dünya, en başta sözünü ettiğimiz korku çağının dünyasıdır.
İnsanı insan kılan sözcüklerinle "ne garip federico adında olmak…" başlıklı yazını bitirdiğin ve dediğin gibi, "Peki. Öyle olsun!"

Dava'larla olan sıradanlık ilişkisinde "Kafka, Dava ve Gerçeklik" yazın üzerinden insanlığın insan korkusunu anlamak için çaba göstermeye ve aydınlığını anlamaya çalışacağım Ahmet

Cemal…

Gerçekliğinle yeryüzünden uğurluyorum, ışıklar içinde kal…

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Pazartesi, Ocak 09, 2012

ASIL SORUN 250 VE 251


                                                
                                                                                                                                 Fikret İLKİZ

Türk ceza hukuku “panik mevzuatına” geri dönmüştür. Ceza Muhakemesi Kanununun 250, 251 ve devamı maddeleri artık yargıya tam anlamıyla hâkimdir.

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ hakkında tutuklama kararı verildi.  Tüm siyasetçiler, politikacılar, Hükümetin üyeleri, Bakan’lar, Hükümetin ileri gelenleri konuşuyor. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı konuşuyor.

Herkes, hukuk üzerine demeçler veriyor. Hukuktan anlayan ne kadar çokmuş… Masumluk karineleri, suçsuzluklar, üzüntüler, alkışlar, hesaplar, kitaplar ve hukuk havalarda uçuşuyor…

Avukatlar tutuklandığında, gazeteciler tutuklandığında profesörler tutuklandığında bu kadar çok konuşulmadı, tepki gösterilmedi ama “tersinden” konuşanlar pek çoktu… Çünkü onlara göre, onlar “terörist” sayılıyordu. Özel yetkili savcıların bir bildiği vardır, özel görevli mahkemelerde yargılanacaklar, o halde bir şeyler, deliller vardır zaten, anlayışı hakimdi.

Şimdi “silahlı terör örgütü kurmak ve üye olmak” suçlarının konuşulmasına sıra geldi…

Herkes taraf olduğu için, herkes “tutukluluk” üzerinden bir şeylere taraf olarak bir şeyler söylediği için, sonuç olarak Türkiye’nin ceza hukuku sistemi, bertaraf oldu.

Artık Türkiye’de yargı; “tutukluluk hali”, “tutuklama”, “tutuklanırsın”, “tutuklandı”, “tutuklanacak” gibi kelimelerden kurulu bir yapıya dönüştürülmüştür.  

Kısacası, “tutukluluk hali”, tutukludur. Tedbir falan değildir, cezadır ve cezanın infazıdır. 

Artık, yargıda önce kanuna uygun “sorun” yaratılıyor. Sonra yaratılan sorunun çözümü için “demokrasi gereği” davrandıkları edasıyla çözüm üretiyormuş gibi yapılıyor. Daha sonra da buldukları çarenin yarattığı yeni sorunlar üzerinden “siyasetler” sürdürülüyor…

İnsanların “tutuklulukları” üzerine kurulu bir yargı sisteminde; cezaevindeki tutukluların “özgürlükleri” üzerine politika yapılan ülkede yaşamak demek, siz de tutuklusunuz demektir.

Bu durum biraz da sizin ve benim kabahatim! Dün aldırmadığınız tutukluluk hali süren “tutukluların haline”, dün sesinizi çıkarmadığınız avukatların tutuklanmasına, dün tepki göstermediğiniz gazetecilerin cezaevlerine atılmasına, dün profesörlerin tutuklanmasına, dün gençlerin aylarca tutuklu kalmasına, seyirci kalan kim? Sen ve ben, siz ve bizler… 

Daha da vahimi, size ve bize dokunmadığı için aldırmadığınız bir hukuk sistemini, bu gün sorgulamadığınız takdirde; bir gün sizin için ses çıkaracak kimsenin kalmamasına sebep olmayacak mıyız?      

Artık “korkular” üreten, herkese gözdağı veren ve vicdanı olmayan bir hukuk sistemi üzerinden yaratılan sorunlar yargı sistemini bozmuştur ve toplumda panik yaratmaktadır.    

Yargıda demokratikleşmenin sağlanacağı ve hazırlandığı söylenen “paket” tasarılarla tüm sıkıntıların çözüleceği vaat ediliyor ve bekleniyor! Açıklanmayan, ama Bakanlar kurulunda görüşülerek Meclise sevk edileceği beklenen ve adına “paket” denilen, ama gizli tutulan  “tasarılarla” yargıda “demokratikleşme” ve/veya tutuklulukta geçen “uzun süre”ye çözüm bulunacağı rivayet ediliyor…

Şapkadan tavşan çıkacak… Çok beklersiniz!

Yargı Bağımsızlığı Hakkında Temel İlkeler; Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 29.10.1985 tarih ve 40/32 ve 13.12.1985 tarih ve 40/146 sayılı Kararla onaylanmıştır. (Gemalmaz, M.Semih. İnsan Hakları Belgeleri. Cilt IV. Sayfa 403-413.Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi İstanbul 2000)

“Yargı Bağımsızlığı Hakkında Temel İlkeler” neden kabul edilmiştir?

Çünkü Evrensel İnsan Hakları Bildirisi’ne göre; özellikle kanun önünde eşitlik, masumluk karinesi ilkelerini ve kanunla kurulmuş yetkili, bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından adil ve aleni olarak yargılanma hakkını içermektedir. Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar ile Medeni ve Siyasi Haklar Uluslar arası Sözleşmeleri bu hakların kullanılmasını güvence altına alır. Sadece Türkiye’de değil dünya üzerinde bu ilkelerin hayata geçmemesi yüzünden yargı ile bağımsızlık, yargı ile tarafsızlık, yargı ile temel haklar ve özgürlükler arasında ne yazık ki uçurumlar vardır. Bu uçurumların önlenmesi için kabul edilmiştir.

Her ülkede adalet teşkilatının ve adaletin işleyişinin bu ilkelerden esinlenmesi ve bu ilkelere tam olarak gerçeklik kazandırmak üzere gayret gösterilmesi gerekir. Yargısal görevi ifayla ilgili kurulların, yargıçların, bu ilkelere uygun tasarrufta bulunmak amaçları olmalıdır.

Yargıçlar, vatandaşların yaşamı, özgürlükleri, hakları, ödevleri ve malvarlığı üzerinde nihai kararı vermekle görevli olduklarına göre; Yargı Bağımsızlığı Hakkında Temel İlkeler, tüm Hükümetler, tüm yargı organları ve özellikle adalet adına, hukuk adına hepimiz tarafından, kendi iç hukukumuzda göz önünde bulundurulmalı ve bu ilkelere saygı gösterilmelidir.

Yargı Bağımsızlığı Hakkında Temel İlkeler’den (5) numaralı ilkeye göre;  “Herkes, önceden konmuş hukuki usullere göre yargılama yapan olağan mahkemelerde veya yargı yerlerinde yargılanma hakkına sahiptir.”  

Türkiye’de CMK 250 inci maddesi ile görevli Mahkemeler yargıya egemendir ve olağan dönemde, olağanüstü görevlidir. Cumhuriyet Başsavcılığının CMK.'nun 250. Maddesi ile Yetkili Bölümü vardır ve daha başından itibaren soruşturmalara egemendir. Yazanlar öyle yazdı, kanunu yapanlar böyle kabul etti.

Bu Mahkemeleri ve Savcılıkları kurma görevi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nundur. Referandum yapıldı “evet” dediniz…

Özgürlükler, tutukludur. Yargının yargıları, Yargı Bağımsızlığı Hakkında Temel İlkeler’e aykırıdır.  

Aslında bilinerek ve istenerek CMK’nun 250-251 inci maddeleriyle yargı; olağan dönemde “olağanüstü” bir yargı sisteminin egemenliğine terk edilmiştir ve “panik mevzuatına” geri dönülmüştür.  

Sorun buradan başlamaktadır. 

Etiketler: , , , , ,