Cumartesi, Haziran 17, 2006

I.OTURUM- 2. YARI


Doç.Dr. Osman Kaşıkçı, Atatürk Üniversitesi Erzincan Hukuk Fakültesi, “Gen Teknolojisi ve Etik”

Kaşıkçı, özetle şunları söyledi:

“Artık Genom araştırmalarının ABD’de önemli bir bölümü etik konusuna ayrılmaya başlandı. Düzenlemenin yapılamadığı her durumda, bir süre etik ile idare edilir ama o da olmazsa durum zordur.
Biyoteknoloji alanında etik açısından riskler:
1. Irkçılığa dayalı ayrımcılık: İnsanların hangi ırka mensup olduklarını anlamak mümkün artık genetik ile. Örneğin, İsrael annesi yahudi olmayanları vatandaşlığa kabul etmiyor. Hitler’in yaptıklarını anımsayalım. Bu yüzden yeni devletler, yeni savaşlar türemesi mümkün.
2. Cinsiyet tercihi: Erkek çocuk genellikle daha çok arzu ediliyor. Herkes erkek çocuk yaparsa nüfus dengesizliğini düşünün...
3 Ismarlama çocuklar yöntemi: Toplama genlerle oluşturulan bebeklerin annesi kim, babası kim?
4. İnsan kopyalama:Kim işçi, kim memur, kim amir olacak? İnsanlar kendi kopyalarını yedek parça olarak kullanabilecekler. Kopyaların biri bir suç işlerse, bir kopya baba olursa kimin kim olduğu nasıl saptanacak? İşverenler çalışkan işçilerden kopyalatacak, istilacılar asker üretecek... İşten çıkarılanlar örgütlenip suç işleyecek. Kök hücreden yapılmış marka organ (yedek parçacı) lar türeyecek. Avusturalya’da bir şirkete veirlen patent sonunda ortaya insan ile hayvan arası yaratıklar çıktığı söyleniyor.

Etiksiz değer, yargısız bilim olmaz. Buluş değil, keşif patentlenebildiği halde genlerin patentlenmesi sorun yaratacak. Devlet de genetik danışmanlık büroları açmak zorundadır. Doktordan ayrı olarak teste karar verilirken bağımsızlığın sağlanması için hastaya bilgi vermede bu bürolar yardımcı olmalı. Genetik testlerde kişinin bilme kadar bilmeme hakkı da var. Hekim sır saklamalı. TCK ‘na göre yokedilmesi gereken genetik bilgilerin korunması konusu başlı başına bir sorun oluşturmaktadır.”


Cristina Blohm-Seewald, Lueneburg Üniversitesi,
“Biyolojik Çeşitlilik Konvansiyonunda İnsan Genetik Kaynakları Hakkındaki Düzenlemeler”

“Genetik kaynaklarla erişim ve yararların paylaşımının yasal düzenlenmesi hayati önem taşıyor. 'CBD koruması' diye adlandırılan, 'Biyolojik Çeşitlilik Konvansiyonu' (UNEP / CBD -The Convention on Biological Diversity' http://www.cbd.gov.tr ) çerçevesinde uygulanan rejimde ‘insanlar, biyolojik çeşitliliğin bir bileşeni değildir’ denilerek insana ait genetik materyeller erişilebilir bilgi olmaktan çıkarılmıştır. İnsanlığın tanımı da evrim geçirmektedir. ‘Homo saphiens: species, Homo: genler, Familya:Hominiade’ gibi tanımlamalardan sonra birkaç kere daha tanımlama ('taxonomy')teşebbüsünde bulunulmuştur. Ancak bunlar CBD düzenlemesiyle uyumlu değildir. Üye devletler aslında kendi ülkeleri içinde bu bilgilere erişimde serbesttir. GATT Sözleşmesinde de insana ait genetik materyal kapsam içi bırakılmıştır. İnsan genetik kaynakları hakkındaki düzenlemelerin fikri mülkiyet üzerindeki etkisi ilginçtir. İnsan geninin ticarileştirilmesi etik sorunlar yaratmaktadır. Politik, psikolojik sorunlar da yaratmaktadır. Bu bağlamda Guaymi Davası ilginçtir. Pandilla’ya gelip yerlilerden kan örnekleri toplanmış, bu örnekler Atlanta’ya götürülmüştür. Daha sonra durumun farkedilmesi üzerine Avukat Acosta’nın koruma istemiyle açtığı dava 1993’te ABD Yüksek Mahkemesinde reddedilmiştir. Bu red kararı batılı biyoteknolojik araştırmalar endüstrisinin çıkarlarını dikte eden bir karardır. Endemik genetik kaynakları üzerinde koruma için konu ile ilgili karar verme mekanizmalarına küçük toprak sahibi çiftçiler, yerli halk ve yerel topluluklar ile diğer ilgili grupların etkin katılımı ve konuyu ‘Chartitable Trust’ modeline taşımak gerektir. Böylece bilimsel disiplinler ile hukuk arasında aracılık yapılmış olur.”

Bkz: Timeline of Genetics
http://library.thinkquest.org/C0111983/timeline.html
http://www.awrsd.org/teched/timeline.htm
http://www.cptech.org/ip/health/biotech/

Amedeo Santosuosso, Milano İstinaf Mahkemesi Yargıcı, ENLSC Projesi Direktörü,
“ENLSC Projesi: Yaşam Bilimleri ve Mahkemeler”

Hem yargıç hem akademisyen olan Santouosso, “yaşam bilimleri ile mahkemeler arasında daha yakın bir etkileşime ihtiyaç var” diyerek başladığı sunumunda özetle şunları söyledi:

“Bu genetik biliminin, biyoteknolojik yöntemlerin gelişmesi o kadar da dehşet verici bir durum değil. Bunlar yeni çıkmış da değil. Tıp ile hukukun etkileşimi 200 yıldır zaten var. Bu konuda önce uluslararası anlaşmalar var. Yasal düzenleme sonra gelir. Ülkelere bakarsak, hepsinde standardlar birbirine benziyor. ‘Communis Opinio’; paylaşılan bir dizi standart sözkonusu. Genetik veriler kişisel bilgi babında ele alındığında koruma altında olabiliyor. Ne var ki sıra ‘Biyobank’lara geldiğinde işler karışıyor. Bu bağlamda ortaya çıkan tüm uzlaşmazlıkları kişisel bilgilerin gizliliği kuralları altında çözmek bir yol... Kalıtımla geçen genetik özelliklerin yapısal benzerliği konusunda kavram çatışması istisnai bir durum. Bu konudaki hukuk kaynakları iki çeşit:
Hakimin yaptığı hukuk ve yasal düzenlemeler. Birincisinde daha bilinçli ve dikkatli olmak zorunluğu artıyor ve bu da yeni bir durum. Bilim ise evrensel. Hukuk ulusal. İşte biz Pavia Üniversitesi’nde kurulu ENLSC ('Interdepartmental Research Centre') Departmanlararası Araştırma Merkezi’nde bu ikisini bir arada incelemeye çalışmaktayız...”


Posted by Picasa

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

<< Ana Sayfa