Pazar, Ağustos 24, 2008

"ÇEVRECİLERİN DANİSKASI BAŞBAKAN"

Av. Fikret İLKİZ


Başbakan Erdoğan 22 Ağustos 2008’de Rize Güneysu’da Cuma namazı çıkışında vatandaşlara seslenmiş. Başbakan “Dünyanın çeşitli yerlerinde çevreciler vardır. Bunlara ‘ne yaparsınız’ dersin, inanın ele avuca gelecek bir şey yok. Sadece onların boş vakitlerini değerlendirmek için yaptıkları iş bu.Yarın, gazeteler bunu ‘çevrecilere karşı çıktı’ diye yazacak. Ama ben çevrecinin daniskasıyım” demiş. (Hürriyet 23 Ağustos)

Daniska, Almanya Danzing şehrinin adından geliyor. “En iyi” anlamında kullanılıyor. Meğer çevrecinin “daniskası” Türkiye Cumhuriyeti Başbakanıymış! Aşağıdaki satırlar mahkeme kararlarını uygulamamaktan dolayı sorumlu olduğuna dair çevrecilerin daniskası Başbakan hakkında verilmiş manevi tazminat davalarının daniskası bir karar öyküsü….

Çok eski yıllara dayanan “nişasta” fabrikasını, nam-ı diğer Cargill’i anımsar mısınız? 09.12.1997 tarihli Başbakanlık Yüksek Planlama Kurulu Kararı ile izin verilen nişasta fabrikasının kurulacağı bölgenin tarım alanı olması nedeniyle fabrikanın nitelik ve kapasitesi itibarıyla ağır doğa ve çevre zararlarına yol açacağı için Bursa Barosu başta olmak üzere bir çok çevreci kuruluş ve vatandaşlar Cargill aleyhine açtıkları iptal davalarını kazanmışlardı. Ancak, nişasta fabrikasından yana olan yöneticiler yeni idari kararlar alarak fabrika inşaatı için ruhsat vermişler ve taşınmaz imar planı değişikliklerini onaylamışlardı. Hatta fabrikanın kurulacağı tarım arazileri önce Bursa Büyükşehir daha sonra Gemlik Belediyesi yetki alanı içine alınmıştı. Bayındırlık Bakanlığı da diğer teknik izinleri vermişti zaten.

Davacı Bursa çevreciler yılmadı…Yargı kararlarını işlevsiz kılmaya yönelik bu kararlar hakkında da yeniden iptal davaları açtılar…Yeri gelmişken söyleyelim, Bursa Barosu avukatları, Bursa çevrecileri ve diğer çevrecilerden hiç kimse “boşta gezen” ve “vakitlerini değerlendirmek için çevreci olan” insanlar değillerdir…Neyse; kem söz, kem akçe sahibinindir!

Sonuç olarak 2004 yılında kesinleşen idare mahkemesi kararlarına göre fabrikanın kurulmasına izin veren tüm idari kararlar, imar planları iptal edildiğinden fabrika tamamen izinsiz ve ruhsatsız hale gelmişti ve faaliyetlerine son verilmesi gerekiyordu. Geriye sadece ve sadece mahkemelerin kesinleşmiş iptal kararlarının uygulanması kalmıştı. Davacılar, bu kararları uygulamakla görevli olan tüm yöneticilere yazılı bildirimde bulundu ve iptal kararlarının uygulanmasını istediler. Ama kararlar uygulanmadı.

Bunun üzerine Bursa Barosu Başkanlığı ve diğer davacılar için “yargı kararının uygulanmaması” nedeniyle Avukat Ali Arabacı ve diğer avukatlar kendi adlarına asaleten ve diğer davacılar adına vekaleten manevi tazminat davası açtılar. Davalılardan birisi “çevrecilerin daniskası” T.C.Hükümeti Başbakanı, diğerleri Bakan, Vali ve Belediye Başkanı gibi idarecilerdi. Bursa’daki yerel mahkeme davayı reddetti. Onlar da temyize başvurdu. Yargıtay 4.Hukuk Dairesi Başbakan ve bir kısım diğer davalıları “sorumlu” oldukları için, yerel mahkeme kararını bozdu. Yargıtay’a göre; fabrikanın kapatılması, izinlerin geri alınması yönünde işlem yapmayanlar sorumludur. “Söz konusu fabrika Başbakanlık Yüksek Planlama Kurulu kararı üzerine kurulmaya başlanmış bu karara karşı ve bundan sonraki diğer idari kararlara karşı açılmış olan iptal davaları nedeniyle verilen yürütmeyi durdurma kararları üzerine bizzat davalı Başbakan tarafından imzalanmış olan 6.6.2003 tarihli yazı ile fabrikanın işletilmesine devam edilmesi bildirilmiştir. İptal kararlarının kesinleşmesinden sonraki aşamada ise yapılan yazılı bildirime rağmen iptal kararlarının uygulanması yönünde bir işlem yapmadığı gibi 6.6.2003 günlü yazıdaki görüş doğrultusunda fabrikanın faaliyetine imkan verecek yeni idari ve yasal düzenleme arayışları içerisine girdiği anlaşılmaktadır. Böylece adı geçen üç davalı yetki ve görev itibarıyla idare mahkemesi kararlarını uygulama imkanına sahip iken bunun gereğini yerine getirmemişlerdir.

Başbakan ve diğer davalılar “yargı kararlarının uygulanmamasından doğan zararlardan” şahsen sorumludur.

Davacılar Ali Arabacı ile Cevdet Altun ise; yaşadıkları bölgede kurulmak istenilen fabrikanın verimli tarım alanları içerisinde yer aldığı, böyle bir yerde sanayi tesisi kurulmasının tarım alanlarının azalmasına yol açacağı, doğaya ve çevreye zararlar vereceği düşüncesiyle ve ülkenin vatandaşları özel hayatlarında “sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama haklarının korunması amacıyla” idari davalar açmışlar…Sonuç olarak mahkemeler fabrikanın büyüklüğü ve niteliğine göre tarım alanı içerisinde kurulmasının hukuka uygun olmadığına karar verdi ve tüm imar izinleri iptal edildi. Bu durumda Yargıtay kararında da açıkça yazılı olduğu üzere: “….yapılması gereken kesinleşen idare mahkemesi kararlarının hiçbir surette değiştirilmeden ve gecikmeden uygulanmasıdır. (Anayasa madde 138/4)” Ancak Yargıtay kararında da yazılı çevrecilerin daniskası Başbakan ve diğer idareciler yüzünden “idare mahkemesi kararlarının uygulanması mümkün olmamıştır.”

Yargıtay’a göre davacılar manevi tazminat istemekte haklıdır. Bu olayda zarara neden olan Başbakan ve diğer davalılar “doğan zararlardan” şahsen sorumludur.

Yargıtay 4 Hukuk Dairesi kararına göre; Herkes medeni hak yükümlülüklerinin karara bağlanmasını bir yargı yerinden isteme hakkına sahiptir. (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 6/) Şüphesiz bu hak yargı kararlarının uygulanmasını da kapsamaktadır. Bunun aksini düşünmek yasaların bağlayıcılığı ve hukukun üstünlüğü üzerine kurulmuş olan hukuk devleti ilkesine de uymaz. Davacılar Ali Arabacı, Cevdet Altun, Yahya Şimşek, Cumhur Özcan ve Şenay Özeray zorlu, uzun ve karmaşık bir yargılama sürecine dahil olmuşlar ve yetkililerin lehlerine verilen kararlara uymasını sağlamak için ayrıca uğraşı göstermişler, ancak tüm bunlara rağmen. istedikleri sonuca ulaşamamışlardır. Böyle bir durum hukukun üstünlüğü ile yönetilen devletin temel ilkelerinin ihlal edilmesi anlamına geldiğinden, davacıların medeni hakları kapsamındaki sosyal kişilik değerlerine zarar verildiği kabul edilmeli ve olayın gösterdiği tüm özellikler değerlendirilmek suretiyle uygun miktarda manevi tazminat verilmelidir.” (2007/6404 Esas, 2008/ 7002 Karar ve 26.05.2008 tarih)

Yargıtay 4 Hukuk Dairesinin bu kararı; çevrecilerin daniskası olduğunu vatandaşların gözünün içine baka baka söyleyen Başbakan ve yargı kararlarını uygulamayan diğer merkezi ve yerel yöneticilerin tümüne “şahsen” örnek olacak kararların daniskasıdır.

Etiketler: ,

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

<< Ana Sayfa